
Kimilerinin "İslami sanat / İslam sanatı", kimilerinin "geleneksel sanat" olarak tanımladıkları sanatı imkan ve fırsat buldukça gençlerle konuşmaya çalışıyorum.
Bu sanatlarda kağıdın aharlanmasından figürlerin perdelenmesine, kalem ağzının hattın menzilini (ve dolayısıyla tarzını) belirleyen ilk noktayı sabitleyişine, zemin-akıtma ve fırça ilişkisinden is mürekkebinin hazırlanışına kadar araçların ve tekniğin düzeyi beni öncelikli olarak ilgilendirmediği için konuşmalarımız sanatın özüne, ahlakına mahusus konular etrafında dönüyor.
Örneğin Özlem Hemiş"in yayınlanmamış doktora tezindeki şu harika çerçevelemeyi zikretmekte, açmakta yarar görüyorum:
"…İslam sanatı perdeleri aralayarak değil, perdeleri çeşitlendirmekle (tenevvü) var olmaktadır. Sayısız çeşitlemelerle perde, hem var hem yoktur; bir bakış imtihanıdır İslami sanat; bakışınızı eğitirseniz, perdenin ardındakini görmeye kadir olursunuz, bu bakışın bir terbiyesi, bir edebi vardır; nasıl ki sanatçı bir "tertip" ile kuruyorsa sanatını, bu tertibe yaraşır bir bakış terbiyesi gerekmektedir." (Temsil Biçimleri Üzerinden Bir Zihniyet Çözümlemesi, 2012)
Hal böyle olunca Attar, el-Gazzali, Maktül Sühreverdi, İbn Arabi, Yunus Emre, Mevlana, Sadreddin Konevi, Molla Cami, Mircea Eliade, Oleg Grabar, Turgut Cansever, Zeynep Sayın gibi bilimden çok bilgi yolunun önemli menzillerinden devşirebildiğimiz cümlelerin içinde şekilleniyor konuşmalar.
Bu durumda ne oluyor biliyor musunuz?
Konuşma ortamında başlangıçta kısmen var olan öğrenme, anlama isteği giderek yerini gerilime, ürkekliğe hatta korkuya bırakıyor.
Bunun nedeni şu: Tevhid, kalem, hikmet, ahenk, harf, işaret/ayet/varlık, be, nun, nokta, kelime, kelam, perde, yaratmak, suret, temsil (müsül/ide), hayret, meşk, zikir, zevk, keşf, haz, tecelli, telvin, hayal, perspektifsizlik, ayna, nefes/ nefis, rüya, tabir, nakş ve daha onlarca kavramın birbirini belirleyen, iten, çeken, içeren, ayrıştıran, silen, görünür kılan kavramların kendi aralarındaki uyumu ve uyumsuzluğu da aşarak Tevid edilmeleri ve dolayısıyla buna göre oluşan (tasavvuf karakterli) dilin konuyu kutsalın alanına taşımak suretiyle bu dünyaya mahsus oyunlardan bir oyun olan sanatı da kendi işlevinin ve bağlamının çok ötesine taşıması…
Burada asıl problemimizin tam tekmil İslami kültürün içinde durmayışımızdan, maruz kaldığımız modernleşmeye ve dünyevileşmeye rağmen imanımızla ve ümmet bilincimizle bir kimlik farkını el yordamıyla idrak etmeye çalışmamızdan kaynaklandığı aşikar görünüyor.
Diğer bir söyleyişle mezkur sanat ahlakını kültürümüzün bir gereği olarak içselleştirmeye değil, dışsal bir bilişle bilmeye yönelişimizden kaynaklanıyor asıl problem. Çünkü konu içselleştirme olunca doğru bildiğimiz birçok yanlıştan vaz geçmemiz, birçok bilgiyi almamız değil bilakis onlardan vazgeçmemiz gerekiyor ki, bu da rahatımızı bozuyor, huzurumuzu kaçırıyor.
Daha da kötüsü yukarıda belirttiğim konuşma düzeyinin ve zikrettiğim şu son hususların etkisiyle mezkur sanatı ulvi bir makamda konumlandırmayı, dokunulmaz kılmayı ve hatta farkında olmadan onu yeni bir fetişizme havale etmeyi daha uygunmuş gibi görmeye başlıyoruz.
Ayrıca sanattan yana nasipsizlerin cehalet dilinde "İslam"da canlı resmi yapmak haramdır" kabilinden cümlelerin adeta bir sakıza dönüşmüş olması da söz konusu fetişizmi körüklüyeyince bizce problemli olanı bir kutsala havale ederek sorunu kökten halletmiş gibi davranmak da kolayımıza geliyor.
Peki bunların çözümü nedir?
Bir sonraki yazımızda en makul cevabı bulmaya çalışalım inşallah.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.