Bir gören olacak. Görmesiyle ben rezil kepaze…
Ne derler? Hoca’nın yanında bir yeni yetme.
Çeri çöpü fotoğraflayan bir sünepe.
“Sapık var!” diye bağıran olsa. Hani kim demezler, yapışırlar yakamıza.
Niye sapık mı desinler? Çöp tenekesinin kenarına bırakılmış bir kadın çantasını bu kadar şevk ile fotoğraflayana ne denir! Atakan kendini Nihat Odabaşı sanıyor zahir. Fotoğrafladığı bir kadın çantası değil de sanki dünya çapında bir model.
TÖVBE!
Erkeklerin kadın çantası merakına dünya kupası zamanında şu Fas asıllı İspanya milli takımında oynayan… Neydi adı? Lavel, Yavel… Yok değil. Neydi adamın adı? Adam dediğim de dünkü çocuk.2007 doğumlu, ağabeyimin küçük oğlu ile yaşıt. Milyon dolarlık ayakların sahibi. Ağabeyimin dünyasına ellerin oğluna bir de bizimkilere bak hasedi üzerinden girdi ama benim dünyama girişi Vera yüzünden. Futbolcu olarak haberdardım tabi. Ama hayat hikayesine mesafemin kısalması yedikleri içtikleri yüzünden ille de omzuna taktığı o kadınımsı çantalar yüzünden. Hatırladım. Lamine Yamal.
Dünya Kupası zevkimi imha ettiler, bir tarafta milli takım hezimeti bir tarafta Vera’nın çanta zevki. Vera bağırıyor “Bak bunu görmen lazım. Adam milyonluk kadın çantaları taşıyor omzunda” diye. Beni videoya kilitleyip çocuğun çanta zevkini anlatıyor telefonda, kime anlatıyorsa...
Sormadım o zaman, kiminle konuşuyorsun diye. Kiminle konuşuyorsun diye soracağıma “Erkeklerin kadın çantası takması ne zamandır makbul ve muteber oldu?” dedim. “Aman sende” dedi geçti. İzaha lüzum bile görmedi.
Ben dünya kupasını seyrediyorum, Vera bu Yamal magazinlerinin peşinde. Derken bir akşam eve dönerken, “Kadın çantası ne zamandır erkeklerin omuzunda dolaşır oldu?” dememin üstünden daha üç vakit geçmeden ne göreyim. Bizim 24 numara, Vera’nın halasının ikonik çantasının ikizi bir çantayla sallanarak yürüyor.
Hadi o öyle bu böyle de çöplükteki kadın çantasını fotoğraflamak ne! Şuradan eve dönsem, “Bak Atakan, senle bu yol bitmez. Zaten randevuma da geç kalacağım bu gidişle, geç kalacağıma hiç gitmem daha iyi” desem. Ortada randevu filan olmadığına göre benim açımdan bir sıkıntı olmaz da Atakan’ın nezdinde imajım yerle bir olur.
Aman ne diye onun nezdindeki görüntümün peşine düşüyorum. Adam çöpe bırakılmış eski bir kadın çantasını dünya çapında fotoğrafçı edasında, sağından, solundan, yukarısında, aşağısından fotoğraflıyor.
Yok bunu burada bırakamam. Muhakkak öğrenmem lazım. Fotoğrafı Nedim’e gönderip “Sizin için getirebilirim” dese şaşırmayacağım kadar şaşkınlık limitim doldu.
Neyse nihayet bitti sanatkârane çöplük çekimi. Bir şey sorma Ahmet. Sorma, bırak nereden anlatacaksa anlatsın.
Çanta arkamızda kaldı, dakikalardır çanta için durmamışız gibi Atakan’da tık yok. Bu kadar bekledik seni, insan bir açıklama yapar değil mi?
-Eee Atakan?
-Eee derken hocam?
-Bu çekimlerle fotoğraf yarışmasına mı katılacaksın?
-Yok hocam, Nedim Hoca’ya yardım olsun diye...
(Yardımlaşma boyutları ölçek değiştirmiş anlaşılan.)
-Aparman ahalisi olarak seferberiz. Çöplükte karşımıza çıkan her türlü objeyi derhal fotoğraflıyoruz. Fotoğrafladıktan sonra isim verme kısmı çok önemli tabi.
-Kulağına ezan da okuyor musunuz?
-Anlamadım hocam.
-İsim koyulurken ezan da okunur ya...
-Güzel espri. Müsaadeniz olursa Nedim Hocam ile paylaşmak isterim. Ah Nedim Hoca demişken… Hoca bana bir video göndermiş.
-...
-Hocam bekletiyorum ama... Durup bakmam lazım. Nedim Hoca acil koduyla…
(Ya sabır! Neyse ki az kaldı istasyona. Durup baksın. Biz de mesai arkadaşlarımızı iletişimci zannediyorduk. Bunlar düpedüz organize işlermiş. Her şey var bunlarda. Envaı çeşit proje. Gün batımı gurupları bunlarda, çöpteki nesneleri fotoğraflayıp yayınlamak bunlarda. Nedim, olmayan İngilizcesi ile uluslararası mecralarda neler yapıyormuş neler. Acil koduyla ne yumurtladı acaba?)
-Şey Hocam, eve dönelim mi? Yani sizin eve. Ya da şurada bir yere oturup bir soluklanalım. Yani derin derin nefes alalım.
(Acil kodu ile gönderilen video çok mühim demek ki. Çocuğun yüzü gözü attı.)
-Bak şuradaki pastanenin magnolyası çok güzeldir. Yanına kahve de ısmarladık mı... Nefeslenirsin.
-Şey Hocam… Benim değil, sizin kendinizi iyi hissedeceğiniz bir zemin, zaman inşa edelim. Yani şey…
(Vera sırra kadem bastı. Okul sözleşmemi yenilemedi, bir de benden tazminat talep ediyormuş. Sırada ne var acaba? Dik dur Ahmet. Eğilme, bükülme. Sen koluna yara dövmesi yaptıranlara inat yaranın üstüne hançer çizdir. Gelsin bakalım gelmekte olan.)

