Cahit Sıtkı"da bahar...

00:0018/04/2010, dimanche
G: 3/09/2019, mardi
Mehmet Doğan - Pazar

Cemreler tamamlanınca hayat gelir, can gülücükleri çiçekler gelir toprağın doğurduğu, emzirdiği canlarla. Çünkü hava yumuşamış, toprak yumuşamış, sular yumuşamış ve buhurdanlık gibi tüten tabiatın bağrından bahar boy atmıştır, birden bire.Cahit Sıtkı İlk Cemre''yi şöyle anlatıyordu:Kar eriyivermiş, buz kırılmış;Kuşlar gibi azat olmuş sular,Toprağa düşer düşmez ilk cemre.Arzın bağrında bin yol açılmış,Aktıkça akmış, şâdolmuş sular;Dağ başlarından ta denizlere.Tarancı''da sular, dağların sonsuzluğa,

Cemreler tamamlanınca hayat gelir, can gülücükleri çiçekler gelir toprağın doğurduğu, emzirdiği canlarla. Çünkü hava yumuşamış, toprak yumuşamış, sular yumuşamış ve buhurdanlık gibi tüten tabiatın bağrından bahar boy atmıştır, birden bire.

Cahit Sıtkı İlk Cemre''yi şöyle anlatıyordu:

Kar eriyivermiş, buz kırılmış;

Kuşlar gibi azat olmuş sular,

Toprağa düşer düşmez ilk cemre.

Arzın bağrında bin yol açılmış,

Aktıkça akmış, şâdolmuş sular;

Dağ başlarından ta denizlere.

Tarancı''da sular, dağların sonsuzluğa, ırmaklaşan selamıdır:

Eriyen karlarla dile geldiği günlerden,

Sert kayaları zorlayıp deldiği günlerden,

Bayırda koşarak, ovada yavaşlayarak,

Her geçtiği araziyi şenlendiren ırmak,

Yol üstü uğrasaydın bir gün düşüncemize,

Dağların selâmını götürürken denize.

Tabiatın bağrında tüllenen bahar Cahit Sıtkı için birden bire sunulan bir şerbet gibidir ama baş belasıdır:

Kim bilir ne oldu ne bitti gece uyurken

Uyandım ki tabiat o değil başkasıdır

Nerden esiyor bu şerbet gibi hava nerden

Çiçek açmış ağaç hangi kızın rüyasıdır.

Gel böyle havada kendini emniyette bil

Bir bakış bir gülüşle çarpılmak işten değil

Çektiğim ağrı kalpten bermutad dişten değil

Bildim bileli bahar başımın belâsıdır.

Sonbaharla birlikte başlayan ve uzun bir kışla yaşanan ayrılıklar, baharla birlikte biter. Bu kavuşma sevincini şair şöyle dile getirir:

Nihayet damlarda leylekler göründü,

Upuzun gagalarını takırdatan.

Vefasız sandığımız turnalar döndü,

Geçen yıl gittikleri meçhul diyardan.

Çiçek açmış ağaçlara bak ne güzel;

Gel bizim olsun serçelerin neşesi!

Gel seninle kırlara açılalım gel!

Neler vaat etmiyor akarsuyun sesi!

Uzamaya başladı günler sahiden;

Güneşin batmak istemediği belli.

Eteğini havalandırarak esen

Kış boyunca düşündüğüm bahar yeli.

Şairimizin kış boyunca düşündüğü bahar, bakın nasıl gelir:

Damlardaki kar, saçaklardaki buz,

Kanı kaynayan suya dar geliyor.

Haberin var mı? Oluklardan sonsuz

Akan su sesinde bahar geliyor.

Duy güneyden estiğini rüzgarın;

Göreceksin neler olacak yarın

Yuvada çırpınan yavru kuşların

Uçmak hevesinde bahar geliyor.

Gelen bu baharlar şairin gönlündeki sonsuzluk susuzluğunu bir türlü gideremez ve “Nedendir Yarab” diye sorar:

Açtığımız her bahçede baharmış; doğru.

Hangi dala el atsak yemiş varmış; doğru.

Doğrudur en güzel dünyada olduğumuz;

Sanki şeytan tüyü var dağında taşında.

Fakat nedendir Yarab bu susuzluğumuz,

Suyu gürül gürül akan çeşme başında?

Bahar Sarhoşluğu şiirinde Cahit Sıtkı, o özleyip durduğu sonsuzluğun kıyısından geçer gibidir:

İlk sevgilimin gülüşüne benzer

Bir Nisan havası değil mi esen?

Zincirlere, kelepçelere inat,

Kanatlarımı açmak zamanıdır;

Allahaısmarladık kaldırımlar.

Giyenler düşünsün dar elbiseyi;

Ölçülü sözü, hesaplı adımı

Ben kurtuldum kafeste kuş olmaktan;

Saltanat sürer gibi uçuyorum,

Erik ağacı gelin olduğu gün.

Hayranım bu şehrin bacalarına.

İrili ufaklı, hep bir ağızdan,

Nasıl derinden gökyüzüne doğru

Bir türkü söylüyorlar öyle sessiz!

Dumanın daim olsun güzel baca!

Yuvası saçakta kalan kırlangıç,

Yavrusu dallara emanet serçe.

Derken camiler üstünde güvercin,

Minareler katından geçiyorum,

Gökyüzü mahallesi İstanbul''un.

Süt beyaz bir martıyım açıklarda,

Gemilere ben yol gösteriyorum,

Buğday ve ilaç yüklü gemilere.

Bir kanat vuruşta bulutlardayım;

Bir süzülüşte vatanım dalgalar!

Cahit Sıtkı Tarancı bir bahar vurgunudur. Yaşı otuz beşini aşmış, otuz sekize ulaşmıştır. Kırkına merdiven dayayan şairimiz Bahar Hikâyesi''ni şöyle anlatır:

Alıştım her yıl baharı dört gözle beklerim

Kulağım o sabahın kuş cıvıltılarında

Bahar geldi mi her tasaya benden elveda

Ben bütün dallarda açan bütün çiçeklerim

Öyle hesapsız coştuğum olur ki sanırım

Mektepten henüz çıkmışım yaşım tam yirmi bir

Kurduğum düşü gerçek etme gücü bendedir

Ama nerde her bahar şaşmadan aldanırım.

Bir yaşa vardım ki artık kolay kolay kanmam

Geldiğinde söyleyin haberi olsun kuşlar

Ant içtim bu yıl da beni aldatırsa bahar

Yuf olsun bana bir daha yüzüne bakarsam.

Cahit Sıtkı''ya bahar, ömrünün kırkıncı yılında Düşten Güzel gelir ve aldatmaz; çünkü evlenmiştir:

İlktir baharın gönlümce geldiği

İlktir hem sarhoş hem ayık olduğum

Bir gerçek içindeyim düşten güzel

Sevdiğim gülüyor yanıbaşımda

Aşkından talihimin düzeldiği

Sen gökte ararken yerde bulduğum

Bir sende gördüm ince ruh ince bel

Sende murada erdim kırk yaşımda

Kırk yaşında muradına eren ama ömrünün en güzel günlerini, bahar günlerini derbeder bir hayatın elinde tükettiği için fazla yaşamaz. Evliliğinin beşinci yılında ölür. Sonsuzluğun sınırı saydığı baharın tadına tam varmadan, yaz kapısından içeri girip sonsuzluğun meyvelerini vermeden ölür. İnsanlık mevsiminin Bahar ve Yazını tanımadan, onun Gülünü koklamadan giden her kabiliyet gibi çiçekken kuruyan

kabiliyetlerden biridir, Cahit Sıtkı Tarancı.