|
Yazarlar

Neden başa döndük?

04:00 . 30/04/2019 Salı

Kemal Öztürk

1969 yılında Ağrı’da doğdu. Orta öğrenimini Sakarya’da tamamladı. Marmara Üniversitesiİletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nden mezun oldu. Öğrenciliği esnasında çeşitli dergi ve gazetelerde makaleler yayınlayarak yazı hayatına atıldı. 1995 yılında Yeni Şafak Gazetesi’nde profesyonel gazeteciliğe başladı. 1997 yılında Kanal 7 televizyonuna transfer oldu ve televizyon haberciliğine başladı. Haberciliğin yanı sıra belgesel hazırlamaya başlayan Öztürk’ün ilk belgeseli Sarıkamış oldu. Recep Tayyip Erdoğan’ın hayatını konu edinen ilk belgesele imza attı. Sonrasında İlk Meclis, Yemen, 1999 Depremi, Türkiye’de kadın hareketi tarihi ve Halide Edip, Osmanlı Modernleşmesi ve Pera gibi konularda birçok belgesele imza attı. 1999 yılında Türkiye Yazarlar Birliği tarafından yılın en iyi belgesel ödülüne layık görüldü. 1999 yılında Amerika ve Kanada’ya giderek yabancı dil eğitimi aldı ve belgesel alanında araştırmalar yaptı. 2003 yılında TBMM Başkanı İletişim Danışmanı oldu. İki yıl sonra TBMM Başkanı Başdanışmanlığına getirildi. 2008 yılında AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın danışmanı olarak görev aldı. 2009 yılında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Basın Danışmanlığı görevine getirildi. İki yıl boyunca Başbakan Erdoğan’ın basınla ilişkilerini koordine etti. 3 Ağustos 2011 tarihinde Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdür olarak atandı. 1 Aralık 2014 tarihinde “kişisel prensip ve ilkeleri” nedeniyle, 3 yıl 4 ay sürdürdüğü, AA Yönetim Kurulu Başkanlığı ve Genel Müdürlük görevinden istifa ettiğini duyurdu. 1 Ocak 2015 tarihinden itibaren Yeni Şafak Gazetesi’nde köşe yazarı oldu. 18 Şubat 2015 tarihinde de Katar’ın önemli gazetelerinden Al Şark Gazetesi’nde yazıları yayımlanmaya başladı. İyi derecede İngilizce bilen Öztürk, evli ve 3 çocuk babasıdır.

Kemal Öztürk

Konuştuk, tartıştık, kavga ettik, hatta bedeller ödedik ama sorunları çözdük. Reformlar yaptık, kanunlar çıkarttık, değişim gerçekleşti ve ülke rahat nefes aldı.

AK Parti’nin ilk on yılından bahsediyorum.



Cumhuriyet tarihinin en güçlü reformlarının yapıldığı, özgürlüklerin ve hakların en çok genişlediği yıllar yani.

Peki şimdi ne oldu da geri döndük? O tartıştığımız konuları, olayları, meseleleri neden yeniden tartışıyoruz?

Kötü bir dejavu gibi, aynı cümlelerle, aynı kalıplarla geride bıraktığımız tartışmaları, tarafların değişmesiyle yeniden yaptığımızın farkında mısınız?

GÜVENLİK-ÖZGÜRLÜK DENGESİ NEDEN BOZULDU?

Biz yıllarca güvenlik-özgürlük dengesini tartışmadık mı? Ve güvenlikçi bakış açısının sorunlarımızı çözemediğini, daha çok özgürlük alanına ihtiyacımız olduğuna karar vermedik mi? Bunun için dünya kadar kanun, yönetmelik, yönerge değiştirmedik mi?

Güvenlik kuvvetlerinin vatandaşa davranış şeklinden, insanların potansiyel suçluymuş gibi muamelesi görmesinden şikayet etmedik mi?

Peki şimdi ortama hakim olan bu güvenlikçi bakış açısı nedir?

Vatandaşa, protesto gösterisi yapanlara, mahkum annelerine kötü davranan güvenlik kuvvetlerini koruma refleksi nedir?

AK Parti Milletvekili Mustafa Yeneroğlu tüm siyasi kariyerini tehlikeye atarak, ülkedeki insan hakları ihlallerini, hukuk ihlallerini, işkence yapan polislerin varlığını anlatmak için feryat ediyor. Tıpkı ilk yıllarda onlarca AK Partili siyasetçinin yaptığı gibi.

Garabete bakın, AK Parti’yi savunduğunu söyleyen medyada Yeneroğlu linç ediliyor.

Ne oldu de her şey böyle tersine döndü?

Gerçekten bazen anlamakta zorluk çekiyorum.

CHP’NİN HATASINI NEDEN BİZ DE YAPALIM?

Şehit cenazelerinde yuhalanan siyasetçi konusunun şahitlerinden biriyim. Başta Erdoğan, onlarca AK Partili siyasetçi şehit cenazelerinde yuhalandı, hakarete uğradı, saldırıya uğradı. O zaman da bize şehit cenazelerine gelmeyin diyorlardı.

Taner Yıldız, Bekir Bozdağ tüm medyanın gözü önünde darp edildi.

O zaman bu tartışmaları yaptık, lanetledik, şehit hepimizin şehidi, cenaze kutsal bir tören, bu tepkiler yanlış demedik mi?

CHP’liler o vakit yeterince AK Partilileri savunmamış, hakkını teslim etmemiş diyorlar. Peki niye aynı şeyi şimdi kendileri yapıyor bu insanların? Niye başkalarının yaptığı hatayı şimdi biz yapıyoruz? İnanın anlamış değilim.

MEDYADAN EN ÇOK BİZ ŞİKAYET ETMİŞTİK

10 yıl boyunca, Erdoğan’ın ve Arınç’ın basın danışmanı olarak, yalan ve iftira haberlere kaç tekzip yazdım, kaç yalanlama yaptım hatırlamıyorum. Medyanın o zaman içine düştüğü çürümüşlüğü, basın ahlakının bitişini, doğru haberin yokluğunu ve politize olmuş basının zararlarını biz anlattık her gün.

Peki şimdi durum neden tersine döndü? Neden medyaya olan güven daha da diplere indi? Asılsız haber, karalama kampanyaları, çamur atma her gün nasıl oluyor da “bizim” dediğimiz medyada yaşanıyor?

Aklım almıyor, gerçekten aklım almıyor.

Kötü bir kabus gibi, kötü bir dejavu gibi neden başa döndü her şey?

Türkiye’nin makus talihi midir bu?

STATÜKODAN EN ÇOK SIKINTI ÇEKENLER

Statüko ile mücadele eden, özgürlük ve hukukun üstünlüğünü savunana ve bunun için çok bedeller ödeyen insanların, şimdi statükocu gibi konuşmasını, davranmasını ve savunmalar yapmasını neden kimse akla zarar olarak görmüyor?

20 yıl önce hukuk sistemindeki garabet yüzünden kaçımız haksız yere mahkum oldu? Bu satırların yazarı da dahil, onlarca gazeteci, yazar, aydın, siyasetçi politize olmuş, statükoyu savunan yargı sistemi yüzünden mahkum edildi, hapislere atıldı.

Bununla mücadele edip bugünlere gelmişken, şimdi saygın hukukçular dahil, herkesin yargıdaki benzer sorunlar yüzünden feryat etmesine neden kulak vermiyor kimse?

Neden bunu normal bir durum gibi karşılıyoruz? Neden 20 yıl önceye geri döndüğümüzü ve dejavu yaşadığımızı görmüyoruz?

NE OLDU DA BAŞA DÖNDÜK?

Reform, değişim, özgürlük, yenilik, adalet, dürüstlük denince ilk akla gelen bu camia, şimdi neden tam tersi şeylerle itham ediliyor?

Aşırı milliyetçiliğe, ayrımcılığa, ötekileştirilmeye karşı en kuvvetli söylemleri geliştiren insanlarımız, neden bunları unuttu şimdi?

Eskiden hukuk, adalet, özgürlük, demokrasi, fikir özgürlüğü, dürüstlük, kul hakkı gibi fikirleri savunan, devleti ve kurumları haksız uygulamaları yüzünden eleştiren herkes “irticacı, yobaz, bölücü” diye yaftalanırdı, şimdi de “hain” diye yaftalanıyor. Peki ne değişti?
Ülke olarak neden başa döndük? Gerçekten anlamakta zorluk çekiyorum artık. Ancak anlamak için uğraşmak, bunları konuşmaktan yanayım. Zira ülke olarak çok bedel ödeyerek geldiğimiz bu noktadan geri gitmeyi kabul edemiyorum.
#AK Parti
#Güvenlik
#Özgürlük
#Mustafa Yeneroğlu
#CHP
#Taner Yıldız
#Bekir Bozdağ
#Medya
4 yıl önce
default-profile-img
Neden başa döndük?
Batı’nın korkusu: Türkiye’nin ve İslâm’ın yükselişi (1)
Bir film, bir nesne ve “işin ciddiyeti”
Lâf mı hayat mı?
Seçimi bekleyen ülkeler
Batıcı Biraderler!