
Tarih yargılanamaz.
Önce yargılananın yargılanışı umurunda olmalı ve sonra ondan kendisine fiili bir ceza ya da fayda ulaşmalıdır.
Tarih her iki durumun da dışındadır, yani geçmiştir ve geçmiş zaman ölüler zamanıdır. Ölüler ise hayata dair bir tepki veremezler.
Ancak tarihten dersler çıkartılabilir. Bugün (şimdi) yaşanan bir olayı doğru anlamak ve ondan doğru sonuçlar üretebilmek için onun bir örneği geçmişte (tarihte) kim tarafından ne zaman, nerede, niçin ve nasıl gerçekleştirilmiştir, sonuçları ne olmuştur diye tarihe bakılabilir.
Hayatın hakikati şudur ki oluş tekrarlanmaz ancak benzeriyle yeniden tahakkuk edebilir; benzerlikse aynılık demek değildir.
Bu cümleleri HDP=PKK tahrikiyle vuku bulan son yakma, yıkma, talan ve öldürmeyle ilgili olarak kuruyor, dolayısıyla kardeşlik hamaseti yapmamak, aynı gemideyiz nakaratını tekrarlamamak için tarihin hakikatine yaslanıyorum.
Tarihtir, olan olmuş, geçmiştir. Şimdiki durumumuz nedir? Ulus devletin temel dayanağı olmakla bu sayede siyaset yapma hakkını çok zor koşullarda ve uzun bir süreçte de olsa kazanma imkanına ulaşanların (yerlilerin, zencilerin, mevcut iktidarın) aynı imkanı "barış / çözüm süreci" olarak Kürtleri de kapsayacak bir olgunluğa eriştirmiş olmalarıdır.
Bugün "fetheden fethedilir" hükmünden hareketle Müslüman olan yöneticilerin muhafazakarlaşması, dolayısıyla sistemin yani devletçi ideolojinin içine çekilmeleri tezi üzerinden nazariyat yaparak oyalanacak durumda değiliz. Zikredilen imkanın doğru kullanılması, (en geniş anlamıyla) "milli" barışın gereğince sağlanması bunun çok çok önündedir.
Herkesin bildiği şuydu: Sistem Kürtleri silahla baskı altına almak, öldürmek ya da sürmekle kendi çıkarları doğrultusunda onları yaklaşık bir yüz yıldır terbiye etmeye çalışmıştır.
Kürtler de şunu biliyordu: Bilgelerin adlandırmasıyla "nifak bölgesi" olan bir yerde (emperyalist baskılarla, adaletten nasipsiz olarak çizilmiş de olsa) Türkiye"nin sınırları içinde bulunmak güven ve istikrar içinde olmak demekti.
Herkesin bildiği olgusaldır, Kürtlerin bildiği ise fiilidir. Olgusal olan sonuçlarını kendi içinde, fiili olansa sonuçlarını yeni olaylarla ifşa eder ki, bu manada görünen köy de kılavuz gerektirmemektedir:
Önce Esed ve ABD"nin sonra onun taşeronlarının baskı ve zulme maruz kalan Suriye ve Irak Kürtleri Türkiye sınırıyla ateş bölgesi arasında sıkışıp kalmışlardır. Onlardan Türkiye"ye sığınanlara "Kandil"e yalvarın" ya da daha dün Marsilya Emniyet Müdürü"nün Özel Kalemi Gilles Gray"in dediği gibi "Defolup gidin; Suriye"de Esed"e, Irak"ta, IŞİD"e karşı savaşın" denmemiştir. Ensar olmak ve muhacir kabul etmek bilinciyle o insanlara kucak açılmıştır. Çünkü onlar için de güven ve istikrar Türkiye"dedir.
Dün barış / çözüm mümkün hale getirilmişken ve onun sağladığı moral imkanla bugün milletiyle ve askeriyle Türkiye"de sağlam durup, içerideki Kürtler için tam özgürlük, ateş bölgesindeki Kürtler içinse ortaklaşa daha fazla yardım ve tedbir üretmek varken, HDP=PKK"nın Kobani problemini öne çıkartarak devlete, millete, kamu mallarına tecavüz etmeyi seçmesi ve dolayısıyla içerideki ve sığınmacı olan Kürtleri yeni bir belirsizliğe sürüklemeyi istemesi aklın alabileceği, mantığın kavrayabileceği, dilin izah edebileceği bir durum değildir.
Bu noktada, Kürtçülükten (ırkçılıktan) nemalanan liderlerin Batı"dan Doğu"ya gelebilecek desteği engeller endişesiyle bayrak ve büst yakmanın provokasyon olduğunu söyleyip, özel kişilerin ve kamunun malına zarar verilmesine açık bir tepki göstermemeleri, bilakis Türkiye"yi (sanki bu devletin vatandaşı değilmişler gibi) tehdit etmeleri, İbrahim Karagül"ün "Derdiniz Kobani değil, sizi çok iyi tanıyoruz!" başlıklı yazısının onların yüzüne karşı okunmasını zorunlu kılmakta, zorunluluğun da ötesinde HDP=PKK=PYD yöneticilerinin (kendi çelişkileri ve iç çatışmaları saklı olmak üzere) tıpkı Suriye ile ilgili tutumlarındaki gibi Kürtlerin fiili dertlerini umursamayan özel bir ajandanın verisine göre hareket ettiklerini hissettirmektedir.
Henüz namevcut olan bir durumu zikredilirse mevcut hale gelebilir korkusuyla belirtmekten kaçınsam da şu muhtemel tablonun iyi okunması gerekir:
Maalesef devletin en iyi bildiği şey adam öldürmektir ve kendisiyle ilgili bir tehlikeyi vehmettiğinde bunu yapmaktan asla kaçınmaz. Savaş ortamındayız, içeride de savaş hukukunun devreye girmesi an meselesidir. Bu hukuk devreye girdiğinde suçluluların ve onları suça yöneltenlerin gözünün yaşına bakılmaz.
Tarihi yargılamaya yani olmazı oldurmaya çalışarak Kürt kimliği üzerinden farklı hayaller kurmaya kalkışanlar, hem barış / çözüm imkanını üretmiş olanları mezkur devlet refleksini yeniden bürünmeye mecbur etmiş hem de Kürt kavminin tarihte yaşadığı acıların bir benzerini yeniden üretmiş olurlar.
Oysa ki büyük oranda ehlileştirilen (insanileştirilen), onu kuran ve ayakta tutanların kıymetini anlamaya başlayan "yeni devlet" içinde bu milletin ayrılamaz, bölünemez, feda edilemez unsuru olarak Kürtler de artık yarın endişesi taşımamaya, acıya değil sevince muhatap olmalılar.
Bu noktadan itibaren taraflarca seçilen şey, layıkı olunan şey olacaktır. Bunu olayların oluşuna tesir edenlerle, ondan tesirlenenlerin asla unutmamaları gerekir.
İstitraden: Haşhaşilerin "uzaktaki kara çukur"una ve zamane megafonlarına bir çift sözüm var: Türkiye milletine erişeceğini sandığınız şerlerin hayalleriyle zevklenmeyiniz. Böyle bir zevklenmenin benzerini Arabistanlı Lawrence"ta görmüştü bu millet. Onun nelere sebep olduğunu ve başına nelerin geldiğini ise varın siz düşünün.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.