Cumhuriyetçiler’in 3 Kasım’daki ara seçimlerde Amerikan Kongresi’nin her iki kanadını da kaybetme ihtimalleri her zamankinden daha güçlü görünüyor. ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattıkları savaşın Amerikalıların gündelik yaşam maliyetlerini arttıran ekonomik sonuçları hâlâ giderilebilmiş değil. Demokratlar’ın elini güçlendiren en önemli koz da bu. Diğer yandan morali bozuk Cumhuriyetçi seçmenlerin sandığa gitmeyebileceklerine dair işaretler de var.
Cumhuriyetçiler’in kalesi Teksas’ta 1988’den bu yana Demokratlar senato koltuğu kazanamadı. İlk defa bu seçimlerde Demokrat adayın kazanma ihtimali var. Anketler Demokrat adayı Trump’ın desteklediği adayın önünde gösteriyor. Trump 2024’te Teksas’ta Kamala Harris’e karşı 14 puan farkla kazanmıştı. Perşembe günü sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Trump, Teksas’ın kaybedilmesinden Senatör John Cornyn ve meşhur stratejist Karl Rove’un sorumlu olacağını söyledi. Bu iki isim şimdiden “günah keçisi” oldular.
Cumhuriyetçi senatörlerin 20 yıldır koltuklarını koruduğu Güney Karolina’da yarış neredeyse baş başa gidiyor. Cumhuriyetçi Parti’nin en şahin isimlerinden Senatör Lindsey Graham Temmuz 2026’da sürpriz şekilde hayatını kaybetmiş, yerineyse görev süresini tamamlamak üzere kız kardeşi Darline Graham atanmıştı. Lindsey Graham girdiği son seçimde Demokrat rakibini on puan farkla mağlup etmişti. Darline Graham ise rakibine karşı çok az farkla önde.
Kardeşi Lindsey gibi sıkı İsrail yanlısı olan Darline Graham yaptığı konuşmalarda“İsrail’in yanında durmamız gerektiğine tam olarak inanıyorum. İsrail’e zarar vermek ve saldırmak isteyenler, bizim de peşimize düşecekler” diyor. Yükselen benzin fiyatları başta gelmek üzere savaşın yol açtığı ekonomik sonuçlar bu eyalette de derinden hissediliyor. Bu yüzden Demokrat aday kampanyasında Darline Graham’ın savaş yanlısı tutumunu öne çıkarıyor.
Bu iki örnek bile seçimlerin hangi noktalar etrafında geçtiğini gösteriyor. ABD Başkanı Trump ara seçimlere kadar İran’a yeni bir saldırısı dalgası başlatmayacağını ilân etse bile bu güvenli bir taahhüt olarak görülmüyor. Nitekim Trump, İran’ın dağlar altında saklandığı söylenen uranyum depolarını “bombaların anası” diye nitelenen “MOAB”la vurabileceklerini söyledi.
Amerika’daki seçim dönemlerinde iktidardaki partinin kazanma şansını artırmak için “Ekim Süprizleri”ne başvurması beklenen bir durum. “Ekim Süprizleri” konusunda kalem oynatan bazı analizcilere göre Trump İran’ın nükleer tesislerine MOAB bombası atmak suretiyle bir “sahte zafer havası” oluşturmak isteyebilir. Analizlere göre Trump İran’a yeni bir saldırının seçimlerin kaybedilmesinde ciddi bir etkisi olmayacağını düşünerek bu yola başvurabilir. Yani “her halükarda seçimleri kaybedecek isek İran’a fazladan saldırının zararı olmaz“ diyebilir.
Trump’ın Körfez’de yığdığı askerî güçleri geri çekerek bir “sürpriz” yapmasıysa hasımları tarafından “zayıflık” olarak niteleneceğinden ötürü pek muhtemel görülmüyor. Bu görüşe göre Trump mevcut koşullarda savaşı ne bu şekilde(geri çekilerek) bitirmeyi, ne de yeni bir saldırıyı göze alamaz. Bu durumda Trump saldırı kozunu seçimlerinden sonra oynayabilir.
İran’a yönelik savaş başlamadan önce kaleme aldığım yazılarda İsrail’in ABD’yi peşinden sürükleyerek açmaza sokacağına işaret etmiş idim. Askerî stratejistler savaşı başlatanların istediklerinde savaşı bitirmelerinin her zaman mümkün olmayabileceğine dikkat çekerler. ABD bugün tam da böyle bir durumda. Ne ileri gidebiliyor, ne geri çekilebiliyor. “Bataklıkta kürek çekmek” olarak nitelediğim bir durum bu. İsrail’in ABD’yi içine soktuğu açmaz budur.
Amerikalılar’ın kan ve hazinelerini tüketen “Sonsuz Savaşlar” esasında Siyonizm’in Amerikan gücünü içerden kemiren bir “Truva atı” rolünü oynuyor. “Sonsuz Savaşlar”ın çoğu Yahudi-Siyonist olan Neoconlar’la, savaşlardan beslenen “Askerî-Endüstriyel Kompleks” ve beslemesi düşünce kuruluşları aracılığıyla empoze edildiğiniyse ayrıca belirtmek gerekiyor.
Neoconlar’a ve “Sonsuz savaşlar”a tepki göstererek siyasi sahnede kendine yer edinen Trump fiiliyatta tersi bir pozisyon alarak İsrail’in savaşlarını Amerikalıların savaşı haline getirmiş bulunuyor. Amerikalılar şimdiyse bu politikanın sonuçlarıyla yüzleşiyor. İki partinin sonu gelmez savaşlara muhalefet eden genç tabanlarıysa her geçen gün seslerini daha da yükseltiyorlar. İsrail’e kamuoyu desteğiyse neredeyse diplerde seyrediyor. Bu bakımdan Kasım seçimleri diğer başlıkların yanı sıra “sonsuz savaşlar” için de “turnusol testi” olacaktır.

