Tekfir, acizlere ve hatalılara bulaşır

00:0028/09/2014, Pazar
G: 12/09/2019, Perşembe
Faruk Beşer

Ehlisünnet ile diğer mezhepler arasındaki en önemli farklardan biri tekfir meselesidir. Ehlisünnet, küfrü açık olmayan insanları en küçük ihtimalleri bile hesaba katarak tekfir etmez. Düşünceleri bozuk olsa bile onları kâfir değil ehli dalalet sayar.Şunu da bilmeliyiz: Ehlisünnet, herhangi bir mezhep değildir. Hz. Peygamber ve onun arkadaşlarının inandığı gibi inanmanın, yaşadığı gibi yaşamanın adıdır. "Selef" de böyledir. "Selef-i salihîn" dediğimiz ilk üç nesil bir mezhep değil, Hz. Peygamber"in

Ehlisünnet ile diğer mezhepler arasındaki en önemli farklardan biri tekfir meselesidir. Ehlisünnet, küfrü açık olmayan insanları en küçük ihtimalleri bile hesaba katarak tekfir etmez. Düşünceleri bozuk olsa bile onları kâfir değil ehli dalalet sayar.

Şunu da bilmeliyiz: Ehlisünnet, herhangi bir mezhep değildir. Hz. Peygamber ve onun arkadaşlarının inandığı gibi inanmanın, yaşadığı gibi yaşamanın adıdır. "Selef" de böyledir. "Selef-i salihîn" dediğimiz ilk üç nesil bir mezhep değil, Hz. Peygamber"in inanma ve yaşama biçimini sürdürenlerdir. Bugünkü Neo-Selefiler ise bir mezheptirler ve Selefi salihinden çok farklı yönleri vardır. En önemli farkları da tekfir konusundadır. Bunlar Selef-i salihinde hiç olmadığı biçimde kendileri gibi olmayanları tekfir ederler. Kendileri de bir mezhep olmalarına karşılık, paradoksal biçimde mezheplere de karşı olduklarını söylerler.

Ne yazık ki, bu durum günümüzün bazı tarikatlarında ve cemaatlerinde de bolca vardır ve gittikçe artma eğilimindedir. Tekfiri kolay ve bol olanların Selef akidesinden uzak olduklarını rahatlıkla söyleyebilirsiniz. Bu çok önemli bir göstergedir.

Tekfir hastalığı Müslümanlar arasında bölünmeyi, tefrikayı ve düşmanlığı sonuç verir. Çünkü bu konuda duygular, aidiyetler ve ideolojik tavır devreye girerse sizin gibi olmayan herkes yoldan çıkmış olmuş olur.

Bu sebeple müminler şu kuralı tekrar hatırlamalıdırlar: Küfrü kesin olmayan birisine mümindir, demekle yapılacak hata, kâfirdir demekle yapılacak hata yanında çok küçük kalır. Varsın Şair Nef"i"nin dediği gibi olsun:

Müftü bana kâfir demiş, ben de ona diyem Müslüman

Lâkin varıldıkta ruz-ı mahşere, ikimiz de çıkarız orada yalan.

Ama şunu diyebiliriz: Kişi küfrünü açıkça ilan etmedikçe biz onu kâfir sayamayız, ama bazı fiillere ve sözlere küfür diyebiliriz. Sözün ya da fiilin küfür olmasıyla, onun sadır olduğu kişinin kâfir olması farklı şeyler olabilir. Mesela faizsiz bir ekonomi olamaz, faiz bu gün kaçınılmazdır demek küfürdür. Ama bunu diyen insan kendisini mümin olarak tanımlıyor, Allah"a ve Rasulü''ne inanıyorsa ona küfür hükümleri uygulanamaz. Allah katındaki durumunu ise biz bilemeyiz.

Belki Hz. Peygamber"in şu ölçüsü bu noktayı açıklar: "Kim bizim namazımızı kılıyor, kıblemize dönüyor, kestiğimizi helal sayıyorsa o Müslümandır; bize ne varsa ona da vardır, bize ne yoksa ona da yoktur" (Buhari). Oysa bugün pek çok grup, kendileri gibi düşünmeyen, ama abdestli namazlı diğer grupları ya da kişileri tekfir ediyorlar. Onların durumunu da şu hadisi şerif açıklıyor olabilir: "Bir adam kardeşine kâfir derse, ikisinden biri kâfirdir; dediği insan gerçekten kâfirse kâfir odur, değilse diyen kâfir olmuş olur" (Müslim).

Ama bir söz ve bir fiil ki, açıkça küfürdür, onun sahibini kâfir yapacağı da açıktır. Mesela, zorlama olmaksızın bir putun önünde secdeye kapanma böyledir. Küfrü açık olana mümin demek de küfürdür.

Şu ölçüye bakın: "Ey müminler! Siz Allah için yola çıkmış iseniz size selam veren birisine, sakın sen mümin değilsin, demeyin" (4/194).

Bundan şunu da anlayabiliriz; tekfirin önüne geçmek için herkes herkese selam vermelidir. Ona selam verirken sen onu mümin kabul etmiş olursun, o da selamını alırken seni mümin kabul etmiş olur. Böylece kardeş olursunuz. Selamın müslümanlar arasında ne mühim bir parola olduğu da anlaşılıyor. Oysa bazı mümin kardeşlerimize selam veriyoruz, "meraba" diye karşılık veriyorlar. Daha önce yazdığımız "Selam Deyip Geçmeyin" başlıklı yazımızı da okumalısınız.

Mesele bitmeyecek, hem fıkıh hem akide konusunda önemli olan şu kuralı da zikredip kalanı sonraya bırakalım:

"Lazım-ı kavil kavil değildir", denir.

Yani kişi söylediği sözle hesaba çekilir. Senin sözünden şu lazım gelir deyip sözünün lazımı ona isnat edilemez. Mesela, "ben senin inandığına inanmıyorum" diyen birisine; "benim inandığım Allah"tır, demek ki, sen Allah"a inanmıyorsun, kâfirsin, senin sözünden bu lazım gelir" denemez. Ya da bana firavun dedi, firavun kâfirdir, demek bana kâfir dedi. Bir mümine kâfir diyen de kâfir olur, o halde o kâfirdir demek yanlıştır.

twitter.com/farukbeser