İdrak kilitlenmesi

04:009/03/2023, Perşembe
G: 9/03/2023, Perşembe
Gökhan Özcan

Sabah uyandığımızda bir günün içine doğru yürüdüğünüz hissini yaşıyor musunuz? Yoksa taşımaktan bezdiğiniz ağırlıkların hamalı bir günün bütün yoruculuğuyla üstünüze doğru geldiğini mi hissediyorsunuz? Bir çoğumuz için ikinci şık daha gerçek, bizim yaşadığımıza daha çok uyuyor sanki. Günler, adeta aynı tornadan çıkmış gibi birbirini tekrar ediyor ve bu heyecansız döngü derinden derine hepimizi hırpalıyor. Sürekli aynı şeyi yaşıyor olmak hissiyle içten içe kırılıp duruyoruz. İşin daha kahredici tarafı,


Sabah uyandığımızda bir günün içine doğru yürüdüğünüz hissini yaşıyor musunuz? Yoksa taşımaktan bezdiğiniz ağırlıkların hamalı bir günün bütün yoruculuğuyla üstünüze doğru geldiğini mi hissediyorsunuz? Bir çoğumuz için ikinci şık daha gerçek, bizim yaşadığımıza daha çok uyuyor sanki. Günler, adeta aynı tornadan çıkmış gibi birbirini tekrar ediyor ve bu heyecansız döngü derinden derine hepimizi hırpalıyor. Sürekli aynı şeyi yaşıyor olmak hissiyle içten içe kırılıp duruyoruz. İşin daha kahredici tarafı, insanlığımızı en ince yerlerinden kıran bu hayatsızlığın adını koyabilecek kadar bile farkında olmayışımız. Bizi neyin üzdüğünü, neyin yorduğunu, incittiğini, kolumuzu kanadımızı neyin kırdığını, içimizin sevincini neyin söndürdüğünü bilemiyoruz. Kolaya kaçıp, hayatın bize bunu yaptığına inanmayı seçiyoruz. Oysa hayat, sürekli kendini yenileyen ve tek bir anı yeni bir şey söylemeden geçirmeyen bir ‘şey’... Evet, şey! Böyle söylemek zorundayız, çünkü biz hayata bir tarif geliştirdiğimiz anda o yepyeni bir şeye dönüşerek bulduğumuz tarifi aşıp geçiyor. Bendini aşamayan biziz, hayat değil! Kendini bir cenderenin içinde yaşamaya, bir döngünün girdaplarında dönüp durmaya mahkum eden biziz. Kendini hayatın sonsuz heyecanından, tükenmez yenilenme kabiliyetinden mahrum bırakan biziz. Hep aynı yoldan gidip gelen, dünyayı o tek güzergahtan ibaret sanan biziz!

Rollo May, ‘Kendini Arayan İnsan’ kitabında yaşanmış şöyle bir olaydan söz ediyor: “Bronx’ta bir otobüs şoförü hiçbir sebep olmaksızın boş otobüsü ile gezerken birkaç gün sonra Florida’da polis tarafından durdurulmuştu. Şoför her gün aynı yolu gidip gelmekten bıktığını ve bu yüzden kısa bir yolculuğa çıkmaya karar verdiğini söylüyordu. Otobüs şirketi şoförü cezalandırıp cezalandırmamak konusunda kararsız kalmıştı. Şoför geri döndüğünde bir halk kahramanı gibi karşılanmıştı. Hatta şirketin şoföre ceza vermeyeceğini ve olayın tekrarlanmaması koşuluyla da işine devam edebileceğini açıklamasıyla Bronx’ta pek çok kutlama düzenlenmişti”

Neden insanlar yenilenmeye kapalı, sürekli kendini tekrar eden, boğucu, yorucu, canı daraltan, idraki kireçlendiren bir hayatın içine kilitliyor kendilerini? Olabilecek başka şeylerin onları emniyetli buldukları durağanlığın ezberlerinden, konforundan uzaklaştıracağından mı korkuyorlar? Her an yeni bir insan olmaya, her an yeniden yaratılan bir hayatın getireceği heyecanlarla kucaklaşmaya, anlamı her an yeni baştan aramaya ve kendilerini bilmedikleri sonsuz ihtimale açık tutmaya çekindiklerinden, böyle bir zahmeti göze alamadıklarından mı bu kadar sıkı sarılıyorlar bu kapalı dünyaya? Oysa yaşamanın sırrı tam da bu kucaklaşmada gizli değil mi? Hayatın mucizevi canlılığını, sonsuz tecellilerini, bu bilinmezliğin içinde nefes alıp veriyor oluşunda arayıp bulmak icap etmez mi? Kendimizi içine bırakmaya korktuğumuz şey, aslında tarifsiz bir özgürlük duygusu ve heyecanıyla asıl yaşamaya değer olan şey değil mi?

“Gönlünde gizli yara yok; Müslümanlığın heyecanı, ateşi, çırpınması yok. Benliğin bahçesini, tufanı olmayan bir denizin suyu ile sulamışsın» diyor merhum Muhammed İkbal, ‘Kulluk Kitabı’nda.

Kırılmayan şeyler zamanla katılaşıyor. Her kırılmanın acı veren bir tarafı var elbette ama kırılmalar hayatı donup kalmaktan, cansız ve heyecansız kalmaktan kurtarıyor.

“Sönmüş bir ocakta ne karın doyuracak bir aş pişer” dedi beyaz saçlı adam, “ne üşüyen canları ısıtacak bir ateş yanar.”

#İdrak Kitlenmesi
#Rollo May
#Gökhan Özcan