Harf-nefes-hat

00:0026/01/2013, Saturday
G: 6/09/2019, Friday
Ömer Lekesiz

Tietze"nin "yazıda tek sesi temsil eden işaret" olarak tanımladığı "harf (hrf)" için Nişanyan Sözlüğü"nde şu bilgiler yer alır: Harf [hrf] 1. mızrak veya kılıcın keskin ağzı, 2. yazı birimi, harf. (…) Yunanca: grápho, Latince: scribere (1. sivri bir uçla çizmek, 2. yazı yazmak).Herif, tahrif kelimeleri de çoğulu "huruf/at" olan Arapça "hrf" kökünden gelmektedir."Yara" anlamındaki "kelime" ile mızrak, kılıcın keskin ucu anlamındaki "harf"in semantik bağı ise, kadim uyumdaki heyecan verici bir bağ

Tietze"nin "yazıda tek sesi temsil eden işaret" olarak tanımladığı "harf (hrf)" için Nişanyan Sözlüğü"nde şu bilgiler yer alır: Harf [hrf] 1. mızrak veya kılıcın keskin ağzı, 2. yazı birimi, harf. (…) Yunanca: grápho, Latince: scribere (1. sivri bir uçla çizmek, 2. yazı yazmak).

Herif, tahrif kelimeleri de çoğulu "huruf/at" olan Arapça "hrf" kökünden gelmektedir.

"Yara" anlamındaki "kelime" ile mızrak, kılıcın keskin ucu anlamındaki "harf"in semantik bağı ise, kadim uyumdaki heyecan verici bir bağ olarak zikretmeliyim.

"Nefs (nfs)" kelimesi İsfahani"nin belirlemesiyle Kur"an"da ruh, hava, doğum, aydınlanma anlamında kullanılır.

"Hat" kelimesini de bu yazılarda kavram olarak "hüsn-i hat / güzel yazı" anlamında kullanıyorum.

Sanat planında bu iki kelime ve bir kavramın (üçlü) ilişkisi keskin bir aletle varlıkta açılmış olan yaranın (harf"in), insandaki cenneten uzaklaştırılma yarasıyla olan ünsiyetine istinaden yine ancak insanın üfleyebileceği bir nefes"le nefis kazanmasına dair bir ilişkidir.

Daha basitleştirilmiş bir söyleyişle: söz konusu ilişki, verili bir işaretin, insan tarafından seslendirilmek (harekelenmek) ve yazılarak kelimeleştirilmek suretiyle şahsiyet bulmasıdır.

Bu manada varlığın evi olan dil"in, harflere insanın kendi nefesinden üflenmesi suretiyle yaratılışını süreklileştirmesi de hayli ilginç bir konudur, ancak bunun üzerine düşünmeyi -bizi sanatın alanından felsefenin alanına taşıyacağı için- şimdilik ertelememiz gerekiyor.

Belirttiğimiz bağlamda hat sanatı, "harf-nefes-hat" ilişkisinin "hüsn" düzeyinde tevhid edilerek, kelâmî meşk"in ve zevkin sırrını taşıyan kalem aracılığıyla bir levhada somutlanmasıdır.

Aklâm-ı sitte / Şeş-kalem adı altında toplanan formların içinde durmakla beraber, hattatların her levhayı kendi üsluplarınca oluşturmaları harf ile hat"tın arasında yer alan "nefes"i üfleme halleriyle bağlantılıdır. Demem o ki, Mahmud Celaleddin Efendi"yle, Kazasker Mustafa İzzet Efendi"nin celi-sülüs levhalarının biribirinden farkı, kendi nefesleriyle harf"e nefis vermelerindeki farktan kaynaklanır.

Gerek Erol Akyavaş"ın gerekse Murat Morova"nın Tasavvuf"a ilişme iddiasıyla kullandıkları hatta mahsus kimi imkanları olumsuzlamamın nedeni, yukarıdaki hat tanımından ve nefesle bitişik olan üslup (ve nefisleştirme) konusundan kaynaklanmaktadır.

Her iki ressam da hatta mahsus imkanları kullanırken, onlara kendi nefesleriyle bir nefis kazandırmış olmuyor, bilakis o imkanları asıl nefislerinden yalıtarak, öncelenmiş başka bir işin yamalığına dönüştürerek nefis"siz bırakıyorlar. Bu, tıpkı canlı ağacın canlı bir yaprağını kopartmak ve onu kuruttuktan sonra temsilin temsili olarak yapılmış bir resmin münasip bir yerine yapıştırmaya benziyor. İşte o yaprak ne kadar canlıysa ve cansız olana can katabiliyorsa, Akyavaş"ın ve Morova"nın işlerinde hatla ilgili tasarrufu da ancak o kadar canlı ve cansıza can katıcı olabiliyor.

Öte yandan, Tasavvufi bir nitelik de taşıyan nefes üflemenin kendisi bir aidiyeti ve icazeti zorunlu kılıyor. Hat sanatındaki icazeti burada Tarikat"taki icazetle birlikte düşünmemiz gerekiyor, çünkü her ikisi için de icazet bir izin, ruhsat, onay olmaktan önce "manevi bir neseb"e dahil olma biçimidir. Hat öğrenen birisi için hocası onun elinin eyleminin ve parmaklarında gizli gözlerle görmenin terbiyecisi olmanın ötesinde, onu hoca olarak kendisinin de dahil olduğu nesebe dahil etme hak ve yetkisinin sahibidir.

Akyavaş ve Morova"nın hangi manevi terbiyeye ve nesebe dahil olup olmadıkları meşkuk olduğuna göre, sözü uzatmanın da artık bir gereği yoktur.