Yazarlar Pandemi sonrası vardığımız Kabede, pervaneler gibi dönüyoruz, kalbimizin etrafından

Pandemi sonrası vardığımız Kâbe’de, pervaneler gibi dönüyoruz, kalbimizin etrafından

Hasan Öztürk
Hasan Öztürk Gazete Yazarı
Abone Ol Google News

MEKKE

Türkiye’de birçok meşakkati, birçok tartışmayı bir tarafa bırakıp hac için Mekke’ye ulaştık. Arafat’a çıkıp hacı olmak için milyonlarca hacı adayı gibi gün saymaktayız.

Kovid pandemisi nedeniyle iki yıldır mahzun kalan Kâbe bugünlerde hınca hınç dolu. 1 milyonu aşkın Müslüman Arafat’a hazırlanıyor.

Yıllar önce yine bir hac yolculuğu öncesi İran yapımı “Bab Aziz” isimli muazzam bir “iç yolculuk” filmi izlemiştim.

Filmin bana öğrettiklerini hac yolculuğunda kendime şiar edinmiş… Sembollerle dolu hac ibadetinde bir iç yolculuk da yaşamıştım. Muradım yine aynı iç yolculuğu bir kez daha yaşamaktır. Çünkü hac ibadeti ibadetler içinde en çok sembol barındıran ayrıca meşakkatli bir ibadet.

Hac sembollerle dolu bir ibadet. Zahiri olduğu kadar batıni yönü de var.

Kâbe, başlı başına bir sembol, tavaf başlı başına… Sa’y başlı başına... Hele Arafat’ta öğle vakti vakfeye durmak..! Haccın olmazsa olmazı. Müzdelife’de gece yarısı vakfeye durmak… Cemaratta şeytan taşlamak… Hepsi aynı zamanda bir iç mücadelenin sembolleri.

Hazreti Peygamber (as) “Hac Arafat’tır” diyor. Haccın olmazsa olmazı Arafat. Çünkü, mahşer Arafat.

Hac’da iç dünyamıza yolculuğu fazlasıyla önemsiyorum. O yüzden sufi ve geleneksel kaynaklara göre hac meselesiyle ilgili okuduklarımı Mekke’de, Kâbe’nin yanı başında Diyanet İşleri Başkanlığı’mızın bizim için düzenlediği basın merkezinde sizlerle paylaşıyorum.

SEMBOLLERLE DOLU BİR İBADET: HAC

Ebû Nasr Serrâc et-Tûsî, hac için şunları söylüyor:

“Hacca giden kişi ihrâma girme yerinde elbiselerini çıkarırken kalbindeki kin ve hased gibi kötü huyları da çıkarıp atmalıdır. ‘Lebbeyk’ (emrine uydum) diye dua ederken bundan sonra nefse ve şeytana uymamaya karar verir.

Hacerü’l-Esved’i selamlayıp öptükten sonra Allah’a kulluk sözü verdiğini düşünür.

Safa Tepesi’ne gelince kalbinin temizliğini bozacak şeyleri kalbine sokmamaya azmeder.

Safa ile Merve tepeleri arasında hızlı yürürken (hervele) nefs ve şeytandan kaçtığını düşünür.

Arafât’a varınca kıyametten sonra dirilip Allah ile tanışacağı ânı düşünür. Saçlarını traş ederken kibir ve övülme isteğinde de kurtulur. Kurban keserken kendi içindeki nefsini de kurban eder.”

İmam Gazâlî hac için şunları söylüyor:

“Hac için yol azığı hazırlayan kişi, âhirette faydalı olacak en hayırlı azık olan takvâyı, hac için binite bindiğinde öldüğü zaman konacağı tabutu, iki parça beyaz kumaştan oluşan ihrama girince öldükten sonra sarılacağı kefeni düşünmelidir. Kâbe’yi görünce sanki Allah’ı görmüş gibi saygılı olmalı, Kâbe’nin etrafında dönüp tavaf ederken Arş’ın etrafında dönen ve Allah’a saygılarını böyle ifâde eden melekleri düşünmelidir. Kâbe’nin köşesindeki Hacerü’l-Esved selamlarken sanki Allah ile musâfaha ettiğini ve emirlerinden çıkmayacağı konusunda ona söz verdiğini düşünmelidir. Arafât tepesinde vakfeye oturduğu zaman mahşer günü insanların toplanacağı ve peygamber-lerinden şefâat bekleyeceği ânı düşünmesi gerekir.”

İsmail Ankaravî, haccı, sûrî ve manevî olmak üzere ikiye ayırıyor ve şunları söylüyor:

“Dervişlere lazım olan haccın, manevî hacdır.

Baba Nimetullah Nahçıvâni’ye göre gerçek hac, hakîkî Kabe’ye yani Allah’ın zâtına ulaşmaktır.

Abdurrahman Câmî’ye göreyse,

«Kabe bünyâd-ı Halîl-i Âzer est,

Dil nazargâh-ı Celîl-i Ekber est”.

Yani:

“Kabe Âzer oğlu İbrahim’in binasıdır,

Gönül ise pek yüce olan Allah’ın nazargâhıdır.”

Yunus Emre bu konuda da söylenecek en uç, en ileri sözü söyler:

“Ak sakallu pîr hoca

Bilemez hâli nice

Emek yimesün hacca

Bir gönül yıkar ise.

Yûnus Emre der hoca,

Gerekse var bin hacca.

Hepisinden eyice,

Bir gönüle girmektir!”

KABE İNSANIN GÖNLÜDÜR, KALBİDİR

Yunus Emre gibi kâmil insanlara göre “bir gönüle girmek” yani bir insana iyilik yapıp onun gönlünü kazanmak ve onu mutlu etmek, bilinçsiz olarak yapılan bin hacdan daha evladır.

O yüzden Kâbe’de kalbimizin etrafında tavaf ederken, Hacerül Esved’e daha yakın olmak için birbirine eziyet edenleri anlamakta her seferinde daha da zorlanıyorum.

Niyazi Mısri’ye göreyse hac farzdır, namaz farzdır, oruç farzdır ama:

“Savm u salât u hac ile,

Sanma biter zâhid işin,

İnsan-ı kâmil olmaya,

Lâzım olan irfân imiş.”

Çünkü Mısri’ye göre aslolan namaz, oruç, zekât ve hac ibadetleri ile insanın iç yolculuğunu tamamlaması ve insanı kamilliğe ulaşmasıdır.

HÜZÜNLÜ, MAHZUN KALBİM: KÂBE

Mekke’deyim. Sizlere de aktardığım okumaların ardından Mekke

caddelerinde yürüyorum. Haremi Şerif’e yaklaşırken karşıma çıkan dev binaları görüyorum. Vadinin tam orta çukurunda mahzun bir halde bizleri bekleyen Kâbe’yi görünce coşkudan çok içime hüzün çöküyor.

Ümmeti Muhammedin (as) her türlü haline şahitlik ediyorum. Kendi hallerime de...

Neden İslam dünyası bu halde sorusunun cevabı da burada apaçık ortada; nasıl kurtuluşa erilir sorusunun cevabı da.

Ben yine de iç dünyama yolculuk için Kâbe’deyim. Kıble’deyim. Beytullah’tayım. “Kalbimin etrafında” dönmekteyim.

Her şey dönüyor. Zerreden küreye her şey… Biz de dönüyoruz şimdi Kâbe’nin etrafında… Kalbimizin etrafında… Pervaneler gibi dönüyoruz… Döndükçe kemâlâta eriyoruz.

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunundaki amaçlar ile sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerezler kullanılmaktadır. Detaylı bilgi için çerez politikamızı inceleyebilirsiniz.