
Bir ülkenin sosyokültürel manzarasının nasıl bir şey olduğunu anlamak için nereye bakacağız? Eğer medyanın genel yayın anlayışlarına bakacaksak; bizim ülkemiz popüler olanın her yeri kapladığı bir ülke... Şöhretlerin ne yediğini, ne içtiğini, kiminle çıktığını, kimle kavga edip kimden ayrıldığını, nerede nasıl tatil yaptığını, olduğu ameliyatları, verdiği kiloları, sildirdiği kırışıkları günü gününe takip edebileceğiniz bir ülke... Dizi senaryolarının haber bültenlerine kadar sızdığı ölçüsü kaçmış bir yer... Yeteneklerinin ne olduğunu bilemediğimiz fenomenlerin yazdığı/yazdırdığı kitapların Nobelli tek yazarımızdan fazla satış yaptığı bir harikalar alemi... Niceliğin niteliği boğduğu, görünmez hale getirdiği, popülaritenin değeri bozuk para gibi harcadığı bir ucuzluklar borsası... Medyadan görünen fotoğraf, istisnai çabalar dışında, maalesef böyle umut kırıcı bir durum arzediyor. Yüzlerce örnekle bu durum rahatlıkla delillendirilebilir.
Uzun yıllardır medyanın içindeyim, niteliğin nicelik karşısında galip geldiğini neredeyse hiç görmedim. Defalarca daha konforlu olanı bırakıp daha riskli olan girişimlere omuz verdim, hep hayal kırıklığına uğradım. Hiç pişman değilim, hiç olmadım. Ancak bu süreçler boyunca hep beraber yapmamız gereken bir özeleştiri olduğu fikri zihnimden hiç çıkmadı; toplumumuz; yani bizler, öteki, beriki, başkaları değil bizler; nitelikli ürünlere, idealist projelere, bağımsız girişimlere, kendi yağıyla kavrulabilecekleri maddi zemini ne yazık ki kazandırmıyoruz. Böyle girişimlere her zaman destek olan, fedakarca katkıda bulunan güzel insanları bundan ayrı tutuyorum. Ama yazık ki onların sayıları da yeterli olmuyor.
Bu noktada; özellikle yerel yönetimlerin popüler olandan tamamen uzak olamayacaklarını elbette biliyorum, bu işin tabiatı böyle... Ancak hem popüler olan hem nitelikli olan programlar hazırlanabilir, bu gayet mümkün... Daha da önemlisi kültür sanat etkinliklerine ayrılan bütçelerden diğerlerine oranla hiç de büyük olmayan bir pay ayrılarak, bir tür pozitif ayrımcılıkla, genç yeteneklere, seslerini, sözlerini, yeteneklerini, potansiyellerini geniş kitlelere ulaştırmakta güçlük çeken pırıl pırıl değerlerimize belli bir pay ayrılmasının önünde bir engel yok. Onlar için, onlara göre, niteliği önceleyen etkinlikler düzenlemenin kamusal görev yürüten bütün kurumlar için bir ödev olması gerekmiyor mu zaten?
Bilmiyorum bu meseleyi dert edinen olacak mı şunca kurum arasında, bu da yazının finalindeki ünlem olsun!
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.