Devekuşu kompleksi

00:0010/12/2013, Salı
G: 10/09/2019, Salı
Ömer Lekesiz

Dershane kalkışması, Şerif Mardin güzellemesiyle bile makulleştirilemeyecek kadar densiz ve dengesiz, sosyolojizme bile konusu olmayacak kadar kısır bir düzeyde seyretmesine rağmen onu olumlu, olumsuz, taraflı, tarafsız ya da eleştirel planda-asıl nedenleri geçmişte gömülü bir olay,-sorunlu eğitim sistemine mahsus bir dikkat çekiş,-din-siyaset ilişkisinin yumuşak karnı,-cemaat-siyaset-ticaret üçlüsünün paradoksu,-modernleşen/dünyevileşen cemaatin iç-sancısı,-kardeşlik, dayanışma vb. Müslümanca duyguların

Dershane kalkışması, Şerif Mardin güzellemesiyle bile makulleştirilemeyecek kadar densiz ve dengesiz, sosyolojizme bile konusu olmayacak kadar kısır bir düzeyde seyretmesine rağmen onu olumlu, olumsuz, taraflı, tarafsız ya da eleştirel planda

-asıl nedenleri geçmişte gömülü bir olay,

-sorunlu eğitim sistemine mahsus bir dikkat çekiş,

-din-siyaset ilişkisinin yumuşak karnı,

-cemaat-siyaset-ticaret üçlüsünün paradoksu,

-modernleşen/dünyevileşen cemaatin iç-sancısı,

-kardeşlik, dayanışma vb. Müslümanca duyguların yenilenme fırsatı,

-Müslümanların geleceğini etkileyebilecek bir imtihan vb.

olarak gören yazarlar (ki bunlar başta Salih Tuna ve Yusuf Kaplan olmak üzere çoğunluğu gazetemizin yazarlardır) farklı bir tartışma iklimini, edasını, tarzını ortaya koyuyorlar.

Hizmetçi yazarların bu manada söz konusu gruba katılmalarının teori ve pratik olarak gerçekleşmesi mümkün görünmüyor.

Teorik olarak mümkün görünmüyor çünkü, kimileri İslami öze sahip kurumların, (şimdi Hizmet örgütü de dahil olmak üzere) son yüzyılda karşılaştıkları itikadi değişmeyi, ayakta kalmak için verdikleri tavizleri, siyasete olan uzaklıklarının-yakınlıklarının sonuçlarını kuşatabilecek, değerlendirebilecek bir tecrübeden ve kaydi bir bilgiden yoksun bulunuyor.

Pratik olarak mümkün görünmüyor çünkü, kimileri olayların tarihe mal oluş şartlarını gözetmeksizin, Hizmet"e bağlı okullarda, dershanelerde, yurtlarda, şirketlerde günde üç twit atma zorunluluğuyla oluşan (bu nedenle tatil günleri dibe vuran) zoraki hareketten cesaret alarak "bunu da yaz tarih" kabilinden komutlarla romantik emirler üretmekle uğraşırken, kimileri de "netice alınmadan durması hiç mümkün değildir... Bu böyle biline..." şeklinde parmak sallamalarıyla tatmin olmayı tercih ediyor.

Hal böyle olunca şimdi yaşanan olayların "tabir edilmesi" yukarıda sözünü ettiğim gruba düşüyor. "Geleceğin dünyasını inşa" niyetiyle yürütülen söz konusu tartışmalarda ille de bir uyum ve nihai bir anlaşma gerekmiyor, bilakis onların inanarak olumladıkları ya da olumsuzladıkları hususlar asıl olanı, özü belirlemek açısından daha fazla konunun içine çekilmeyi, üzerinde düşünülmeyi zorunlu kılıyor.

Örneğin, Star yazarı Sibel Eraslan son yazısında (iki tarafı da incitmek istemeyen dikkatli bir söyleyişle) "Hem cemaatin hem de AK Parti"nin ortak gelenekten miras aldıkları hayatı tanzim, gelecek perspektifi, medeni tasavvur gibi vizyoner inşa kavramlarıyla aslında giderek birbirlerine "benzeştikleri" bir zamandayız" yargısına ulaşıyor.

Oysa ki, söz konusu "benzeşme" yargısı, "açık siyaset"ten yana olan Müslümanlarla, "gizli siyaset"ten yana" olanların "benzeşmeme" yönündeki ("70 yıllarda belirginleşen ve halen süren) tutumlarıyla çelişiyor.

1970"de merhum Necmettin Erbakan"la resmi bir görünürlük de kazanan "açık siyaset" tutumu, M.Kemal"in Meclis"e girme (yani siyaset yapma) teklifini reddeden, öte yandan DP"nin kuruluşunu ve iktidarını olumlayan ve geri planda destekleyen Said Nursi"nin "gizli siyaset" tutumundan tümüyle ayrışıyor.

Said Nursi"nin açık siyaset teklifini reddetmesi oluşturulmak istenen yeni Türkiye fotoğrafını önceden görebilmesiyle izah edilebileceği gibi, Şeri konulardaki tavizsizliğiyle de izah edilebilir. Her iki durumda da onun tutumunun sorgulanması abestir. O kendi zamanında kendisine düşünenin o olduğuna karar vermiş, DP ile birlikte de uzun sürgünlüğün, hapisliğin, dindarların muhatap oldukları baskının etkisiyle yeni bir tutum belirlemiş olabilir.

Ancak sonraki dönemde Müslümanlar MNP(1970-71), MSP (1972-80), RP (1983-98) ile "açık siyaset"e devam ederlerken Nurcular (MNP ile gerçekleşen ilk kırılma, ayrışma dışında) AP ve DYP"de lobicilik üzerinden gizli siyaset tutumlarını sürdürdüler.

Dolayısıyla, bugün (Nurcuların tamamını değil, sadece temsil eden) Hizmet"in AK Parti ile çatışması, her türlü bedeli ödeyerek açık siyasette ısrar edip iktidar olanların halen tercih ve temsil ettikleri açıklığa karşı itirazlarına ve onu bulandırmada ısrarlı oluşlarına yorulabiliyor.

Bu gizli siyaset tutumunun zaman içinde uluslararası bir boyut kazanmış ve bu tutumdakilerin global sisteme mahsus yeni pazarlıklarda kendi güçlerini abartarak iktidara rağmen bir takım sorumlulukları üstleniş olma ihtimalleri problemi daha da derinleştirebiliyor.

Buradan bakıldığında dershane problemi nihayetinde şu ya da bu şekilde aşılabilir bir problemdir.

Ancak bu Hizmet örgütünün açık siyasete dönerek asli probleminden kurtulacağına dair bir işaret taşımıyor. Bilakis mahalli seçimlerin sathı mailine girilen şu günlerde gizli siyaset tutumunun (ve desteğini açık artırmaya çıkarma ahlakının) kazandırdığı alışkanlıkla yine gizli flörtler, pazarlıklar üzerinden bulanıklık yaratma çabası ısrarla sergileniyor.

Sonuç olarak Hizmet, "Devekuşu kompleksi" olarak adlandırabileceğimiz hem cemaat olarak kalma hem de gizliden gizliye siyasete vaziyet etme durumundan birini seçmediği sürece onunla birlikte bir gelecek inşasından ve "benzeşme" dahil İslami kimi müşterekliklerden bahsedilmesi bana muhal görünüyor.