Prof. Sözüer anlatıyor: CMK 250 nasıl şekillendi

00:0010/04/2012, Salı
G: 5/09/2019, Perşembe
Kürşat Bumin

Yeni TCK''nın önde gelen akademisyen mimarlarından Prof. Adem Sözüer''in iki ay kadar önce T24''den Hazal Özvarış''a (internet üzerinden) verdiği röportajı CMK 250 etrafında tartışmaların ısındığı bu günlerde hatırlatmak istedim. Söz konusu röportaj, Özvarış''ın ifadesiyle ''2004''de özel yetkili mahkemelerin kurulmasını sağlayan yeni CMK''nın arka planı''nda neler yaşandığına dair önemli bilgiler içeriyor. Prof. Özüer, konunun görüşülüp karar bağlandığı Adalet Komisyonu ve Genel Kurul''da CMK 250''ye

Yeni TCK''nın önde gelen akademisyen mimarlarından Prof. Adem Sözüer''in iki ay kadar önce T24''den Hazal Özvarış''a (internet üzerinden) verdiği röportajı CMK 250 etrafında tartışmaların ısındığı bu günlerde hatırlatmak istedim. Söz konusu röportaj, Özvarış''ın ifadesiyle ''2004''de özel yetkili mahkemelerin kurulmasını sağlayan yeni CMK''nın arka planı''nda neler yaşandığına dair önemli bilgiler içeriyor. Prof. Özüer, konunun görüşülüp karar bağlandığı Adalet Komisyonu ve Genel Kurul''da CMK 250''ye ilişkin neler yaşandığına dair çok önemli açıklamalarda bulunuyor. Röportajdan çıkan sonuç özet olarak şu: DGM başsavcıları, muhalefet partisi, Emniyet, Yargıtay ve TSK temsilleri, Türkiye Barolar Birliği ve (tabii ki!) medyanın elbirliğiyle kotardığı bir kampanyanın ürünü olan bir düzenleme bu. Sözüer''in şu çarpıcı açıklamasıyla başlayalım:

''Bugün şikayet ettiğimiz uygulamaların en önemli sebeplerinden biri bu kampanyalardır. Bunu söylemekten üzüntü duyuyorum, ama bizlerin (akademisyenler) yüzüne karşı ''CMK çok light oldu''. ''Suçlular bayram ediyor'' diyenler bugün malûm davalarda sanık olmuştur.''

Adem Sözüer, röportajda derdini çok güzel anlatmış. Dolayısıyla araya girip bu açık-seçik ifadeleri özetleyerek röportajın tadını kaçırmak istemediğimden, Sözüer''in yaptığı açıklamalarından bir seçkiyi olduğu gibi aktarmakla yetineceğim:

''... Bana bir yetkilinin ifadesi, ülkemizde tahminen 15 bin civarında tutuklamanın kanuni koşullara uygun olmadığı yönündedir. Bunu bir yetkilinin söylemesine gerek yok. Gizlilik kararı verilen dosyalarda, kişinin dosyadaki bilgi ve belgeleri bilmeden tutuklanması hukuken doğru değil. Kanunda tutuklama yargılaması sistemi öngörülmüş. Bu yargılamada kişi, aleyhindeki delilleri bilmez ise, tutuklama yargılamasında kendini nasıl savunacak? Bu, kişinin ellerini ve gözlerini bağlayarak boks maçına çıkarmak gibi bir durum.''

''Reform süreci sırasında gerek ben, gerekse komisyona danışmanlık eden diğer akademisyenler CMK''nın 250. ve devamı niteliğindeki maddelerinde düzenlenen özel yetkili ağır ceza mahkemelerine karşıydık. Aslına bakarsanız hazırlık sürecinde komisyondaki tüm siyasi partiler de bu düşüncemizi desteklediler. ''Örgütlü suçluluk ya da devlete karşı suçlar konusunda bir ihtisas mahkemesi olabilir, ancak bu mahkemelerin ayrık soruşturma ve kovuşturma kurallarına sahip olması yerinde değildir'' görüşünü dile getirmiştik. Ancak daha sonra, özellikle devletin güvenliği gibi düşünce ve gerekçelerle bu hükümler kanuna eklendi. Açıkça ifade etmek gerekir ki, bu düzenlemelerin yapılmasında, bugün özel yetkili mahkemeleri hukuka aykırı bulan ve eleştiren çeşitli siyasi partilerin, bürokratların ve hatta bazı basın organlarının çok önemli etkisi oldu.''

Bu iki kurum (Yargıtay ve HSYK) üzerine düşeni gerçekten yaparsa sorunların büyük ölçüde giderileceğini düşünüyorum. Bunlar yapılmadan gerçekleştirilen kanun değişiklikleri ya istenen sonucu vermemiş ya da başka sorunlara yol açmıştır. Reform kanunları TBMM Adalet Komisyonu''nda görüşülürken bir Yargıtay üyesi, bizim bazı maddelerle ilgili daha özgürlükçü olduğunu düşündüğümüz önerilerimiz tartışılırken ''Siz buraya ne yazarsanız yazın, kanun yüzde 5''tir. Uygulama yüzde 95''tir'' dedi. Konu büyük ölçüde yanlış olan bu uygulamayı değiştirmektir.''

''CMK tasarısının alt komisyonda hazırlanan şeklinde, ağır ceza mahkemeleri bakımından öngörülen azami tutukluluk süresi 2 yıl olarak belirlenmişti. Bu 2 yıllık süre 1 yıl daha uzatılabilir şeklinde bir imkâna da yer verilmişti. Adalet Komisyonu''nda bu süre önce 2 yıl, gerekli hallerde 2 yıl daha uzatılabilir şeklinde değiştirildi. Daha sonra uzatma süresinin 3 yıla çıkarılmasına şahit olduk. 250. maddeye ilişkin görüşmelerde ise bu 5 yıllık sürenin özel yetkili mahkemelerde iki kat olarak uygulanması kabul edildi. Bu da yeterli görülmedi. Tutukluluk süresini 10 yılla sınırlayan düzenlemenin yürürlüğü ertelendi...''

''O tarihlerde CMK''nın kolluğun yetkilerini elinden aldığı, böyle bir kanunla suçlulukla ve terörle ''mücadele'' edilemeyeceği sık sık gazete manşetlerine taşındı. Şu anda tutuklu olan bir TSK mensubu ve büyük bir ilin emniyet müdürü, ABD ve İngiltere''den örnekler vererek, 33 gün gözaltı süresi talep ediyordu. CMK''nın aşırı derecede sanık haklarını koruduğu ve çok liberal olduğu sıklıkla tekrarlanan bir eleştiriydi. Gazete arşivlerine bakarsanız, ''İşte bu da tutuklanmadı'' gibi haberlerle sık sık karşılaşırsınız.

Kolluk, bazı akademisyen ve TSK mensupları, çok sayıda DGM başsavcı ve hâkimi ile büyük basının yürüttüğü bu olumsuz kampanyanın iki olumsuz sonucu oldu. Birincisi reformlardan geri adımlar atılmaya başlandı. İkincisi reformlara devam edilmesi önlendi. Örneğin, mecburi müdafilik getirilmişti, kaldırıldı. TBB ve barolar ciddi bir itirazda bulunmadı. Tutuklama süreleri uzatıldı. Savcının kürsüden inmesi için bizzat akademisyenlerce kaleme alınan kanun teklifi komisyonda oylanıp kabul edildikten sonra, il başsavcılarının ''ültimatom'' vermesi üzerine reddettirildi. CMK''nın 250. maddesinin kaldırılması için hazırlanan teklif, yine bazı DGM başsavcılarının, özellikle muhalefet partisini de ikna etmesiyle Genel Kurul''da reddettirildi. Terörle Mücadele Kanunu''ndaki daha özgürlükçü düzenlemelere Yargıtay temsilcileri karşı çıktı. O zamanki Türkiye Barolar Birliği, TBMM Adalet Komisyonu''nun çalışmalarına davet edildiği halde sadece bir kez geldi.

''TMK''yı gözardı etseniz bile, bu algıyı haklı çıkaran uygulamalar var. CMK 250. madde kapsamında soruşturma ve kovuşturma için cebir tehdit yöntemini sistematik olarak benimseyen ve amacı suç işlemek olan ve bu suçları işlemeye elverişli bir yapılanma, araç ve gerecin varlığı gerekli. Hâlbuki üniversitelerde, belediyelerde, kamu kurumlarındaki ihale yolsuzluğu iddiaları dahi bu mahkemelerde görülüyor. O nedenle iş yükleri çok artıyor. Yargılamaların kalitesi düşüyor, süresi uzuyor. Bu mahkemeler belli suçlara bakan uzmanlık mahkemesi değil, her suça bakan mahkemeler haline geliyor. Bu durum kanuna açıkça aykırı. CMK yapılırken söylediğimiz endişelerimiz haklı çıktı.''

Bu kadar alıntı yeter herhalde... Prof. Özüer''in diğer açıklamalarını merak edenlerin T24''ü ziyaret etmeleri gerekiyor. Yazıyı röportajın T24''de verilerken kullanılan başlığı aktararak bitireyim:

''Prof. Adem Sözüer: Kolluk, ceza hukuku reformuna karşı ''haçlı seferi'' gibi kışkırtıldı''.