Yazarlar Allah hakkında hüsnüzan beslemek ya da Allahı nasıl biliyorsanız O öyledir

Allah hakkında hüsnüzan beslemek ya da Allah’ı nasıl biliyorsanız O öyledir

Faruk Beşer
Faruk Beşer Gazete Yazarı

Cuma yazımızda tevekkülden söz ettik ve tevekkül gerçekten ve inanarak, yakîn bilgi ile Allah’a güvenme ve bu duygularla işini O’na havale edip sonuçtan emin olmadır dedik. Çünkü Allah bizden para mal mülk istemiyor, O’nun hiçbir şeye ihtiyacı yok. Bizden istediği şey, Onu hakkıyla tanımak, kendi ifadesi ile kadrini hakkıyla takdir etmek, O’na şeksiz şüphesiz inanmak ve teslim olmaktır. O’na böyle bir iman besleyip bizden istediklerini yapmamız halinde O’nun da bize yardım edeceğini kesin bilmemizdir. Çünkü O; ‘siz beni anın ben de sizi anayım’, ‘siz ahdinizi yerine getirin ben de ahdimi yerine getireyim’, ‘siz Allah’a yardım edin O da size yardım etsin’, ‘gerçek müminler Allah’a ve Resulü’ne tam inanırlar ve sonra hiç şüphe etmez hale gelirler’ buyurur.

Resulüllah’ın ashabından Ebu’d-derdâ’ya birisi, bana bir tavsiyede bulunur musun dediğinde o bunlardan hareketle; ‘sen geniş zamanında Allah’ı an ki, O da dar zamanında seni ansın’ demiştir. Sağlığında ve bol zamanlarında Allah’ı hiç hesaba katmayan, yani O’nu zikretmeyen, anmayan birisi, hastalığında ve dara düştüğünde O’na yakarırsa ayıp etmiş olmaz mı? Yine de bu, hiç yakarmayandan daha iyidir.

Buradan hareketle sözü özellikle Allah’a karşı hüsnüzan beslemeye getirmek istiyoruz. Kudsî hadiste Allah (cc), ‘kulum beni nasıl sanıyorsa ben öyleyim’ buyurur. Kul, Allah bize yardım eder, imdadımıza yetişir, ihtiyacımızı karşılar, sağlık verir, zafer verir diye düşünür ve bunda kesin kanaat ve sarsılmaz bir iman sahibi olursa Allah da bu kanaati boşa çıkarmaz. Çünkü Allah bütün kemal sıfatlarına sahiptir, bütün kusur ve eksikliklerden münezzehtir. Yani kul kendine düşeni yaptıktan sonra, Allah bana yardım eder diye kesin inanıyor olsun da Allah bu güveni boşa çıkarsın, mümkün müdür? Haşa, bu tavır kemal sahibi Allah’a yakışır mı?

Bu meseleyi dün sabah borç konusunu müzakere ettiğimiz çocuklarıma anlattım. Resulüllah’tan öğrendiklerimle ben kesin şu kanaatteyim ki, kişi geri ödemek niyetiyle borç alırsa, ya da bir şekilde borçlanmış da borcunu gerçekten ödemek istiyorsa, elinden geleni yaptıktan sonra Allah ona kesin yardım eder dedim. Yeter ki, zorunlu ihtiyaçlarından başka lüks harcamalar yapmasın, borcundan rahatsız olsun, kul hakkının ağırlığını düşünsün ve Allah’tan yardım istesin. Allah bu hali kesin ödüllendirir ve hiç ummadığı yerden ona yardım eder, borçlarını ödeme imkânı verir. Çünkü O söz veriyor; ‘Allah’a karşı takvalı olup korunursanız O da size bir çıkış yolu yaratır ve hiç ummadığınız yerden sizi rızıklandırır’ buyuruyor. Allah doğru söylüyor, yeter ki, kul buna gönülden inanabilsin ve Allah’a karşı hüsnüzan beslesin. Bunu yapamıyorsa imanında problem vardır ve kul imanını takviye etmenin yollarını arayıp bulmalıdır. Bunun için de önce böyle bir derdi olmalıdır. Bu da yine imanla alakalıdır. Kulun kula borçlu olması hafife alınacak bir şey değildir. Borç yani deyn, dindir. Deyn ve din, ikisi de aynı harflerle yazılır. Kişinin borcundan rahatsız olması, onu verebilmek için çırpınması, ıstırap çekmesi dindarlığının belirtilerindendir. Borcum borç, bulursam veririm, bulamazsam canımı alacak değil ya, rahatlığı mümine yakışmaz.

Resulüllah’ın vefat etmeden önce söylediği son sözlerinden biri şudur: ‘Allah’a karşı hüsnü-zan besleyin’ (Müslim). Öyle ya, Allah Berr, Rahîm, Kerîm, Latîf, Cevad, Muîn, Rezzak, Fettah, Müfettihu’l-ebvâb değil midir? Hem Allah’ın böyle olduğuna inandığımızı söyleyeceğiz, hem de O’nun hakkında; affetmez, imdada koşmaz, lütfetmez, kapılar açmaz, yardım etmez diye düşüneceğiz, ya da O’nun böyle olduğunu hiç aklımıza getirmeyeceğiz. Bu O’na olan imanımızla zıtlık arz etmez mi? Hüsnüzan beslersek O da bize zannımıza göre mukabele eder, suizan beslersek O da öyle karşılık verir. Demek ki mesele bizim O’nu nasıl bildiğimizle alakalıdır. Olduğu gibi bilirsek O da bunu ödüllendirir.

‘Allah ile karşılaşmayı seven kulu ile karşılaşmayı, Allah da sever’ (Müsned) hadisi şerifi de aynı şeyi anlatır.

Çünkü iman kesin bilgi demektir. İnsan öyle ya da böyle bildiği bir şeye iman etmiş olmaz. En iyi ihtimalle öyle zannetmiş olur. Oysa Allah (cc), ‘müşrikler sadece zannederler ve rast gele atarlar, zan ise hakikat adına hiçbir şey ifade etmez’ buyurur.

Sonuçta hüsnü zannın da anlattığımız o gerçek tevekkülle alakası vardır. Çünkü ancak hüsnüzan edebilen gerçek tevekkül etmiş olabilir.

Abone Ol Google News

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.