Çuvaldızdan sonra sıra iğnede...

04:0031/07/2023, Pazartesi
G: 31/07/2023, Pazartesi
Gökhan Özcan

Bir önceki yazıda kurumların, belediyelerin kültür sanat bütçelerine ve bu bütçelerle ne yaptıklarına ilişkin eleştirel bir şeyler karalamıştım. Meseleyi burada bırakırsam eksik anlamalara sebep olabilir ve haksızlığa sebep olabilirim. Bunun arkasına bu meselenin ‘alıcı’sı konumundaki, yani müşterisi durumundaki ‘kitle’yi de koymalı ve oradaki yanlışı da tartışmalıyım. Kitle deyince hepimizin ortak eğilimi, kendimizin dışında olduğu bir öbek insanı gözümüzün önüne getirmek... Hayır, öyle dışımızdaki

Bir önceki yazıda kurumların, belediyelerin kültür sanat bütçelerine ve bu bütçelerle ne yaptıklarına ilişkin eleştirel bir şeyler karalamıştım. Meseleyi burada bırakırsam eksik anlamalara sebep olabilir ve haksızlığa sebep olabilirim. Bunun arkasına bu meselenin ‘alıcı’sı konumundaki, yani müşterisi durumundaki ‘kitle’yi de koymalı ve oradaki yanlışı da tartışmalıyım.

Kitle deyince hepimizin ortak eğilimi, kendimizin dışında olduğu bir öbek insanı gözümüzün önüne getirmek... Hayır, öyle dışımızdaki bir öbekten söz etmiyorum ‘kitle’ derken; benden, senden, ondan, hepimizden söz ediyorum. Toplumsal hayatın içinde yanlışlığına emin olduğumuz şeyler varsa ve bu yanlışlara yanlış deyip onun yerine doğruyu talep eden kimse yoksa, çıkmıyorsa o zaman yanlışı kolektif bir şey olarak ele almak zorundayız demektir.

Çok genellenmiş bir çerçeveyle ‘kültür sanat etkinlikleri’ diyeceğimiz organizasyonların kabaca iki tarafı olduğunu görmemiz gerekiyor önce: Verici taraf ve alıcı taraf... Yani daha amiyane söyleyişle satıcı ve müşteri... Akıllı herhangi bir satıcı, satamayacağından şüpheli olduğu malı pazara çıkarmaz. Satıcının hesabı satılabilir malı bulup ticaretini onun üzerinden yapmaktır. Satıcının menfaati buradadır. Öte yandan satıcının menfaati her zaman alıcının da menfaatini temin etmez. Gerçekten neye ihtiyacı olduğunu bilen alıcı pazardan ne alacağını bilir. Onun tercihleri, satıcının satış stratejilerini belirlerken hesaba katacağı bir veri haline gelir. Burada ticaretin dengesi oluşur ve alım satım dengesi kurulur.

Ancak endüstri devriminin sonrasında büyüme hedefleri, ‘her gün bir öncekinden daha fazla satış’ temeline oturtulmuştur. Buna göre yeni kurulan pazarın satıcısı, her zamanki alıcıyla arasında kurulan ticaret dengesini kendi lehine bozmak zorundadır. Aksi halde ona sattığının her gün bir fazlasını satamaz. Bu nasıl olacak? Alıcının gerçekte neye ihtiyacı olduğu konusunda kafası karıştırılacak, sonraki adımda kendine yeni ihtiyaçlar belirleyeceği tezgahlar oluşturulacak ve alıcının geçmişte ne yaparak yaşadığı kendisine unutturulacak.

Uzatmayacağım, mesele anlaşılmıştır ve hatta zaten biliniyordur diye düşünüyorum. Bu satıcı-alıcı düzeninden çıkan yeni düzen, pazarın yerleşik gerçekliği olarak kabul ediliyor bugün. Çünkü pazarın sahipleri yeni dünyanın yeni ihtiyaçlarını her türlü imkanıyla 7/24 propaganda ediyor. Nihayetinde işe zaten bu düzene gönüllü olan da, iyi niyetle başlayan da önündeki bu tek gerçekliğe uyum sağlama ihtiyacı gösteriyor. Satılabilir mal damgası olmayan şeylerin tam da bu sebeple pazarda şansı olmuyor.

İyi niyetli girişimci de, artık gerçekte neye ihtiyacı olduğunu pek iyi hatırlayamayan alıcının da bu başkalarına kazandıran düzeni değiştirecek bilinci geri toplaması pek mümkün görünmüyor. Alıcının gerçekte neye ihtiyacı olduğunu hatırlaması durumu değiştirebilir ama ona gerçek ihtiyaçlarını hatırlatacak mallar pazara sunulmadığı için bu imkanı bulamıyor. Onlardan kayda değer bir talep gelmediği için pazarın iyi niyetli kabul ettiğimiz satıcıları da envanterlerini doğrudan yana değiştirmeyi göze almıyor, hatta bu akıllarına bile gelmiyor.

Lafı çok dolandırdım biliyorum; bodoslama söyleyeyim o zaman: Maruz kaldığımız şeyler biz onlara hayır diyemediğimiz için önümüze konuyor. Biz, yani kitle, yani müşteriler, yani aslında satıcıların var olmak için muhtaç olduğu ama bunun bilincinde olmayan kalabalıklar, nitelikli olandan yana bir tavır koymadığımız için kendi elimizle kendimizi ucuz mallara mahkum ediyoruz.

İşin temeli aslında bu!

#Aktüel
#Toplum
#Gökhan Özcan