Bir camiden daha fazlası

00:0018/07/2012, Çarşamba
G: 5/09/2019, Perşembe
Ömer Lekesiz

Çamlıca''ya yapılması planlanan cami üzerine reddiyeler dizen radikallerin en büyük talihsizliği Kâbe''nin “çukurda” olduğunu, bunun da “tevazu”dan kaynaklandığını, bu yüzden camilerin de yükseklere yapılmaması gerektiğini söylemeleridir.Bu sayede radikallerin sadelikteki yüceliği bilmediklerine ve en sert kelimelerle konuşmayı alışkanlık haline getirdikleri için ilgili tanımlardaki incelikleri iptal ederek konuştuklarına bir kere daha şahit olduk.Şöyle ki, Müslümanlar Mekke''yi o bölgenin karnı

Çamlıca''ya yapılması planlanan cami üzerine reddiyeler dizen radikallerin en büyük talihsizliği Kâbe''nin “çukurda” olduğunu, bunun da “tevazu”dan kaynaklandığını, bu yüzden camilerin de yükseklere yapılmaması gerektiğini söylemeleridir.

Bu sayede radikallerin sadelikteki yüceliği bilmediklerine ve en sert kelimelerle konuşmayı alışkanlık haline getirdikleri için ilgili tanımlardaki incelikleri iptal ederek konuştuklarına bir kere daha şahit olduk.

Şöyle ki, Müslümanlar Mekke''yi o bölgenin karnı (Batn-ı Mekke), Beytullah''ı da Mekke''nin rahmi (el-Batha) olarak isimlendirirler. Radikallerse malum üsluplarıyla -tevazu tezi de güçlensin diye– karın/ batın /öz-su kelimelerini ıskalayıp, “çukur” demeyi seçtiler.

Oysa ki, Başbakan''ın mümince heyecanına karşı bir solcu telaşıyla konuşmak yerine önce Mekke ve Beytullah''la ilgili tanımlara, ardından “çukur” kelimesinin hangi ayetlerde, hangi maksatla kullanıldığına bir bakabilselerdi bu zincirleme yanlışa düşmezlerdi.

Kafirler için titretici bir ihtişama sahip olan Kâbe, Müslümanlar için asıla, ilk oluşa yani rahime dönme yeridir. Diğer bir söyleyişle Kâbe, kafir bakışıyla kibirli, Müslüman bakışıyla yükselmenin ilk seviyesini belirtme açısından tevazunun (alçakgönüllülüğün, gösterişsizliğin) eşiğidir.

Müslümanların toplanma yeri olarak cami de bir rahimdir; büyük, geniş, yüksek sıfatları camide cem oluşun imkanını belirtmekten başka bir anlam ifade etmez; oradan nasiplenmemiş kafir gözü onun zırhıyla perdelenir ki o zırh Müslüman zihince Tavaf''ta Remel yapmaya tekabül eder.

Bu mütekabiliyetten bakıldığında o zırh yine Müslüman zihin için zar hükmündedir. Rızkı arama çabasından Rabbine ve oradan tekrar rızkını aramaya yönelmedeki geçiş adeta bir zarın içinden geçiş gibidir. Bu manada seccade bile bir zarı temsil eder.

Bu söylediklerimizin daha iyi anlaşılması için Ayasofya ile Süleymaniye Külliyesi''ne birlikte bakmak yeterlidir.

O ağır kütlesi, dış ile içi birbirinden adeta vurguyla ayırırcasına örülmüş kalın duvarlarıyla Ayasofya dünyevi olanla uhrevi olanı kanırtarak ayıran bir işlev yüklenir. İçine girildiğinde dış tümüyle terkedilmiş olur. İçi ise loşluğun verdiği ürpertiyle rahmetten çok gazap hissini besler.

Süleymaniye Külliyesi''nde cami pazardan, medreseden, kütüphaneden, şifahaneden, imarethaneden, tıpkı bunların birinden diğerine geçmenin doğallığı, sadeliğiyle ibadet için geçilen bir yerdir. İç dışın aydınlığını massederken, kütle iç ve dış ışık arasında bir zara dönüşür ve dolayısıyla bu alanlarda bulunmak -birinden diğerine geçiş yapmak- halin değişmesi değil, hareketin değişmesinden ibaret olur.

Belirttiğimiz nedenlerle Ayasofya seküler olanı, Süleymaniye ise seküler olmayanı temsil eder.

Buradan bakıldığında radikallerin caminin yerinden ve muhtemel kütlesinden kaynaklanan bir itirazı değil, seküler olanla olmayanın seçimi üzerinden bir itirazı yükseltmeleri yani “Madem bir cami yapılacak, külliye anlayışına dönüş elzemdir; sadece cami yapmak dayatılmış bir eksikliği devam ettirmektir” demeleri beklenirdi. Onların kendilerinden asıl bekleneni dile getirmemeleri, vaki itirazlarının laikçiler ve Kemalistler tarafından övgüyle görünür kılınmasına tav olmaları duruşlarının ve deyişlerinin yanlışığına bir karinedir.

O halde biz onların yerine doğru itirazı yapalım: Çamlıca''ya okulla, pazarla, hastahaneyle, kütüphanesiyle, huzureviyle, dinlenme parkıyla doğrudan irtibatlı bir cami yapılmalıdır. Bu caminin büyüklüğü ilgili alanların büyüklüğüyle doğru orantılı olmalıdır ve yine bu cami bir güç gösterisi olarak değil, seküler olmayan bir varoluş kaygısıyla yapılmalıdır.

Bu caminin mimari bir rekabet olarak büyüklüğü mimarın sorunudur ki, onun bu niyeti kendinde gizli kalmalıdır. Önemli olan söz konusu büyüklüğün yukarıda söylediğimiz zar anlayışını geliştirerek sürdürmesi, mekanın özelliklerini yansıtması, toprakla bütünleşmesidir. Ancak böylesi bir büyüklük kibiri içermeksizin mevcut mülk üzerinden tüm mülklerin sahibini ululamaya açık olabilir.

Cami, Hıristiyani anlamıyla tapınak değildir. Sosyal hayatın nabzı orada atar; gündelik hayat oranın eşiğinde hem sükunetle hem hareketle buluşur. Bu nedenle Başbakan''ın Camlıca''ya cami müjdesinden Cumhuriyet devrinde bir tapınağa indirgenen caminin söz konusu asli rolüne bir dönüş imkanını yeniden üretmemiz ve bir cami inşasıyla ondan daha fazlasını birlikte inşa etmemiz mümkündür.

Radikallere gelince… Onlar laf salatası yapma becerisinde solculara benzerler. Medya bülbülsüz olmayacağına göre bırakalım onlar da becerebildikleri tek iyi şeyi yapsınlar.