Olmak ya da farkında olmak

04:003/07/2023, Pazartesi
G: 3/07/2023, Pazartesi
Gökhan Özcan

Bakışlarını kendi içine çeviren hemen herkes içindeki dünyanın enginliği karşısında şaşkınlığa uğrar. İçimize doğru açılan her kapı, açılmayı bekleyen nice başka kapıya ulaştırır bizi. Yürüdüğümüz her yol, yürünecek başka yollara götürür adımlarımızı. İnsan, içine doğru yol almaya karar vermedikçe içinin kıyısında ve yüksek ihtimalle bu engin ülkeden habersiz şekilde yaşar. Patlamış mısır poşetini açmakla uğraşırken filmi kaçırmak gibi bir şeydir bu. Eğer bir şekilde gözümüz filme değerse hayretler

Bakışlarını kendi içine çeviren hemen herkes içindeki dünyanın enginliği karşısında şaşkınlığa uğrar. İçimize doğru açılan her kapı, açılmayı bekleyen nice başka kapıya ulaştırır bizi. Yürüdüğümüz her yol, yürünecek başka yollara götürür adımlarımızı. İnsan, içine doğru yol almaya karar vermedikçe içinin kıyısında ve yüksek ihtimalle bu engin ülkeden habersiz şekilde yaşar. Patlamış mısır poşetini açmakla uğraşırken filmi kaçırmak gibi bir şeydir bu. Eğer bir şekilde gözümüz filme değerse hayretler içinde kalır, arkamızı dönerek yaşadığımız bu harikalar aleminden bihaber kaldığımız için büyük pişmanlık yaşarız.

“Dünyanın peşinde koşmaktan yorulup bir kenara çekildiğimden beri, kendimde daha önce hiç haberdar olmadığım şeyler keşfediyorum” dedi doktoruna, “Meğer ben kendimi hiç yaşamamışım!”

Sandığımızdan çok daha büyük bir şeyiz, daha doğru deyişle kendimizden çok daha büyük bir şeye açık iç penceremiz. Kelimelerin içimizde nasıl olup da bir araya geldiklerine, ilk kez duyduğumuz bir ifadeye dönüşmelerine şahit olmak büyüleyici. Ne çok şey düşünebildiğimizi, düşüncelerin sörfüne binerek nasıl enginlere açılabildiğimizi görmek inanılmaz. İnsanın içinde uçsuz bucaksız bir alem var, gözünü açıp bakan görebilir bunu. Bir seyir terasından cümle varlığı seyredebilir insan, içine doğru bakmayı öğrendiğinde.

“Kendimizi tanıdıkça, yani kendi ruhumuzu keşfettikçe, içgüdülerimizle karşılaşırız ve onların imgelerle dolu dünyası ruhun içinde uyumakta olan ve her şey yolunda gittiği sürece bizim nadiren farkettiğimiz güçlere ışık tutar. Bunlar müthiş bir etkinliğe sahip potansiyel güçlerdir” diyor ‘Keşfedilmemiş Benlik’ kitabında Carl Gustav Jung.

Hep bir şeyleri birbirine çatarak anlam inşa ettiğimizi düşünüyor, bunu yapama-dığımızda hayal kırıklığına uğrayıp vazgeçiyoruz. Belki de zaten var olan anlamı arayıp bulmalı, onun farkına varmalıyız. Anlamı biz mi üretiyoruz; yoksa o zaten var da biz dikkatimizi verdiğimizde o anlamın farkına mı varıyoruz? Üretmek mi gerekiyor anlamlı olan şeyleri, yoksa halisane bir gayretle arayıp bulmak mı gerekiyor sadece?

“Aradığım şeylerin hep uzaklarda olduğunu düşündüm ve boşa yoruldum” diye cevapladı kendisine sorulan soruyu, “gerçek olduğum yerdeymiş oysa ve attığım her adım beni ondan uzaklaştırıyormuş!”

Kendimizi göremezsek, içimizdeki anlamı hiç göremeyiz. Görüş kabiliyetimizi sadece gözlerimizden bilir, bakışlarımızı sadece gözlerimize emanet edersek, dışarıya bakar, dışarıyı görürüz sadece. İçimize bakan gözlerimiz de olmalı bizim, içeriye bakan bakışlarımız da olmalı. Aksi halde, kendimizi dışa sabitler, içimizde olan bitenden habersiz kalırız. Bu yaşamamak, her şeyin seyircisi olmaya rıza göstermektir. Kendimizi içimizdeki enginliklerden mahrum bırakmaktır. Kabukta yaşamak, özü, meyveyi, usareyi hiç tatmamaktır. Bu mutluluğu başkalarından bilmek, hiç yaşamamaktır.

Viktor E. Frankl, ‘İnsanın Anlam Arayışı’ kitabında insana dair çok farkında olmadığımız bir inceliğe ışık tutuyor: “İnsanın, ‘mutlu olmak’ için bir nedeni olmalıdır. Bu neden bulunduktan sonra mutluluk otomatik olarak gelir. Gördüğümüz gibi insan, mutluluk arayışında değildir; belli bir durumda yapısal ve uykuda olan potansiyel anlamı gerçekleştirmek yoluyla mutlu olmak için neden aramaktadır”

“Bakmadan göremediğin şeyi,” dedi meczup, “bin sene etrafına baksan göremezsin!”

#Kültür
#Aktüel
#Felsefe
#Gökhan Özcan