Kurumlaşmış ya da kurumlaşmalarına ramak kalmış yayınevlerimiz, henüz yaygın bir dağıtım ağına sahip olmasalar da kitaplarını bir şekilde okurlarına ulaştırabiliyorlar.
Butik yayınevlerimiz içinse, okura ulaşmada ancak fuarlar etkili olabiliyor.
Basın Yayın Birliği Başkanı Münir Üstün de bir konuşmamızda bunu teyit ederek, fuarların dağıtım organizasyonu işlevi görmeye başladıklarını söylemişti.
Her Ramazan ayında Türkiye Diyanet Vakfı ve İBB Kültür AŞ iş birliğiyle gerçekleştirilen “Türkiye Kitap ve Kültür Fuarı”nı bu bakımdan önemsedim ve fırsat buldukça ziyaret ettim.
Bizim Saliha Sultan “Fuar sizin neyinize” diyerek, stant kiralarının yüksekliği, ortamının karanlık oluşu, tanıtımının yetersizliği, basın ilgisinin sağlanamayışı… gibi (kimilerine benim de katıldığım) nedenlerle eleştirmiş olsa da, en azından butik yayınevlerimizin kitaplarını okurlarına ulaştırmasına vesile olması bakımından söz konusu fuarı elzem bir iş olarak görüyor ve özellikle Mehmet Görmez başkanıma desteklerinden dolayı teşekkür ediyorum. İlgili eleştirilerin de önümüzdeki yılda dikkate alınarak mevcudundan daha iyi bir organizasyonun sağlanacağını umuyorum.
Bu fuar vesilesiyle kolayca ulaşabildiğim bir kitaba da dikkatlerinizi çekmek istiyorum:
GOLAMRİZA E'VANİ / HİKMET VE MANEVİ HÜNER
Şule Yayınları'ndan çıkan bu kitap, daha önce İnsan Yayınları'nca, yine Mehmet Kanar çevirisiyle ve “Hikmet ve Sanat” adıyla yayınlanmıştı.
Orijinal adı “Hikmet ve honer-i ma'nevi” olduğuna göre, yeni adı daha isabetli ve elbette yeni baskı için gözden geçirilmesiyle metni, daha da sağlam ve güzel olmuş.
Manevi hüner (marifet, hırfet, zanaat, sanat) bahsinde Golamriza E'vani kadar René Guénon, Titus Burckhardt, Frithjof Schuon vd. Gelenekselciler'in ve bizde Beşir Ayvazoğlu ve Turan Koç gibi sanat konusunda da zihin yoranların, “görünenle görünemeyenin birlikte ifadesi” açısından, üzerinde zihin yorulması gereken önemli bir problemleri bulunmaktadır.
Şöyle ki, isimleri zikredilen yazarların ilgili çalışmalarında, Müslüman sanatlarına mahsus farkları belirtmenin ilk şartı olarak Batı sanat ve anlayışının gözetilmesi, manevi olanla maddi olanın karşılaştırılması şeklinde “farklı düzeylerin” çatışmasını beraberinde getirdiğinden, verdikleri ilgili örnekler de aşırı uçlara yerleşmekte ve bunlar için ortak bir izahın yapılması (ya da bir berzahın ihdası) mümkün olmamaktadır.
Öte yandan, görüntünün tahakkümü altında bulunan şimdiki zihinlere, özü gereği (ve ancak eğitimden çok bir iç terbiyeye bağlı olarak kavranılabilen) manevi hakikati gereğince nakletmek mümkün olmadığından, maddi olanın anlatımı kendiliğinden daha baskın (anlaşılır) olmakla, diğerini adeta geçersizleştiren hatta gereksizleştiren bir üstünlük de kazanabilmektedir.
Bu problemin ilk farkına varanlarsa, İsmail Raci ve Luis Lamia Faruki'lerdir. İkisinin ortak çalışması olan “İslam Kültür Atlas”ında, modern düşünmeye göre İslami düşünmede ortaya çıkan eksiklikler cümlesine sanat da dahil edilerek, şu kanaate varılmıştır: “Söz konusu eksikliklerin giderilmesi elbette fenomenolojik yöntemden geçmektedir ki, bu yöntem gözlemcinin belki olayları önceden belirlediği fikrî bir kalıba sokma (gayreti) yerine, onların kendi kendilerini ifade etmelerine imkan tanıması; yani önceden algılanmış bilgilerin zihinde net bir şekilde canlandırılmasını ve düşüncelerini buna istinaden pekiştirmesini gerektirmektedir.” (İnkılab Yay., İst. 2014)
Bu bağlamda Golamriza E'vani'nin meslektaşlarından önemli bir farkı, “neyin anlatılacağı”ndan çok,”nelerin anlatılamayacağı” konusunda mutmain olması ve bu yönde Batı sanat düşüncesi karşısında en ufak bir komplekse düşmemesidir.
Kendi ders notlarından oluşan kitabına Seyyid Hüseyin Nasr'dan bir, Toshihiko Izutsu'dan iki değerli makaleyi de ekleyen Golamriza E'vani, akıl – vahiy ilişkisiyle, sanat felsefesi konularında kadim anlayışlara kadar inerek, kendi düşüncelerini bu yolla belirlediği evrensel bir çerçevenin (Hakikat'in) içinden, manevi hünerin katına taşıyor.
İşin aslına bakarsak, yukarıda sözünü ettiğim problemin daha çabuk farkına varılmasının ve Müslüman sanatlarının değerlendirilmesinde, çözümlenmesinde yeni bir dile ulaşılmasının yolu, zihniyetler ve kültürler arasındaki farkı doğru olarak kavrayan ve nakledenlerin, eksiğiyle ve fazlasıyla birikimlerinin tamamına yaslanmaktan geçiyor.
Golamriza E'vani, bu manada birikimine muhtaç olduğumuz önemli isimlerden birisidir; “Hikmet ve Manevi Hüner” isimli eseri de ufkumuzu açabilecek niteliktedir.