Küresel hegemonya ve yerli bekçilerine karşı 30 yıllık meydan okuma

04:0010/10/2024, Perşembe
G: 9/10/2024, Çarşamba
İhsan Aktaş

Yeni Şafak gazetesi, Türkiye’de 30 yıllık bir destanın adıdır. Müstemleke ruhlu aydınlar ve yöneticiler tarafından sevk ve idare edilen medya ve kültür dünyasına, isyan ahlâkıyla meydan okumuştur. Ülkemizdeki yönetim sorunları sadece medya ve kültür alanıyla sınırlı değildi. 1960 darbesi, İkinci Dünya Savaşı’nda yenilgiye uğrayan ülkelere biçilen rol gereği ABD kontrolüne alınan Türk solu ve hiçbir meselenin hakikatini anlamayan CHP’liler tarafından kutsanmıştır. Bugün bile bozulmanın 1950’de Menderes’in

Yeni Şafak gazetesi, Türkiye’de 30 yıllık bir destanın adıdır. Müstemleke ruhlu aydınlar ve yöneticiler tarafından sevk ve idare edilen medya ve kültür dünyasına, isyan ahlâkıyla meydan okumuştur. Ülkemizdeki yönetim sorunları sadece medya ve kültür alanıyla sınırlı değildi. 1960 darbesi, İkinci Dünya Savaşı’nda yenilgiye uğrayan ülkelere biçilen rol

gereği ABD kontrolüne alınan

Türk solu ve hiçbir meselenin hakikatini anlamayan CHP’liler tarafından kutsanmıştır.

Bugün bile bozulmanın 1950’de Menderes’in Başbakan olmasıyla başladığını iddia eden solcu ve CHP’lilerin sayısı az değildir.

Ülkemizin yakın tarihine siyasal ve kültürel mücadele açısından baktığımızda, içeride tam bağımsızlıkla Batı bağımlıları arasında çok sert bir mücadelenin yaşandığını görürüz. 1940’lı yıllarda yürütülen Batı ideolojisine dayalı kültür devrimi, Çin Komünist Partisi’nin kültür devrimine benzemektedir. Dünyanın en büyük imparatorluklarını kurmuş, tarih yapmış bu milletin kendine ait ne kadar değeri varsa yok sayılmakla kalmamış, aşağılanmıştır. Batı sömürge imparatorluğunun

bütün argümanları, adeta bir

iman esası gibi bu toplumun zihnine zerk edilmiştir.

Tarih yazan bu milleti, Amazon’un balta girmemiş ormanlarında yaşayan, medeniyet görmemiş ve Batılı değerlerle karşılaşınca insanlığı fark etmiş gibi gösterme çabası tam bir sömürge aydınının zihin dünyasına işaret ediyor. İşin kötü tarafı bu zihniyette hâlâ bir değişiklik olmadığı gibi bir çaba ya da özeleştiri yok. Tek parti döneminde başlayan Anadolu halkının var olma mücadelesi, 1980 askeri darbesi sonrası toplumsallaşmış ve siyasi bir kimlik kazanmıştır. Medyada oluşan etkiyle birlikte sahipsiz kalmış Anadolu insanının sesi yükselmeye başlamıştır.

1995 yılında yayın hayatına başlayan Yeni Şafak gazetesi, Türkiye’nin demokratikleşmesi, din ve vicdan özgürlüğünün savunulması ve Batı hegemonyasına karşı duruş sergileme konularında önemli bir rol oynamıştır. Gazete, Türkiye’deki samimi Müslümanların özgürlük mücadelesine verdiği destekle, mazlumların ve gadre uğramışların bayraktarlığını yapmıştır.

Ülkemizde kurulan medya düzeni, doğrudan halktan yana olmak yerine, yarı resmi bir Pravda gibi rejim bekçiliği yapmaktaydı. Hürriyet veya Cumhuriyet gazetelerinin darbelerle ilişkisine bakmak, bize yeterli bir bakış açısı kazandırır. 28 Şubat’ta atılan manşetler, Hürriyet gazetesinin oluşturduğu hegemonya kâbusu ile Yeni Şafak ve benzer gazetelerin demokrasi mücadelesini

kıyaslama imkânı verir.

Yeni Şafak, 1995 yılında, Türkiye’nin derin siyasi ve toplumsal krizler yaşadığı bir dönemde yayın hayatına başladı. Bu yıllarda Türkiye, askeri darbelerden miras kalan baskıcı yönetim anlayışının ve devletin laik-dindar çatışmasının gölgesinde kalmıştı. Yeni Şafak, yayın hayatının ilk yıllarında kendini bu baskıcı devlet anlayışına karşı özgürlükçü bir ses olarak konumlandırdı. 28 Şubat post-modern darbe sürecinde, baskıcı rejime karşı özgürlük ve adalet savunusunu işleyen gazete, büyük bir risk alarak demokrasinin ve vicdan hürriyetinin yanında durdu.

Küresel güçlerle iş birliği yapan ülke düşmanı generaller, gazeteleri tehdit etmekle kalmamış, Yeni Şafak gazetesinin kurucularına ve Albayrak Holding’e de operasyon düzenlemişlerdi.

O zor günlerde köşe yazarlarıyla birlikte Albayrak ailesi de demokrasi, din ve vicdan hürriyeti mücadelesinin bir parçasıydı. Bu bağlamda gazete patronluğu, medya duruşunun nasıl olacağını belirleyen önemli bir faktördür.

Aynı dönemde Hürriyet Gazetesi, darbecilerle birlikte hareket etmiş ve daha sonra başta özelleştirmeler olmak üzere haksız bir ekonomik güce kavuşmuştur.

Yeni Şafak’ın bu dönemdeki manşetlerine baktığımızda, özellikle başörtüsü yasaklarına karşı yürüttüğü kampanyalar dikkat çeker. Üniversitelerdeki başörtüsü yasağını manşetlere taşıyarak, binlerce öğrencinin eğitim hakkının elinden alınmasına karşı çıkmıştır. Bu süreçte, gazete, Türkiye’de samimi Müslümanların hak ve özgürlük mücadelesinde önemli bir destek noktası olmuştur. Yeni Şafak’ın, baskı ve sansürle mücadele eden bir medya kuruluşu olarak kimlik kazanmasında bu yıllar hafızadan silinmeyecektir.

2000’ler, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üyelik süreci çerçevesinde reformlarla tanıştığı bir dönemdir. Yeni Şafak, bu dönemde demokratikleşme ve sivil toplumun güçlenmesi adına önemli bir savunucu rol üstlendi. AK Parti’nin iktidara geldiği 2002 yılından itibaren, özellikle demokratikleşme, insan hakları ve özgürlükler konularında attığı manşetlerle Türkiye’nin değişim sürecine tanıklık etti. AK Parti iktidarının ilk yıllarında vesayetçiler, bu iktidarın muktedir olamayacağı ve geldikleri yere geri döneceği algısı ve söylemini yaymaya çalıştılar. Demokrasiye ve halk gücüne alışık olmayan yüzlerce aktör, askeri darbe ve başbakanlık beklentisi içerisindeydi.

Bu dönemin en dikkat çekici manşetlerinden biri, 2007 yılında yaşanan Cumhuriyet Mitingleri sürecinde yayınlandı. Yeni Şafak, bu mitinglerin askeri vesayet anlayışını güçlendirme çabası olduğunu radikal bir şekilde dile getirdi. Aynı zamanda, 27 Nisan e-muhtırasına karşı durarak AK Parti’nin sivil duruşunun yanında yer aldı. Gazete, 2008’deki kapatma davası sürecinde de AK Parti’ye ve onun üzerinden Türkiye’nin demokratik kazanımlarına yapılan saldırıları eleştiren manşetler attı. Gazetenin bu dönemdeki çizgisi, demokratikleşme ve sivil iradenin güçlenmesi yönündeki yayın politikalarıyla örtüşüyordu.

Türkiye, prangalarından sıyrılıp tarihsel misyonuyla buluştuğunda, kendi bölgesinde daha bağımsız bir dış politika izlemeye başladı. Yeni Şafak, bu dönemde dış politikada Batı’nın sömürgeci ve hegemonik tutumlarına karşı çıkan yayınlarıyla dikkat çekti. Ortaya çıkan bu yeni durumun siyasi, ekonomik ve savunma sanayii başlıkları vardı. Aynı zamanda yerlilik kavramı sıkça kullanılmaya başlandı. Milli Görüş geleneğinden gelen ailenin yerli üretim tutkusu ve Yeni Şafak gazetesinin yerli ve milli hamlelere destek vermesi,

Büyük Türkiye idealini besleyen önemli bir misyona dönüştü.

15 Temmuz 2016 darbe girişimi, Yeni Şafak için bir dönüm noktası oldu. Gazete, darbe girişimine karşı ilk saatlerden itibaren halkın direnişini destekleyen ve darbecilere karşı duran bir yayın çizgisi izledi. O gece attığı “Millet İradesine Darbe” manşeti, gazetenin demokrasiye bağlılığının simgelerinden biri oldu. 15 Temmuz sonrası dönemde, FETÖ’nün devlet içindeki yapılanmalarına karşı yürütülen mücadeleye destek veren yayın politikası devam etti.

Son yıllarda, Yeni Şafak, küresel güçlerin Türkiye üzerinde uyguladığı ekonomik ve siyasi baskılara karşı direnişi simgeleyen yayın çizgisini sürdürdü. Batı sömürge İmparatorluğu’nun yanı sıra, finans, medya, teknoloji, enerji ve maden tekeline sahip olan dünya sistemine ağır eleştiriler getirirken, Türkiye’nin ortaya çıkan yeni gücünün arkasında durdu.

Yeni Şafak gazetesi, dijital habercilik, dergicilik faaliyetleri ve KETEBE gibi orijinal yayıncılık çalışmalarıyla bir entelektüel ekosistem oluşturdu. Kültürel konularda da önemli atılımlar içerisinde olması çok değerli. Nitekim kültür söz konusu olduğunda sadece iktidardan bir şeyler beklemek yerine harekete geçip kalıcılığın kültürle inşa edileceğini de göstermiş oldu.

#Yeni Şafak
#30. yıl
#Türkiye