
Atasözlerimiz yaşanmış bilgeliğin ifadesidir. Sizin binlerce kelimeyle ifade edemediğinizi atasözlerimiz bir cümleyle ifade eder. Hem öyle bir ifade eder ki bir daha da hiç aklınızdan çıkmaz. Bugünün entelektüel dünyasının süslü püslü kelimelerle, sözgelimi “konsensüs-uzlaşma” gibi, sanki en hakiki çözümmüş gibi soyut laf cambazlıklarıyla soruna dönüştürdüğü şeyi, atalarımız bir sözleriyle çözer, en önemlisi yanlış yollara sapmamamızı da sağlamış olurlar.
Erdoğan düşmanlığı ekseninde o yuvarlak masa etrafında buluşan partilerin birlikte ülkeyi nasıl yöneteceklerini hep merak edip dururdum. İyi ki bu merakımı giderecek kimi sözler etmeye başladılar.
O sözlerin nasıl bir yönetim modeli ortaya koyduğuna geçmeden önce mutlaka belirtmem gereken bir husus var. O da şu: Masada oturanlar evvela kendi siyasi cüsselerine göre bir paylaşım yapıyorlar. Sözgelimi, bakanlıkların dağılımı gibi. Kim ne kadar oy alırsa ona göre kabineden pay alacaklarmış! Ama genel başkanların seçim sonucu ne olursa olsun koltukları belliymiş. Her birisi aldıkları oydan veya siyasi cüsselerinden bağımsız olarak cumhurbaşkanlığı yardımcılığı koltuğuna oturacaklarmış!
Peki, birlikte yönetim nasıl olacakmış? Şöyle: Cumhurbaşkanı kendisine destek veren o partilerin genel başkanlarıyla birlikte ülkeyi yönetecekmiş! Bir tür parti genel başkanlarından oluşan politbüro olacakmış! Cumhurbaşkanı o politbürodan çıkacak kararlar doğrultusunda hareket edecekmiş!
Aklıma üşüşen sorulara yetişemez hale geldim. Peki, bu durumda diyelim ki politbürodan çıkan kararı Cumhurbaşkanı beğenmeyip uygulamaktan kaçınsa ne olur? İşte o zaman kriz çıkacakmış! Ülke yeniden seçime gidecekmiş!
Masadaki küçücük partilerden birinin başkanının dedikleri aynen bu.
Demokratik konsensüs-uzlaşma üzerine oturttukları yönetim modeli bu yani.
Bu yönetim modeli, aslında dibinde derin krizler barındıran kötücül bir yönetememe modelinin adı.
Buraya kadar olan kısmını yapılan açıklamalar dolayısıyla biliyoruz artık. Ama henüz bilmediğimiz hususlar var. Mesela, politbüro üyeleri, kararları oy birliğiyle mi oy çokluğuyla mı alacak? Bence bu sorunun cevabı çok önemli.
Niçin mi? Bir çırpıda diyeyim. Oy birliği şartı, krizi derinleştirir. Zira sadece Erdoğan düşmanlığı noktasında birbirine benzeyen, başkaca tüm stratejik konularda birbirine benzemez olan partilerin genel başkanları nasıl oy birliğiyle karar alabilecekler? Alamazlar. Bu takdirde oy birliği şartı, hem sistemik bir krize yol açar, hem de ülke yönetimini felç eder.
Oy çokluğu şartı esas alınırsa, CHP’lilerin her konuda temelli kaybedecekleri bir sonuç ortaya çıkar. Olmaz ya, ama varsayalım ki Kemal Bey Cumhurbaşkanı seçildi. O politbürodan oy çokluğuyla çıkacak sağ tandanslı politik ve ekonomik kararlar CHP’nin kendi anlayışını inkâr temelinde olmayacak mı? Kadrolaşma konusunda da politbürodan çıkacak kararlar CHP’lileri hiç memnun edecek mi? Bu durumda zahiren kazanan gibi görünen parti CHP olsa bile, gerçekte asıl kaybeden partinin CHP olacağını söylemek için kâhin olmaya gerek yok.
Neyse, çok ayrıntıya girmeden kapatayım şimdilik bu konuyu.
Ama politbüro kararlarının oy birliğiyle mi, oy çokluğuyla mı alınacağı hususunun acilen kamuoyuyla paylaşılmasında zaruret olduğunu da hatırlatmış olalım.
Şimdi geliyorum “Horozu çok olan köyün sabahı geç olur” atasözümüze…
Tefsire hacet var mı?
Şimdiden kendileri dediklerine uyulmazsa masayı devireceklerini söylüyorlar zaten.
Bilineni tekrarlamaya hiç gerek yok.
Çok başlılığın, dahası ve en fenası dayatmaların siyaseten yol açacağı sistemik krizlerin kötülüğüne dair tek bir laf etmeden şunu önereyim ben de: Madem bu yönetim modelini ülke için gerekli görüyorlarsa, lütfen bu modeli kendi partilerinde eş başkanlar düzeyinde uygulasınlar evvela. Dahası, kendi belediyelerinde, mesela İmamoğlu’nun başkan olduğu İstanbul’da uygulamaya koysunlar da görelim.
Ülkeyi çoklu eş başkanlarla yönetmeden önce kendi partilerinizi ve belediyelerinizi bu modelle yönetmeye ne dersiniz?
Şayet memnun kalırsanız o zaman ülkeyi de öyle yönetirsiniz. Millet de o tarz bir yönetimin aslında daha iyi bir yönetim modeli olduğunu tecrübelerinizle görmüş anlamış olur hem.
Kendi partilerinde bırakınız ayrı başlara tahammül etmeyi, farklı fikirlere ve eleştirilere dahi tahammül göstermeyenlerin ülkeyi birbirine benzemez eş başkanlar modeliyle yöneteceklerini vadetmeleri, bu ülkeye yapılabilecek en büyük kötülüklerden biridir.
Milletimiz bu kötülüğe asla izin vermeyecektir.
14 Ocak Cumartesi günü Bursa’da Demokrasi ve Birlik Derneği’mizin (DEMBİR-DER) düzenlediği “Türkiye Yüzyılında Kürtler” konulu panelimizde, HDP’ye dair sorulan bir soruya verdiğimiz cevabın herkes tarafından bilinmesinde yarar görüyoruz.
Öncelikle belirtmek isterim ki biz DEMBİR-DER olarak şu veya bu parti üzerinden değil, ilkesel olarak durduğumuz yer üzerinden konuşmayı tercih edenlerdeniz.
1- Bizler prensip olarak partilerin kapatılmasına karşıyız. Hiçbir partinin siyasal düşüncelerinden dolayı kapatılmaması gerektiğine inanırız.
2- Demokrasilerde ülkeyle savaşım halinde olan terör örgütlerinin siyasal partilerine yer yoktur. İster ayrılıkçı-bölücü, ister dinci olsun, terör örgütleri tarafından kurulan, yönetilen ve aleni bir biçimde terörün siyasetini yapan partilerin kapatılması gerektiğine inanırız.
Burada yeri gelmişken yanlış bir mukayeseye de değinmekte yarar görüyorum.
Geçmişte bizim de içinde bulunduğumuz partilerimiz sırf siyasal düşüncelerinden dolayı kapatıldı. AK Parti de bu nedenle iktidarda olmasına rağmen kapatılmak istendi. Terörle alakalı oldukları için değil.
Terör örgütleri tarafından kurulup yönetildiği bilinen ve sırtını terör örgütlerine yasladıklarını açıklamaktan da onların propagandasını yapmaktan da geri durmayan partilerin kapatılmak istenmesini, salt siyasal düşüncelerinden dolayı kapatılan MNP, MSP, RP ve FP ile veya kapatılmak istenen AK Parti ile bir tutmak çok büyük bir çarpıtma olur.
Panelde eski bakanlarımızdan değerli kardeşim Faruk Çelik’in parti kapatmanın son kertede çözüm olmadığına, kapatılan partilerin yerine yeni partilerin kurularak yola devam edildiğine, bu süreçte ortaya çıkan mağduriyet algısının o partileri büyüttüğüne, dolayısıyla partilerin mahkeme marifetiyle değil asıl halk tarafından desteklenmeyip kapatılması gerektiğine dair sözlerinin, sanki terör örgütlerinin partilerine hiçbir şekilde dokunulmaması biçiminde anlaşılması kendisine haksızlık olur.
Tanıdığım bildiğim Faruk Çelik terör örgütlerinin partilerine demokrasilerde yer olmayacağına herkesten çok inananlardandır. Söylemeye çalıştığı şey, o partilerin asıl sosyolojik olarak kapatılmasını sağlayacak farklı mücadele ve ikna yöntemlerinin devreye alınmasının daha kalıcı sonuçlar doğuracağı yönündeydi.
DEMBİR-DER’in de zihinsel, siyasal ve toplumsal düzeyde asıl yapmaya çalıştığı şey budur.
Bursa’daki panelimize gösterdikleri yoğun ve içten katılım için aziz Bursalılara teşekkürü bir borç biliriz. Yüreklerine sığdık ama salonlara sığamadık hamdolsun.
Bursa Büyükşehir Belediye Başkanımıza, AK Parti İl Başkanımıza, dernek ve federasyonlarımızın birbirinden değerli başkan ve yöneticilerine, yerel medyanın değerli temsilcilerine gösterdikleri yürekten ilgi, destek ve katılım için sonsuz teşekkürler.
“Türkiye Yüzyılında Kürtler” konulu etkinliğimizin bir diğer durağı Mardin olacak inşallah.
21 Ocak Cumartesi günü medeniyetlerin ve farklılıkların anlamlı bir bütüne dönüştüğü kardeşlik ve birliğin şehri Mardin’de “Biz farklılıklarımızla birlikte Türkiye’yiz!” diyeceğiz hep birlikte.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.