
Hud Suresi''nin 81. ayetinde geçen "İçinizden kimse ardına bakmasın" ibaresini, Razi''nin "Yani, soyut anlamda, geride bıraktıklarına" şeklindeki okumasına ilaveten "maddi anlamda geriye bakmanın değil, günahkar şehir halkıyla bütün ilişkilerini kesmenin söz konusu olduğu aşikar" açıklamasını eklemektedir Muhammed Esed, Kur''an Mesajı Meal-Tefsir''inde.
Razi''nin ve Esed''in bu bakışının dayandırılabileceği bir ayet daha var, Bakara Suresi''nin 134. Ayeti: "Onlar gelip geçmiş bir ümmettir. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz onların yaptıklarından sorumlu tutulacak değilsiniz".
İmadüddin Halil de, İslam medeniyetinin köklerini irdelerken "Hep ileri bakmak" ara başlığı altında şunları söylemektedir: "Yüce Kur''an, hep ileriye bakmamız, arkaya dönmememiz hususunda açık ve net çağrı içerir. Geriye bakmanın; atalar ve ecdattan tevarüs edilen şer''i birikim ve mirası almakla sınırlı zorunlu bir alanı da vardır. Zira bu miras sayesinde milletler, (geçmişte) nerede hata yapıldığını ve nerede isabet edildiğini görme imkanı bulabilirler. Değilse mirasa bakışımız kör bir taklide dayanan bilinçsiz bir eyleme dönüşürse, bu bizi Kur''an''ın isteğiyle çakışan bir paradoksa götürür; zira Kur''an yapılanın ne kadar doğru ve mantıklı olduğuna bakmaksızın ataların ve dedelerinin yaptıklarına sarılmaları sebebiyle putperest ve gericileri tenkit etmiştir. (…) Kuşkusuz –muhtevasının geniş bir alanında- Kur''an-ı Kerim bizi, mahiyetini keşfetmek, hal ve geleceği inşa etmek için gerçekleştirilecek çalışmanın planlanmasını yapmak üzere tarihin tam merkezine yerleştirir. (…) Fakat aynı zamanda geçmiş nesillerden kalan miras engeline takılmaksızın, onun ağırlığı altında ezilmeksizin kendimizi hale odaklayıp, yönümüzü geleceğe doğru çevirmemiz için bizi tarihin esaretinden kurtararak özgürleştirir" (İslam Medeniyetine Giriş, Mana Yayınları, 2010).
Söz konusu ileriye bakmayı ve özgürleşmeyi şöyle de anlatabiliriz:
1-Emeviler, Abbasiler, Aglebiler, Fatımiler, Eyyübiler, Memluklar, Endülüs Emevileri, Murabıtlar, Muvahhidler, Gazneliler, Guriler, Büyük Selçuklular, Anadolu Selçukluları, Harezmşahlar, İlhanlılar, Timurlular, Şeybaniler, Babürlüler, Safeviler, Kaçarlar ve Osmanlılar geçmişteki Müslüman ümmetin devletleri, olarak kurulmuş, yaşamış ve yıkılmışlardır. Bugünün Müslümanları onları yeniden ihya etme çabasına düşemeyecekleri gibi, onların anıları üzerine şanlı tarih destanları yazarak bir oyalanma içine de girmezler; mezkur devletlerde yaşamış Müslümanların yanlışlarından ve doğrularından dersler çıkartarak geleceğe yürümek zorundadırlar.
2-Zikredilen devletlerin saray, cami, çeşme, imarethane, kervansaray, hastane, türbe, dergah vb. eserler aracılığıyla hükmetikleri topraklara kazıdıkları İslam mührü -yapılma niyetleri her ne olursa olsun- bugünün ve yarının Müslümanlarına bırakılmış birer emanettir. Musiki ve edebiyat eserleri için de aynı durum geçerlidir.
3-Ümmetlerin geçici, devletlerin yıkılabilir, medeniyetlerin ise tefessüh edici olmaları Müslümanların bu konuları doğru değerlendirmelerini ve gelecek nesillere nasıl bir dünya bırakmaları gerektiğini düşünmelerini zorunlu kılar. "Nasıl bir dünya bırakacağız?" sorusuna verilecek cevabın şer''i esaslara dayanması, zamanın bilgi ve birikimini gözetmesi ise kaçınılmazdır. Bu manada yeni bir medeniyet kurulması gerekiyorsa bile bu yöndeki bir doğru niyetin kendi içinde kimi problemleri barındıracağının unutulmaması gerekir. Bu son söyleyişi medeniyet düşmanlığı ya da barbarlık özlemi olarak anlamak bilgisizliğin ötesinde kötü niyete karine teşkil eder.
4-Babürler, Safeviler ve Osmanlılar''ın yıkılışlarından beri Endonezya''dan Fas''a kadar Müslümanlar iktidar, devlet, medeniyet, yönetim şekilleri, kolonyalizm, batılılaşma konuları çevresinde yoğun bir tartışma içindedirler. Biz de Tanzimat''tan bu yana aynı tartışmanın içindeyiz. Ömrünün büyük bir bölümünde sol yumruğunu havada tutup, son birkaç yıldır sağ yumruğunu havaya kaldırmayı akletmiş birinin durup dururken "İslam medeniyeti en büyük medeniyettir" sloganını atmaya heveslenmesi, bununla da kalmayıp, yok küçük harfli yok büyük harfli medeniyet gevelemeleriyle kendini gülünç duruma düşürmesi olsa olsa komedi maharetiyle ilişkilendirilebilecek bir halden ibarettir.
Adı, bu cümleden zikredilebilecek birisi, geçen yazımdaki "güzide isim" vurgumu ıskalayıp, zikrettiğim altı şairden sadece Nedim''i seçerek -şaraptan söz ediyor diye- onu tekfir etmeye kalkıştığımı sanmış. Ne diyeyim, Rabbim basiret versin.
Bu meseleler ciddi meselelerdir. Yarım okumalarla, gevelemelerle, "ayakdaş" vb. yakışıksız kelimelerle tartışılacak meseleler değildir.
Bilmeyen bilmediğini bilerek sussun artık, bilen gelsin konuşalım.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.