"Uzlaşmak" şart mıdır?

00:0011/07/2007, Çarşamba
G: 29/08/2019, Perşembe
Kürşat Bumin

Dikkat ederseniz, özellikle cumhurbaşkanı seçim süreciyle birlikte demokrasiyi en iyi tarif eden kavramın “uzlaşma” olduğu üzerinde uzlaşmış bulunuyoruz...Bu uzlaşma Anayasa Mahkemesi''nin 367''ye ilişkin kararıyla artık hukuki bir çehre de kazanmış durumda.Mahkeme''nin “Köşk seçiminde uzlaşma şart” olarak özetlenebilecek kararı, bana sorarsanız, üzerinde uzlaşılması imkansız yepyeni bir sayfa açmıştır.Mahkeme önce, Anayasa''nın 104. maddesinde yer alan cumhurbaşkanı tarifinden hareketle “uzlaşma”nın

Dikkat ederseniz, özellikle cumhurbaşkanı seçim süreciyle birlikte demokrasiyi en iyi tarif eden kavramın “uzlaşma” olduğu üzerinde uzlaşmış bulunuyoruz...

Bu uzlaşma Anayasa Mahkemesi''nin 367''ye ilişkin kararıyla artık hukuki bir çehre de kazanmış durumda.

Mahkeme''nin “Köşk seçiminde uzlaşma şart” olarak özetlenebilecek kararı, bana sorarsanız, üzerinde uzlaşılması imkansız yepyeni bir sayfa açmıştır.

Mahkeme önce, Anayasa''nın 104. maddesinde yer alan cumhurbaşkanı tarifinden hareketle “uzlaşma”nın anayasal bir emir olduğuna (“Bu düzenlemeler, Cumhurbaşkanı seçiminde aranması gereken uzlaşının pozitif hukuksal dayanaklarını oluşturmaktadır.”), hemen ardından da malum “toplantı yeter sayısı”na (367) hükmetmiştir.

Mahkeme''nin bu çerçevede yaptığı şu yorum gerçekten unutulur gibi değildir: “Aksi halde, üçüncü fıkradaki birinci ve ikinci oylamalar anlamsız hale gelecek, üçüncü ve dördüncü oylamalarda üye tamsayısının salt çoğunluğu ile Cumhurbaşkanı seçilebileceği için, bir uzlaşmaya da gerek kalmayacaktır.”

Çünkü, “Üçüncü fıkrada öngörülen üçüncü ve dördüncü oylamalarda, TBMM''nin, adaylardan birini üye tamsayısının salt çoğunluğunun oyuyla seçebilme olanağı karşısında, Meclis''te salt çoğunluğa sahip parti ya da partiler, birinci ve ikinci oylamada üçte iki çoğunlukla aranan uzlaşmaya sıcak bakmayabileceklerdir. Bu durum Anayasa''nın Cumhurbaşkanı seçiminin uzlaşmaya dayanması amacıyla bağdaşmamaktadır.”

Mahkeme''nin bu kararından benim çıkardığım sonuc şu idi:

Uzlaşmayla (referandum) kabul edilen Anayasa''nın 102. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan üçüncü ve dördüncü oylamalar Anayasa''ya bir kaza, bir dalgınlık sonucu girdiği için dikkate alınmayabilir, yok sayılabilir...

Görüyorsunuz; ülke söz konusu kararla birlikte yeni bir anayasal kuralla tanışmıştır: “Uzlaşma”.

Peki o zaman soralım: Anayasal bir demokrasinin böyle bir kuralı var mıdır?

Ortada üzerinde uzlaşılmış ve ne söylediği apaçık olan bir temel metin (anayasa) dururken yeni “uzlaşma” tarifleri yaparak “herkesi kucaklayan” bir uzlaşıya varmak istenmesi demokrasiyle tabii ki uzlaşmaz.

Burada, yeri gelmişken, artık hemen her gün bir biçimde karşımıza çıkan “uzlaşma” kavramının demokrasi ile ilişkisini inceleyen önemli üç yazıdan söz etmek istiyorum:

Yazılardan ilki, H. Gökhan Özgün''e ait. Radikal yazarı şöyle diyor: “Demokrasi bir uzlaşma rejimi midir? Cevabı koskoca bir ''HAYIR''dır bu sorunun. Demokrasilerde ''demokrasi'' ve dolayısıyla hukuk üzerinde uzlaşırsın, geriye kalan hiçbir konuda uzlaşmaya mecbur edilemezsin, uzlaşamamaktan sorumlu tutulamazsın, uzlaşmaya gerek duymadan varolabilirsin. Demokrasi, uzlaşmama, uzlaşmadan yaşarken kanun önünde eşit olma hakkıdır. Uzlaşma mecburi değildir. Tabii eğer ''demokrasi'' üzerinde uzlaşmışsan...”

Güzel bir araya giriş doğrusu... Bir yana doğru fazla eğilmiş olan değneği öbür yana bükmeye çalışan yerinde bir araya giriş.

Alber''in henüz yayımlanmamış yazısında Özgün''ün analizini destekleyen şu satırları da dikkatle okuyalım:

“Marcel Gauchet''nin de 70''li yılların sonunda yazdığı bir makalesinde belirttiği gibi demokrasi, toplumsal bölünmeyi ve çatışmayı haklı ve meşru kabul eden bir siyasal sistemdir. Bu bölünme, başka bir temelin üstünde yükselen tali ve giderilebilir bir eklenti değil, toplumun yapısal bir özelliği, onun indirgenemez doğasıdır demokrasi için. Çatışmaların organik bir bütünün içinde eriyeceği bir birlik hayali yoktur burada...”

Konuya -bir kere daha- işaret eden üçüncü yazı Mustafa Erdoğan''a ait. Bu yazının (Star) bazı bölümleri şöyle:

“Uzlaşma ise, genel kanaatin aksine, karşılıklı taviz vermek demek değildir. Uzlaşma, ortak olanı aramak, kısaca, ''aramızda ortak olan bir söze gelmek''tir. (...) Ayrıca uzlaşabilmek için, en başta, insanların her konuda uzlaşmak zorunda olmadıklarını kabul etmek gerekir. İnsanları her konuda uzlaşmaya zorlamak özgürlük karşıtı bir sonuç üretir. Çünkü, insanlar arasında farklılıkların olması kadar, onların bu farklılıklarını koruyarak (birlikte) var olmayı istemeleri de gayet insanidir. (...) Onun içindir ki, birlikte yaşama veya var-olma ''bir'' ve ''birlik'' olmakla aynı şey değildir. Toplumsal uzlaşmanın amacı, adına ''toplum'' dediğimiz, ama aslında farklı varoluşlardan oluşan o gevşek var-oluş tarzını organik bir bütüne dönüştürmek olamaz...”

İşte size ortak noktaları çok olan üç “uzlaşma-uzlaşmama” tarifi...

“Uzlaşma” merkezli bu tartışma bana epeyce zaman önce yayımladığım bir yazıyı hatırlattı. “Konsansüs”ün (consensus) bugünkü gibi yine başını alıp gittiği bir dönemde, bir metinden hareketle “dissansüs”ün (“dissension”dan) yani “ortak fikirde olmama”nın demokrasiye çok daha yakıştığını söyleyerek tekere çomak sokmak istemiştim.