
Bir İngiliz gazetecinin yazdığı ve yaz aylarında yayımlanan, “Kırılgan İmparatorluk: Rusya Putin’e nasıl aşık oldu ve ondan nasıl soğudu” isimli kitaba göre okumaktan pek haz etmeyen Rusya liderinin elinden düşürmediği bir kitap var. “Üçüncü İmparatorluk”, hayali bir tarihçinin 2054 yılında yaşadığı maceraları ve bütün Rusya’yı bir araya getiren Çar 2’inci ‘Vladimir’in hayatını anlatıyor... (Fragile Empire: How Russia Fell in and out of love with Putin, Ben Judah.)
Batı menşeli yaptırımlar ve ardından gelen petrol fiyatlarındaki düşüş, bu ‘hayali’ imparatorluğun ‘yeniden’ kurulmasını hayli ötelemiş olmalı. Ancak daha 40 yıl var ve Vladimir Putin belli ki bunu gerçekleştirmek için sonuna kadar uğraşacak.
Rusya ile Avrupa arasında oluşan ‘bağımlılıktan’ ürken ABD, Ukrayna üzerinden bu “sınırı” özel düzeneklerle krizi sürükledi ve şu an gelinen noktaya bakıldığında en azından ‘aralarını soğutmayı’ başardığı söylenebilir.
Peki, Washington’un Türkiye-Rusya ilişkilerindeki “sınırı” nereden geçiyor? O sınır geçilirse ABD bu hattı kesmek için uygun makasa sahip mi?.. Yoksa Amerika’nın bu iki ülkenin ilişkilerine gösterdiği bir “iltimas” mı var?
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Türkiye ziyareti, özellikle enerji ilişkileri bağlamında öne çıkarıldı ve bunu günlük basından izlediniz. Rusya’nın enerji geliri yaptırım ve fiyat silahlarıyla vurulduğundan, Türkiye’yle bu kulvardaki ilişkilerini sağlama almak zorunda hissedeceği yönünde ‘nispeten’ doğru medya analizleri yüzünden olumlu bir beklenti oluştu. Oysa doğalgaz fiyatlarındaki indirimle karşılık bulan bu beklentiye siyasi saikler de eklenmeliydi. Mesela; İran’ın ‘cepheden düşme’ ihtimalinin Moskova’yı politik ortak aramaya/çoğaltmaya güdülemesi gibi.
Bir başkası; “Rusya Devlet Başkanı Türk siyasetinin bağımsızlığını vurgulayarak, Türkiye-Rusya ilişkilerinde asıl belirleyicinin bu olduğunu söyledi.” Kendi başına ayrıca yazı konusu olacak incelikli kelimelere sahip bu ziyaret öncesi selam, “Erdoğan’la birçok konuda anlaştık” cümlesiyle süslenmiş durumdaydı. (‘Erdoğan’la anlaştık’, 29/11, Yeni Şafak.)
Putin ziyaretinin eş zamanlı gelişmelerine, haberlerine baktığınızda ABD ve İran’ın ilk bakışta fark edilmeyen tutumlarını da yakalayabilirsiniz; “Amerikan basını, Türkiye’nin Esad eleştirilerini dikkate alan ABD’nin ‘Suriye’de sınırlı bir uçuşa yasak bölgeye evet’ dediğini yazdı. Türkiye ve ABD’nin Suriye konusunda artık daha yakın olduğu belirtildi.” (Hemen tüm gazeteler, 02/12.) Amerika menşeli bu haberlerin eksiği fazlasından çok, “ziyaret ayarlı” olduğunu sezmek gerekiyor.
Tıpkı; “Türkiye’yi ziyaret eden ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la bir görüşme gerçekleştiren İran Ekonomi Bakanı Ali Tayyibnia, İran Cumhurbaşkanı Ruhani’nin davet mektubunu Erdoğan’a iletti. İki Cumhurbaşkanının görüşmesinin New York’ta yaptıkları görüşmenin devamı niteliğinde olacağı öğrenildi” satırlarında olduğu gibi. (‘Ruhani’den Erdoğan’a Davet’, 02/11, Hürriyet.)
ABD, Türkiye’nin enerji konusundaki hassasiyetlerinin farkında ve anlıyor. Türkiye-Rusya-ABD üçgeni içinde kalan, Ortadoğu, Ak ve Karadeniz, enerji kaynak ve yolları, Hazar ve arkası ile Avrupa yönünde yaşanan olaylarda yine Ankara’nın tutumuna, Rusya ile ilişkilerini ‘kavrayarak’ yaklaşıyor. Bunda, İran ile ilişkilerin parladığı dönemde ortaya çıkan “eksen kayması” iddialarının üzerinde şu an Beyaz Saray’ın kayıyor olmasının da etkisi var. İtiraz etmesinin hayatın gerçekleri ile örtüşmeyeceğini görecek kadar akıllı. Putin’in ziyaretinde söylenenleri de ‘okuyor’...
Ancak... Muhtemelen ilk yazılıyor ve ABD’nin duymak istemeyeceği cümleler şunlardır; “Birçok eksikliğine rağmen sistemin; en azından dünyadaki mevcut sorunları belli limitler içerisinde tutabilecek ve ülkeler arasında doğal bir rekabetin yoğunluğunu düzenleyebilecek durumda olması gerekiyordu. Şunu kendimize soralım; bu şekilde ne kadar rahatız, ne kadar güvendeyiz, bu dünyada yaşamak ne kadar mutluluk veriyor ve bu dünya ne kadar adil? Belki de bu münasebetsiz sorular için elimizde gerçek sebep yoktur? Belki de ABD’nin sıra dışı liderliği hepimiz için nimettir? Belki de dünya olaylarına karışması; refah, demokrasi, insan hakları, ilerleme içindir? Belki de rahatlamamız ve keyfini çıkarmamız gerekiyor? Öyle mi?..”
Bu cümleler, Valdai Uluslararası Tartışma Kulübü’nde Türkiye’ye yaptığı ziyaretten sadece birkaç gün önce Putin tarafından kuruldu. Ankara’nın bu fikirlerin neresinde durduğunu, destekleyip desteklemeyeceğini şimdilik ayrı tutarak soralım; Türk kamuoyu bu fikirler hakkında ne düşünüyor olabilir?..
Yerleşik küresel düzene Türkiye’nin bir itirazı var mı?
Var.
Var ama bu eş-tutum ittifak mı demek?..
Dünya siyasetinin çarklarına yapılan bu eleştiriler, Doğu-Batı eksenleri arasında transfer mi ifade ediyor yoksa tek tarafa yontan ve adil olmayan “sisteme” itirazı mı?
ABD bu türden “stratejik ilişkiler üstü”, sevdiğim ifadeyle, “strateji-büken” yakınlaşmayı kabul etmeyecektir.
Hani ne deniyor “yan masanın hesabını başkasına ödeten” o reklamda; “Mantık yok sistem var!”
ABD’nin oturduğu masanın hesabı kime gidiyor?
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.