Hillary Clinton bu hafta 2016'da ABD'de yapılacak başkanlık seçimleri için Demokratların aday adayı olacağını açıkladı. Eski first lady, sosyal medyada yayınladığı bir videoyla adaylığını duyurup hemen ardından kampanyasına ön seçimlerin yapılacağı ilk eyalet olan Iowa'da halkın isteklerini yerine getireceğini, onların savunucusu olacağını söyledi, bir Amerikan klasiği... Amerika'nın ilk siyah başkanı olan Barack Obama'nın da destek verdiği Clinton, seçilirse ulusun ilk kadın başkanı olacak. Clinton, 2008'de Obama'yla girdiği başkanlık yarışından mağlup ayrılmıştı ve Obama Cumhuriyetçilerin adayı John McCain'i yenerek ABD Başkanı olmuştu. McCain'in adı bu yıl da Cumhuriyetçilerin adayları arasında geçiyor olsa da henüz resmi bir açıklama yok.
Clinton'ı Türkiye 1992'den 2001'e kadar görev yapan eski ABD Başkanı Bill Clinton'ın eşi olarak tanıdı. Ve tabii, Bill Clinton'ın asistanı Monica Lewinsky ile yaşadığı ilişkinin ortaya çıkmasının ardından skandalı yönetme ve eşini bırakmamasıyla. Türkiye'de dahi pek çok kadının garip karşıladığı destek aslında Amerika'nın muhafazakar ailelerinden birinde yetişmiş bir kadın için pek de şaşılacak bir durum değildi. Aslında sonradan Demokrat olan Hillary Rodham Clinton'ın yıllar içinde geçirdiği dönüşümün dünya sadece bir kısmına şahit olsa da o her şeyi kamuoyu önünde yaşadı. O yüzden hayatının her dönemine dair detaylar herkes tarafından konuşulmakta. Clinton, eski usül bir OrtaBatılı aileden gelen bir Cumhuriyetçiydi. Başkan Nixon destekçisiydi, hatta 1960 başkanlık seçimlerinde John F. Kennedy'nin sandıkta hile yaptığını ispat etmeye çalışırken bayağı bir uğraş vermişti. Henüz 13 yaşında olduğu yıllarda elinde oy veren listesiyle kapı kapı dolaştığı o yıllar muhtemelen siyasette attığı ilk adımlardı aynı zamanda. Bugün Küba'yı kara listesinden çıkaran ABD'nin Demokrat Parti aday adayı, o yıllarda babası gibi bir komünist düşmanı, annesi gibi dindar bir Hıristiyan Metodistti.
Aktif bir öğrenci olarak geçirdiği üniversite yıllarında Siyasal Bilimler okurken Demokrat olmaya doğru ilk adımlarını attı. Kendisi her ne kadar otobiyografisinde Nixon destekçisi olmaktan Martin Luther King Jr. nedeniyle vazgeçtiğini söylese de, Amerikan Sivil Halklar Hareketi'yle birlikte geçirdiği sürede Afrikalı Amerikalıların Metodist kiliselerinde taraf değiştirdiği söylenir. Yine kendisi King'e ve Robert Kennedy'e düzenlenen suikastlerin kendisini çok fazla etkilediğini, aynı zamanda Vietnam Savaşı'ndan da oldukça etkilendiğini belirtmektedir; ki muhtemelen bunların hepsi bir dönüşüm ve değişim sürecinin bir parçasıdır. Nitekim her insanın, yaşadığı olaylar nedeniyle dünyaya bakışı değişir, değişmemesi bir problemin göstergesidir. Zaten Hillary, Cumhuriyetçilerin 68'deki ırkçı nefret söylemine artık dayanamaz ve partiden ayrılır. Mezun olduktan sonra Yale'de hukuk eğitimi almaya başlar ve burada göçmenler, sağlık, eğitim, yaşam gibi sosyal konulara ağırlık verir ve eşi Bill Clinton'la da burada tanışır. Bill Clinton'ı yıllar sonra Amerikan Başkanı yapacak yolculuğa çıkaran isimlerle tanıştıran da yine Hillary'dir. Önceleri çılgınlar gibi desteklediği ve inandığı Nixon'ı neden oldukları sebebiyle suçlayan bir komisyonda çalışırken büyük hukuk şirketlerinde çalışmaktan vazgeçer. Bu şahit olduğu yozlaşma nedeniyle de olabilir, siyasi kariyerine farklı şekilde yön vermek istediği için de... Evlendikten sonra da yardıma ihtiyacı olanlara ücretsiz hukuk desteği sağlayan ve kar amacı gütmeyen bir hukuk firmasında çalışır. Çift ilk çocukları doğduğunda Demokrat Parti'nin tanınan, örnek ve aktif iki yüzü haline gelir.
First lady'lik yıllarında önce kadın hakları, ardından sağlık konularında ateşli savunmalar ve çalışmalar yapmaya çalışmış ancak özellikle ilaç sektöründen ağır bir darbe yemiştir. Yürüttüğü sağlık reformu kampanyası ilaç şirketlerinin lobisi sayesinde Kongre'de oylamaya dahi sunulmadan yok olup gitmiştir. Oscar ödüllü yönetmen Michael Moore, 2007 yapımı Hasta (Sicko) belgeselinde, ABD'nin pahalı ve çarpık sağlık sistemini eleştirirken Hillary'nin verdiği mücadeleye ve aynı zamanda lobicilere teslim oluşuna da geniş yer vermiştir. 2001-2009 yılları arasındaki New York Senatörlüğü döneminde Irak'ın işgaline ve Bush'a destek vermiş ancak sonrasında savaşı eleştirmiş, daha doğrusu Bush'un savaşı yönetme şekline karşı çıkmış, hatta Amerikan askerlerinin geri çekilmesi gerektiğini savunmuştur. Senatörlük yıllarında yine ilaç lobisiyle karşı karşıya gelmiş, ancak daha güçlendiği ve tecrübelendiği bu savaşta bu kez belli cephelerde galip gelmiş, bu kez bütün ilaç şirketlerinin çocuk sağlığına uygun ilaçlar üretmesi için zorlayıcı bir yasa çıkarılması hususunda başarı sağlamıştır.
2008'de kaybettiği Başkanlık yarışının ardından, 2009'da ABD Dışişleri Bakanı olmuş, Wikileaks belgelerinden Arap Baharı'na içinde bulunduğumuz coğrafyayı da yakından ilgilendiren pek çok meseleyi de içeren konularda Amerikan dış politikasını yönlendirmiştir. 2012'de Libya'da Bingazi'de Amerikan Konsolosluğu'na düzenlenen saldırı ve Amerikan Büyükelçisi'nin öldürülmesi sonrası bugün hala devam eden Cumhuriyetçilerin çapraz ateşinin hedefinde olan ilk isim de olmuştur. Clinton 2012 sonunda sağlık nedenlerini gerekçe göstererek dışişlerinde ikinci bir döneme girişmeyeceğini açıklammıştır. Veya Barack Obama, ikinci dönem seçim sürecinde Hillary'i gözden çıkarmış ve yola John Kerry ile devam ederek yönetimini bu saldırıdan izole etmiştir. Nitekim Clinton'ın görevi bırakmasıyla dönemin CIA Başkanı David Petraeus'ın evlilik dışı bir ilişki yaşadığının ortaya çıkmasıyla istifa etmek zorunda kalması arasındaki sürenin kısalığı dikkat çekicidir. Her iki isim de Arap Baharı'nın desteklenmesi, Arap dünyasında 'İslami hareketlerle' de ilişki yürütülmesi konusunu özgüvenle savunmuştur. Bingazi saldırısı sonrası Obama yönetiminin Arap Baharı'na yaklaşımı değişirken bileti kesilen iki ismin de bu kişiler olması rastlantı değildir.
Geçtiğimiz ay da, dışişleri bakanlığı döneminde tüm yazışmalarını resmi değil de kişisel e-posta hesabından yaptığı ortaya çıkan Clinton, yeni bir skandalla daha uğraşırken şimdi bir de başkanlık yarışının içine giriyor. Clinton, ABD başkanı olur mu olmaz mı, olursa dünyada neler değişir bunu konuşmak için henüz çok erken ama hiçbir şekilde yorulmak bilmeyen bu kadının siyaset sahnesinden çekilmeyi düşünmeyeceğini rahatlıkla söyleyebiliriz.