Dünsüz ve yarınsız

04:0010/07/2023, Pazartesi
G: 10/07/2023, Pazartesi
Gökhan Özcan

Hep bir şeyleri eksik yaşamış, tam hakkını veremeden elimizden kaçırmış olma hissiyle dolu oluyoruz. Başında “keşke” olan, “bugünkü aklım olsaydı” diye başlayan bir sürü cümle huzursuzca kıpırdayıp duruyor zihnimizde. Öyle vızıldayıp duran bir şey ki bu cümleler, yakamızı elinden kurtarıp o an yaşamakta olduklarımıza dört elle sarılmamıza imkan vermiyor. Geçmişten taşıdığımız bütün o pişmanlık ifadeleri, bugün içinde olduğumuz şeylerin büyük bir kısmının da ölü doğmasına sebep oluyor. Geride bırakamadıklarımız

Hep bir şeyleri eksik yaşamış, tam hakkını veremeden elimizden kaçırmış olma hissiyle dolu oluyoruz. Başında “keşke” olan, “bugünkü aklım olsaydı” diye başlayan bir sürü cümle huzursuzca kıpırdayıp duruyor zihnimizde. Öyle vızıldayıp duran bir şey ki bu cümleler, yakamızı elinden kurtarıp o an yaşamakta olduklarımıza dört elle sarılmamıza imkan vermiyor. Geçmişten taşıdığımız bütün o pişmanlık ifadeleri, bugün içinde olduğumuz şeylerin büyük bir kısmının da ölü doğmasına sebep oluyor. Geride bırakamadıklarımız bugünden hayat çalıyor, bizi anı yaşamaktan alıkoyuyor.

“Olanların ağırlığından ve olabileceklerin ürküntüsünden kurtulup kendimi yaşamaya bırakamıyorum bir türlü” dedi kır saçlı olan. “Belki de daha çok unutmalıyız!” dedi yanındaki gayrı ihtiyari.

Keşke bir yerlerde takılıp kalmasak ve bazı şeyleri geride bırakabilsek bütünüyle! Yine “keşke”li ama kurulması çok gerekli bir cümle bu! Her şeyi her şeye o kadar çok bağlıyoruz ki, hiçbir şeyi kendi başına, bağımsız bir halet-i ruhiye ile yaşayamıyoruz. Yeni düşünceler eski yanılgıların huzursuzluğuyla tedirgin hep zihnimizde. Yeni sevdalar eski sevdaların kederleriyle sakatlanıyor. Geçmişte uğradığımız ihanetler şimdiki zamanda bir şeylere bağlanmamıza mani oluyor. Yeni hayaller tecrübe edilmiş eski kırılma ihtimalleriyle ürkek çıkıyor yola.

Matt Haig, ‘Zamanı Durdurmanın Yolları’ kitabında belki de hepimizin kendimize sormamız gereken soruları soruyor kendine: “Ölmek nasıl bir ansa yaşamak da bir an. Gözlerini kapar ve bütün gereksiz korkuların çözülüp gitmesine izin verirsin. Sonra korkudan muaf olan bu yeni varoluş halinde kendine sorarsın: Ben kimim? Şüpheler olmadan yaşayabilseydim neler yapardım? Haksızlığa uğrama korkusu olmadan yaşayabilseydim? Acıdan korkmadan sevebilseydim? Yarın o tadı nasıl özleyeceğimi düşünmeden, bugünün tadını çıkarabilseydim? Zamanın geçmişinden ve sevdiklerimi benden çalabileceğinden korkmamış olsaydım? Evet. Ne yapardım? Kimleri umursardım? Ne için savaşırdım? Hangi yollarda yürürdüm? Nelerden haz alırdım? İçimdeki hangi gizemleri çözerdim? Kısacası, nasıl yaşardım?”

Kaçan bir trene kahırlanmaktan sonraki bütün trenleri kaçırıyor gibiyiz yaşarken. Hayatın takılıp kaldığımız yerleri bozuk bir plakta olduğu gibi sürekli aynı şeyleri tekrar etmemize ve şarkının daha sonraki bölümlerini söylememize engel oluyor. Bir şeyleri tamamlayamıyoruz çünkü hayatın tabii ritminde akmaya kendimizi bırakamıyoruz. Zihnimizle hep başka bir yerdeyiz, şimdiki anın içine bir türlü gelemiyoruz. Geçmişin pişmanlıkları ve geleceğin beklentileri bugünün gerçeklerinin üstünü örtüyor sürekli. Hayatı, gerçek olduğu yerde değil, olmadığı yerde yaşamaya çalışıyoruz. Geçmişten kurtulamıyor, geleceği yakalayamıyoruz. Bütün bu canhıraş mücadeleden yorgun düşüyor, günü yaşamaya mecal bulamıyoruz.

Hep bir şeylerden kaçacak ya da hep bir şeyleri kovalayacaksan, hiç rahat bir nefes alıp rahat rahat etrafına bakamayacaksın, hayat böyle!

“Çünkü ben ne geçmişte ne de gelecekte yaşıyorum. Benim yalnızca şimdim var ve beni sadece o ilgilendirir. Her zaman şimdide yaşamayı başarabilirsen mutlu bir insan olursun. Çünkü hayat, yaşamakta olduğumuz andan ibarettir ve sadece budur” diyor Paulo Coelho, ‘Simyacı’da.

“Sanki ardımda seyrettiğim binlerce film var ve önümde seyredeceğim binlerce film” dedi beyaz saçlı adam, “Peki ben neredeyim?”

#Aktüel
#Felsefe
#Gökhan Özcan