Bari susmayı bilseler

00:003/01/2014, Cuma
G: 10/09/2019, Salı
Ömer Lekesiz

On gün oluyor, Sancaklar Camii"ne gittim.Her yazıdan sonra izleyen yazımı ona ayırmaya, modernizmin cami mimarimizdeki yeni etkilerini olumlu, olumsuz yanlarıyla değerlendirmeye niyetleniyorum ama Hizmetçilerin işledikleri mevcut cürümler yetmiyormuş gibi bir de onun üstüne tüy dikme inadını ve taşkınlığını görünce, belki belki onlardan birinin durumu anlamasına vesile olurum umuduyla yine güncele dönüyorum.İşte, geçtiğimiz Çarşamba Hüseyin Gülerce"yi okudum. Yangının büyümemesi için çırpınırken

On gün oluyor, Sancaklar Camii"ne gittim.

Her yazıdan sonra izleyen yazımı ona ayırmaya, modernizmin cami mimarimizdeki yeni etkilerini olumlu, olumsuz yanlarıyla değerlendirmeye niyetleniyorum ama Hizmetçilerin işledikleri mevcut cürümler yetmiyormuş gibi bir de onun üstüne tüy dikme inadını ve taşkınlığını görünce, belki belki onlardan birinin durumu anlamasına vesile olurum umuduyla yine güncele dönüyorum.

İşte, geçtiğimiz Çarşamba Hüseyin Gülerce"yi okudum. Yangının büyümemesi için çırpınırken takatinin kesildiğini, Hizmetçilerin ve liderinin çok ağır ithamlara, hakaretlere maruz kaldığını söylüyor ve yangını söndürme konusundaki çabasının "bile" fitneye malzeme yapılmaya kalkışıldığından söz ediyordu.

Onun yazısının yer aldığı gazetenin aynı nüshasında bir başkası "Mene, Mene, Tekel u Pharsin" (Allah senin krallığını sayıp, sona erdirdi; terazide tartılıp eksik bulundun; ülken Medler ve Farslar arasında bölündü) şeklindeki Yahudi kaynaklı söz üzerinden fıtrat ve kader uzmanlığına soyunarak, dilinin yerine bir beyzbol sopası oturtup, güya kendine göre incelikli ama son derece kaba bir üslupla, yeni tehditler sallıyordu.

Eyvah ki eyvah, verdiği hükmün mahkumu olduğunu, başkasına kader belirlemekle Allah"ın hakkına saygısızlık yaptığını düşünemeyecek kadar faşistliği depreşmişti bu adamın.

Bir bu hale baktım, bir de Gülerce"nin "itham, hakaret" isnadına. "Ben kolonya dökeyim, sen ısır; ben yüzlerine güleyim, sen ağız dolusu küfret; ben abilik yapayım, sen tağutlaşmanın dibini bul" der gibi...

Bu vahamete rağmen yine de bana mümkün görünüyor yangının söndürülmesi.

Hizmetçi yazarlarla, onlara şerlenmeyi, hadsizleşmeyi, terbiyesizliği güzel gösteren besleme kalemlerin susturulması tek başına yeterli bunun için.

Çünkü Hizmetçiler tarafından dershane kalkışmasını takiben çıkarılmış bir yangın var orta yerde... Ve onlar tarafından 40 yıldır çılgınca tekmelenmiş ve hâlâ tekmelenen kalplerimiz...

Buna rağmen özür dilemeyip, tekmelemeyi kesmeyip, susmayı da düşünemeyince işin gelip dayanacağı yer "açtırmasaydın kutuyu, söyletmeseydin kötüyü" olacaktı kaçınılmaz olarak; "biz 40 yıl sustuk, bari üç beş ay için olsun biraz da siz susun" denilecekti sonunda.

Gülerce"nin haline üzülüyorum üzülmesine de de Hizmetçi yazar korosu sustuğunda bizlerin de susacağımızı bilme tecrübesine niye baş vurmadığını anlayamıyorum.

Evet mahkeme kadıya mülk değil, çünkü mülk Allah"ındır. Bunu sadece kendisinin bildiğini sanıp, başkalarının bunda gaflete düştüğüne inanan geri zekalı değilse ancak bir tahrikçi olabilir.

Mahkemenin kadıya mülk olmamasını, mülkün kendilerine peşkeş çekilmesi olarak anlayan ve talep edenlerin, bu anlayışları ve talepleri ise kökten batıldır.

Tartışamayacağımız iki husustur bu ve evet kalplerimiz çok kırık; aramızdaki köprülerin büyük bir kısmı Hizmet Örgütü tarafından yıkıldı ama mevcut olumsuzlukların giderilmesi, salim akılla konuşma ortamının yeniden oluşturulması hâlâ mümkün.

Onlar Yahudi kaynaklarından örnek veriyorlar, ben İslami kaynaktan bir örnekle aydınlatayım durumu:

Haccac"ın boynunun vurulmasını emrettiği bir adam, öldürülmeden önce ona bir şey söylemek istediğini bildirir. Haccac kabul edince, bağlandığı yerden çözülmesini ve önünde bulundukları evin çevresinde onunla birlikte dolaşmayı talep eder. Haccac bunu da kabul eder ve birlikte yürüyerek başladıkları noktaya döndüklerinde adam şöyle der: "Soylu insan bir anlık arkadaşlığın hakkına riayet eder. Emir bana arkadaşlık etmiş, ben de kendisine bu yürüyüşte arkadaşlığa riayet ettim. Emir arkadaşlık hakkına riayete daha layıktır. Haccac "Bırakın gitsin, akıllı bir arkadaş olarak bizi uyardı" demiş.

Hizmetçiler Haccac"dan daha mı zalimler ki, şu ya da bu oranda şu ya da bu vesileyle kendilerine arkadaşlık etmiş olan Müslümanları güya itham ve hakaretten mahkum etmeye çalışıyorlar?

Oysa ki, bizler Rabbimiz"den gelen edebimizle bir köpeğe yardım (dolayısıyla arkadaşlık) eden köpek tabiatlıları bile affederiz.

Arkadaşlığı gözetemeyeceğimiz tek husus adalettir; adaletin istismarı ve ifsadı da buna dahildir.

O halde müttakilik, takvalılık, güçlülük, kibir gösterilerine bir son verilsin.

Hizmetçi müfteriler, saman altından su yürütenler, kelime cambazları, tahrikçiler, maşalar, fıtrat-kader uzmanları, faşist beslemeler, "Tebbet" okuyan politbüro şefleri geriye çekilsin.

Lütfen "akledilsin", biraz susulsun, bakın bir Allah"ın izniyle neler değişiyor!

Kendisine bunca bedduayı, kumpası reva gören Hizmetçiler"e karşı iktidarın ne yapacağını bilemem.

Ama en azından takiyesiz olarak susmayı bilirlerse Hizmetçiler, "kışkırtıcı" üsluplarıyla kendilerini yaraladıklarını iddia ettikleri İslamcıların rikkatini belki tekrar hak ederler.