Başbakan neyi gördü?

00:0028/12/2013, Cumartesi
G: 10/09/2019, Salı
Ömer Lekesiz

Vakit bir su gibi akıp gidiyor ve "unutma" nimetinin sessiz hakimiyeti içinde bizler o vakitle birlikte hep yeniye yönelme, ileriye adım atma zorunluluğuyla neyi ne kadar unuttuğumuzun farkında bile olamıyoruz.Ancak sorumluluk sahipleri, Hakk ve halk adına emanet üstlenmiş olanlar bizler gibi kendi doğallığı içinde bir şeyleri unutma lüksüne sahip değiller.Onlar geçmişteki olayları sürekli hatırlayarak, zaten bir rüyanın rüyasından ibaret olarak yaşadığımız şu hayatı olanı, biteniyle sorumlulukları

Vakit bir su gibi akıp gidiyor ve "unutma" nimetinin sessiz hakimiyeti içinde bizler o vakitle birlikte hep yeniye yönelme, ileriye adım atma zorunluluğuyla neyi ne kadar unuttuğumuzun farkında bile olamıyoruz.

Ancak sorumluluk sahipleri, Hakk ve halk adına emanet üstlenmiş olanlar bizler gibi kendi doğallığı içinde bir şeyleri unutma lüksüne sahip değiller.

Onlar geçmişteki olayları sürekli hatırlayarak, zaten bir rüyanın rüyasından ibaret olarak yaşadığımız şu hayatı olanı, biteniyle sorumlulukları gereğince tabir etmek, sürekli doğru sezgiyi gözetmek ve Allah"ın yardımını sürekli talep ederek her şeyi kendi hakikati içinde görmeye çalışmak zorundalar.

Bu manada Hakk"ı ve halkı gözetişinden emin olduğumuz Başbakan neyi görmüştür?

Şunu:

Taksim Darbe Komitası"nın Gezi Kalkışması, 28 Şubat psikolojisiyle çocuklarımızı temsil ettiğimiz yapıyla çok kolay bir şekilde bütünleşmiş ve bizim çocuklarımızı bize karşı kullanılabilme potansiyelini açığa çıkarmıştır.

Düşünsenize İmam Hatip Okullarının sistem tarafından sakıncalı gösterilmesinden sonra, dünyanın telaşı içinde onların eğitimlerinden yana rahat olmakla kendimiz rahat davranabilmek için çocuklarımızı en azından "dini diyaneti bilen insanlar" olarak gördüğümüz Hizmetçilere teslim ettik.

Onların muhatap kılındıkları ağabey takibini, sorumluluklarına, fedakarlıklarına yorduk.

Çocuklarımızı kendi örgüt yapılarına mahsus, daraltılmış, baskılanmış bir siyaset içinde tutma gayretleri karşısında "e canım haklılar, bitirsinler okullarını, işlerini bulsunlar, siyasetle uğraşacaklarsa ondan sonra uğraşsınlar" düşüncesiyle makul gördük.

Çocuklarımıza belli yayın evlerinin kitaplarını zorla okutmalarını "zararlı kitaplardan koruyorlar" diye tevil ettik.

Her biri birer kitsch olan dergilerine zorunlu abonelikleri "içeriği bilimseldir, zararlı olmaz" düşüncesiyle sineye çektik.

Gazetelerine zorunlu aboneliği, "bizim de medyamız var artık, malum medyaya karşı güçlenmesi elzemdir" diyerek kabul ettik.

Kendi rahatlığımızı koruma esaslı bu hususlar karşımıza nasıl çıktı?

Bizi değil ağabeylerini dinleyen çocuklarımız darbe kalkışmasına eğilim gösterenler ve hatta bizzat ağabeyler eşliğinde masumların mallarına, canlarına kastedenler olarak karşımıza çıktılar.

Onları ikna etmekte çok güçlük çektik çünkü o yapılarda çocuklarımız "düşünmekten muaf tutulan" robotlara dönüştürülmüştü.

Dünyayı tanımıyor, düşüncenin düşünülmesine, gerçeğin gerçekliğin anlaşılmasına dair bir zahmete girişemiyorlardı.

Beyinleri som bir mermere dönüştürülmüş, "Peygambere sormadan iş yapmaz" denilen sahtekarlar onların putu haline getirilmişti.

On yaşındaki çocuk deneklere okutulmak ve içerikleri onların anlayış seviyesine indirgenmek suretiyle ürettirilen metinler "roman" klişesi altında yutturulmakla kalınmamış, çocuklarımız onların birer sanat eseri olduğuna inandırılmışlardır.

Hizmet Örgütü"ne bağlı yayın evlerinin (ki, bunlar yakın vakitte ya kendilerini ifşa edecekler, ya da zorunlu olarak tarafımızca ifşa edileceklerdir) fabrikasyon usulüyle ürettikleri bu kitaplar çocuklarımızı kelimesiz, kavramsız, lafız ve mana uyumundan yoksun bir dilin dünyasına hapsetmiştir.

Beslediğimiz medya kendini malum medyayla eşitlemiş, dergiler Amerika patentli tv kanallarında reklam edilir olmuştur.

İşte Başbakan bunu görmüştür!

Kendi ellerimizle mahvetmek üzere olduğumuz bir kuşağın acısını bizden hem önce hem de daha fazla duymuştur.

Bizim yine bir tür körlükle Başbakan"ın gördüğünü göremeyişimiz, duyduğunu duyamayışımız Hizmet Örgütü tarafından çok iyi görülmüş, kavramıştır.

Başbakan"ın çocuklarımızın mahvedilmesine ramak kala, sorumluluğu gereğince tedbiri (uygulamayı bile değil) düşünmeye başlaması, Pensilvanya"da Türkiye adına her türlü kirli oyuna bulaştırılabilecek şekilde tutsak edilmiş lider seviyesindeki kişilerin kulağına fısıldanmıştır.

İşte bu fısıltı uluslararası çıkar şebekeleriyle danışıklı olarak, Başbakan"ı daha düşünürken düşüncesinde boğma eylemi olarak Gezi"de uygulama konulmuştur.

Başbakan"ın derdi, din sömürüsüyle çocuklarımızı iğdiş eden, zihinlerinin işleyişini sadece kendileriyle ilgili konularda mümkün kılan ve onların kültürel - sanatsal ilgilerini bol kazançlı bir tezgaha dönüştüren bu Örgüt"ten kurtarmaktır.

Şimdi:

İster çocuklarınızın özgürlüğü adına, kendi geleceklerini kendilerinin inşa etmesi adına Başbakanımıza ve söz konusu derdine sahip çıkarsınız.

İsterseniz hiçbir şeye karışmaz, rahatlığınızı daha fazla garantilemek için kendinizin neden olduğu bu problem karşısında da rahatınızı bozmazsınız.

Tercih sizindir!