Bilindiği gibi Hz. Peygamber'in hayatında “
” diye bilinen bir olay vardır. Efendimiz, Mekke'den Medine'ye hicretinin ilk günlerinde Medine halkının erkek hurma çiçeklerini, meyve verecek olanların üzerine silkeleyerek doğal aşılama yaptıklarına şahit olur. Neden böyle yaptıklarını sorar. Onlar da hurma meyvelerinin kaliteli olması için bunu hep yaptıklarını söylerler. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sa) “
bunu yapmanızın bir fayda sağlayacağını zannetmiyorum
” der. Onlar da hurma aşılama işini bırakırlar. O sene hurmalar cılız ve kalitesiz olur. Hz. Peygamber bunun sebebini sorar. Onlar da, siz öyle buyurduğunuz için biz de aşılamayı bıraktık ve hurmalar böyle oldu, derler. Bunun üzerine Hz. Peygamber; “
benimkisi bir zandan ibaretti. Beni zannımla sorgulamayın. Ama ben size, Allah böyle buyuruyor diye bir haber getirirsem onu alın. Çünkü ben Allah adına asla yalan söylemem
” buyurur (Müslim). Hadisi şerifin yine Müslim'deki ve başka kaynaklardaki diğer bir rivayetinde, “Siz dünya işlerinizi iyi bilirsiniz” cümlesi de vardır.
Bu olay birinci derecede bilgi meselesiyle ilgilidir ve bize göre çok önemli bir noktaya işaret eder ki o da şudur:
Hz. Peygamber'in bütün bilgileri vahiy kaynaklı değildir
. Yaşadığı toplumun birikiminden ve kültüründen de bilgiler edinmiştir. Onun böyle bilgilerinin bir kısmı isabetli olmayabilir.
Ancak hemen arkasından bu zanları, ya doğrudan vahiy, ya da kendisinin vahye dayalı ilhamı ile düzeltilmiştir. Kaldı ki, böyle vakaların sayısı, onun bütün hayatında üçü geçmez ve bunlarda da o yanlış bir yargıda bulunmamış, '
' demiştir. Sonuç itibariyle de onun ister dünyaya, ister dine ait sözlerinde asla bir yanlış yargı yoktur.
Doğruya onun böyle bir yolla ulaşmış olmasının hikmetlerinden biri, insanlığın efendisi ve Allah'ın en seçkin peygamberi olmasına rağmen onda böyle şeyler görülürse, en büyük evliya sanılan insanlarda görülmesi kaçınılmazdır. Üstelik onlarda işin doğrusunu ortaya çıkaracak bir süreç de yoktur ki, sonuçta onların doğruluğundan emin olunsun.
İkinci olarak bu olay
dünyaya ilişkin konularda Hz. Peygamber'in söylediklerinin ümmeti için bağlayıcı olmadığını
, bizzat onun beyanıyla ortaya koymuş olur. Böylece o bilime kapı açmış ve dünyaya sadece onun söyledikleri kadarıyla bakılmasının gerekmediğine işaret etmiş demektir.
Buradan aynı zamanda, onun dünyaya ilişkin konularda, mesela tedavide onun söylediklerini uygulama zorunluluğu bulunmadığı gibi bir anlamı da çıkar. Ancak tekrar etmeliyiz ki, onun her söylediği doğrudur ve mesela o; “
çörek otunda her hastalık için bir şifa vardır
” buyurmuşsa ve bu da gerek kendisi gerekse Allah tarafından yanlışlanmamışsa bu kesinlikle bir hakikattir. Bu hadisi şerif böylece kaldıktan sonra, o bunda isabet etmemiş olabilir diyenler bizce yanlış düşünmektedirler. Çünkü o takdirde bu şüphe dinin her alanına sirayet eder. Ama bu, çörek otu her hastalığın şifasıdır, her hastalığı çörek otuyla tedavi edin anlamına gelmez. Dozunu, zamanını, kullanma şeklini bilebilirseniz bundan da bir fayda görebilirsiniz demektir. Bunları tespit de bilimin görevidir. İşte “
siz dünya işlerinizi iyi bilirsiniz
” sözü buna kapı aralar.
Tedavi sadece maddi araçlarla olmaz, manevi tedavi de önemlidir. Kuranı Kerim'le ve meşru dualarla da tedavi aranmıştır. Bunun sayısız örnekleri vardır. Bunun yanında muska, hamail ve aslı olmayan vefk ve işaretlerle yapılan rukye türü tedaviler ise yasaklanmıştır. Çünkü bunlarda şirke götüren yollar ve inanışlar vardır.
Meseleye bir bütün olarak baktığımızda sadece Hz. Peygamber değil, bütün peygamberlerin sağlıklı yaşamaya önem vermeleri, dinin sağlıkla ve fıtratı korumayla olan ilişkisini anlatması bakımından çok dikkat çekicidir. Bunun için, sadece insanoğlunun değil, bütün bir tabiatın fıtratına ve yaratıldığı gibi kalmasına, fıtratın/doğallığın korunmasına dikkat çekilmiş ve fıtratı bozma bir şeytan işi olarak gösterilmiştir.
Günümüzde hücre kopyalamakla başlayan genetik biliminin ulaştığı noktaların
bu açıdan tartışılması ve felsefesinin yapılması yeni ve hayati bir mesele haline gelmiştir. Bu sebeple bugün her alanda disiplinler arası çalışmalar daha bir önem kazanmıştır. Müslüman hekimler artık meseleye bir ibadet nazarıyla bakmalı ve âlimlerle birlikte çalışmalıdırlar.
İslam tıbbının, bizzat peygamberinin diliyle, çaresi olmayan bir hastalığın bulunmadığını söylemesi,
müslüman hekimler için aynı zamanda bir hedef göstermedir.
Bunun böyle olduğuna inanan müslüman hekim, çaresi bilinmeyen hastalıkların çaresini bulabilmek için çabalayacaktır.
Diğer yönden İslam'da sağlıklı kalmaya bunca önem verilmesinin yanında,
hastalıkların her bakımdan kötü olmadığına, insan için maddi ve manevi bir arınma da olabileceğine dikkat çekilmesi de anlamlıdır.