Katılım bankaları, tenkitler ve teklifler

04:007/12/2014, Pazar
G: 12/09/2019, Perşembe
Faruk Beşer

Konunun borsa ayağına da değindiğimiz bir önceki yazımızı tamamlayalım.Katılım bankacılığı da borsa gibi faizin alternatif kurumlarından biri olduğundan müslümanlar için önemli sayılmalı ve sahip çıkılmalıdır. Bu kurumlar ağır adımlarla da olsa daha iyiye doğru yol almaktadır. Ancak işlemlerinde faizle alışveriş arasındaki çizgi de zaman zaman faiz yönüne doğru kayabilmektedir.Bize göre bugün itibariyle katılım bankacılığının en olumsuz yönü kendi ahlak anlayışını benimseyen bireylerin oluşturduğu

Konunun borsa ayağına da değindiğimiz bir önceki yazımızı tamamlayalım.

Katılım bankacılığı da borsa gibi faizin alternatif kurumlarından biri olduğundan müslümanlar için önemli sayılmalı ve sahip çıkılmalıdır. Bu kurumlar ağır adımlarla da olsa daha iyiye doğru yol almaktadır. Ancak işlemlerinde faizle alışveriş arasındaki çizgi de zaman zaman faiz yönüne doğru kayabilmektedir.

Bize göre bugün itibariyle katılım bankacılığının en olumsuz yönü kendi ahlak anlayışını benimseyen bireylerin oluşturduğu toplum üzerine oturuyor olmamasının yanında, şaz fikirlerle oluşturulup geliştirilmeye çalışılmasıdır. Şaz fikirlerle kastımız, fıkıh tarihinde dile getirilen, ancak ana damar tarafından kabul görmeyen uç ve istisnaî içtihatlardır. Elbette bunların da bir değeri vardır ve onun için bir tarafa kaydedilmişlerdir. Ancak onların merkeze alınması ve sistemin bütünüyle onların üzerine kurulması eksen kaymasına neden olur. Büyük Müçtehit İmam Evzaî (v. 157 H) “Şaz fikirlere tutunmak insanı dinden çıkarır” der. Böyle şâz fikirlerden toplama bir sistem oluşturmaya da telfik denir.

Bu özelliğiyle Katılım Bankalarının işlemleri bazen bey’ul-îne diye isimlendirilmeye müsait görünümler arz edebilmektedir. Oysa Katılım bankacılığı sürekli daha meşru olana doğru yol almalıdır.

Hz. Peygamber’in müslümanların mağlubiyet sebepleri arasında saydığı bey’ul-îne, aslında faizli olan alışverişlerin, tabir caiz ise kılıfına uydurulup şeklen faizli olmaktan çıkarılmış gösterilmesidir. Mesela paraya ihtiyacı olan birisinin bir malı vadeli olarak yüz on liraya satın alıp, aynı mecliste satıcıya yüz liraya peşin satması bunun örneklerindendir.

Şaz ve telfik fikirlerin en çok görüldüğü alan, Katılım Bankalarının da en büyük çalışma alanı olan murabahadır.

Murabaha aslında faiz olanla olmayan arasında kesişen bir küme durumundadır ve uygulayanların iradesine bağlı olarak suiistimale müsaittir.

İşte şâz görüşler derken mesela murabahaya cevaz vermediği için Malikî mezhebi devre dışı bırakılırken, gıda maddeleri dışında satılan malı teslim alma şartı aramadıkları için bu konuda onların görüşü tercih edilir. Bu durum farklı markalardan toplanan yedek parçalarla yeni bir araba yapmaya benzer.

Şube müdürlerine ve personele belli bir işlem hacmine ulaşma zorunluluğu getiren sistem aslında onları murabaha üzerinden Bey’ul-îne sayılabilecek fon kullandırmaya zorlamaktadır.

Bununla birlikte katılım bankalarının murabaha dedikleri uygulama ile klasik İslam fıkhındaki murabahanın tamamen aynı şeyler olmadığına da dikkat çekmek gerekir.

Bunlara bağlı olarak Katılım bankacılığı ar-ge çalışmalarını ekonomik kazançlarını daha da artırma ve diğer bankalarla rekabet edebilme konularında yoğunlaştırdıkları ve cevaz sınırını daha da genişletme imkânları aradıkları görünümündedirler. Bu özellikleriyle faizli bankacılığa doğru evriliyor oldukları düşünülebilir.

Bu makas kaymasını önlemek için:
Teklifler
Katılım bankalarının Fıkıh danışmanları kendi özel seçtikleri kişiler olmamalı, aksine bağımsız bir fıkıhçılar ve dindar bankacılar topluluğundan oluşmalıdır. Caiz olmayanı ayıklayabilmek sadece fıkıhçıların başarabilecekleri bir iş değildir. Aksi takdirde ısmarlama fetvaların oluşması kaçınılmazdır.

Malezya ve Körfez ülkeleri uygulamalarında var olan ‘Meşruiyet Kurulu’ benzeri bir yapı oluşturulmalı, bu yapı İslamî standartların belirlenmesinde düzenleyici kurumlara ve İslamî bankalara bağımsız danışmanlık hizmeti vermelidir.

Katılım Bankalarının Bankacılık Kanununa tabi olmaları güven sağlayıcı olmakla birlikte birçok problemi de beraberinde getirdiği anlaşılıyor. İslami bankalar faizli bankalar için hazırlanan şablona uydurulmaya çalışılmamalıdır.

Kullanılan kavramlar hızla faizli bankacılık literatürüne kayıyor görünümündedir. Banka, kredi, mevduat vb. özü itibariyle faizi akla getiren kavramlar katılım bankacılığının da kavramları haline gelmiş durumdadır. Banka kavramı bile bizce başlı başına bir problemdir. Oysa bunlar tamamen İslam fıkhının kavramlarıyla anlatılmalı ve faizsiz bankacılık literatürü mümkün olduğunca ayrı oluşturulmalıdır.

Kullanılan dilin ve kavramların, zamanla işin özüne etki etmemesi mümkün değildir. Mesela haram ile yasak farklı şeylerdir.

Mevzuat altyapısında Malezya modeli örnek alınabilir. Malezya modelinde ikili bir kanun ve düzenleme uygulaması vardır. Faizli bankaların kanunu ayrı, İslami bankalarının kanunu ayrıdır. Bu kanunlara bağlı tali düzenlemeler de tabiî olarak ayrı olunca bu kurumların kendi işlevlerini daha iyi görebilmesi ve özgün olmaları sağlanmış olur.

Twitter: @farukbeser.co
#katılım bankaları
#faruk beşerin yazıları
#yeni şafak köşe yazarları