
Bir mizan (vezin/ölçü) olarak kader hikmete bağlı olunca, kaderin içine çektiği ahenk de hikmetin içine çekilmiş olur. Ama bu öyle bir çekiştir ki, çeken içine çektiği şeyi ifşa eder. Diğer bir söyleyişle hikmet ve ahenk karşılıklı olarak birbirini içkindir; hikmet dediğimiz yerde ahenkten (kaderden), ahenk (kader) dediğimiz yerde hikmetten söz etmiş oluruz.
Hikmetin ne demek olduğunu burada tartışamayız. Çünkü merhum Elmalılı Hamdi Yazır "Hak Dini Kur"an Dili"nde bu kelimeye yüzlerce sayfa ayırmıştır; onun bu ayrıntı çabasına hürmeten biz ancak kelime ile ıstılahi anlamını verip geçmekle yetinebiliriz.
Aramca"dan İbranice"ye, İbranice"den Kuzeybatı Sami dillerine oradan da Arapça"ya geçerek neredeyse dil olgusu içinde kadim bir geçmişe sahip bulunan hikmet kelimesi bilgi ve bilgelik demek. Istılahi olarak ise "Cenabıhakk"ın her şeyi yerli yerince yaratma, her şeyi layık olduğu yere koyma sırrı, alemin insanlar tarafından anlaşılmayan gizli amacı" demek.
İşte hikmetin bu manaları bizi ahenkle buluşturur çünkü ahengin kendisi hayati bir olgu olarak kendisine mahsus bir hikmet gereğince ve kendisine mahsus bir kaderle (ahenkle) tecelli eder.
Tecellinin cilve ve cila ile aynı kökten olduğunu söyleyerek arı ve bal üzerinden bir hikmet ve ahenk örneğinin izini sürelim:
Geçen yazımızda belirttiğimiz gibi kader sadece insanı değil, insanın varlığına değen ve değmeyen tüm mevcudatı kuşatır.
Bahar gelir, çiçekler açar ve çiçek tozları havalanmaya başlar (geldik mi yine Neşet Ertaş"ın bir türküyü havalandırmasına).
Toz dediğimiz çiçekteki erkek organın başçığındaki polendir. Bu polenler su, rüzgar, böcek vb. vasıtasıyla çiçekteki dişiciğe taşındığında çiçek kendine özgü bir zevk içinde açılır.
Arı, polenlerin hareketini, çiçeklerin zevklenişini kendi için takdir edilen zamanda duyar; gelip o zevkin özünü oluşturan polenlere "bulanır" ve bulanışını en has bala dönüştürür.
Bu eylemlerin en büyük bölümü havada gerçekleşir; onun sonucu ise bir mekanda hasıl olur. Tıpkı sesin de ahenk içinde söze, sazın teline ve aşığın diline ulandığı gibi.
Burada şu farkı vurgulamalıyız: Hikmet ile ahenk birbirini doğuracak kadar birbirini içkindir ancak birbirinin aynı değildir, benzeridir (aynılık, benzerlik ayrımı, Özkan Gözel"e aittir). Çünkü hikmet(e erişmek) örneğin çiçek, arı ve bal ilişkisinde zihnimizin kavrayamadığı, dolayısıyla bu kavrayamayışın idrakimizde neden olduğu bir tür çukurlara, yarığa benzeyen hususları (boşlukları) düzler. Ahenk ise bu düzleyişteki armoniyi (meta-estetiği) teşkil eder.
Neşet Ertaş"ın "havalandırma" kelimesinin kapsamını sanatkara ve sanata doğru genişletirsek, bir figür olarak harfe nefes üflenmesi (nefis kazandırılması), o nefes sayesinde harflerde bir ünsiyetin oraya çıkmasıyla kelimenin türetilmesi, dilin bir hikmeti ifşa edecek şekilde ahenk içinde yoğrulması, terbiye edilmesi, ehlileştirilmesi sonucunu beraberinde getirir.
Örnek mi gerekiyor? İşte en has örnek: Yunus Emre.
Söylendiği yeri ve söyleniş zamanını bilmiyorum ama Türkçe ile Yunus Emre"nin ilişkisini Süleyman Çobanoğlu şu sözüyle güzel özetlemiş: "Yunus Emre, Türkçeyi, ona diz kırdırarak Müslümanlaştırmıştır."
Buradaki Müslümanlaştırma vurgusu, dilin İlahi olanın alanına çekilmesi, Allah"ın emrini tekrara müsait kılınması ve dolayısıyla kendisinde hikmetin çiçekleneceği bir tarza büründürülmesi şeklinde anlaşılmalıdır.
Bunları kendisinden dinlememe, üzerinde düşünmeme ve yazmama vesile değil sebep olduğu için Mustafa Kutlu"ya teşekkür ederek bitireyim bu bahsi.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.