
Bir adım ötemiz, İsrail zaliminin hayvanın bile gözetebileceği bir sınırdan mahrum oluşu yüzünden kan gölü...
Esed zaliminin zulmünden kaçan "misafir" kardeşlerimiz çözümün gecikmesinden muzdarib olarak dolaşıyorlar her yerde...
Irak"taki otorite boşluğu malum devletlerin nifaktan fayda sağlamak için besledikleri, destekledikleri örgütlerle dolduruluyor...
Yakın ve dolayısıyla sıcak diğer bir derdimiz olan Hizmetçiler, Başbakan Erdoğan düşmanlığıyla gözleri dönmüş bir saldırıyı yedi aydır kesintisiz ve aynı şiddetle sürdürüyorlar...
Kısacası adı, muhatabı, mağduru genel olarak "insan", özel olarak "Müslüman" olan bir selin içindeyiz...
Olması gereken olacaktır, çare yok! Ve her işin sonu gibi bu işlerin sonu da yine Allah"a dönecek... Herkes sorumluluğu oranında hesabını verecek bu selle ilgili konumunun, tepkisinin ya da tepkisizliğinin...
Allah herkese "tefekkür edin, idrak edin, görün, düşünün, anlayın..." diye emrettiğine göre, ben ve benim gibi yetkisi ve etkisi kelimelerle sınırlı olanlara malum selin dışında durmaya çalışarak o kelimelerin hakkını vermeye, onlarla ilgili sorumluluğunu olsun yerine getirmeye gayret etmekten başka ne düşer ki?
O halde diyorum kendi adıma, "yakın ve sıcak" olan derdimizden başlayarak "Ne oldu da biz bu derdi hak ettik ve bir nifaka maruz kaldık?" diye sormalıyım ve Hizmetçi kalemşorların hadsiz ve ahlaksız saldırılarını da ıskalamadan asıl sorunun künhüne vakıf olmaya çalışmalıyım:
Niyetim, fıkhi bir konunun niteliğini, metodolojisini tartışmak değil ki, bu benim yetkimde de değil. Ancak "ictihad" kavramının son yüz yılda kazandığı içerikle neden olduğu sonuçları mezkur derdimiz bağlamında görmek ve göstermek zorundayım.
"İctihad" kavram (ıstılah) olarak "Nassın lafız ve mânasından hareketle, nassın bulunmadığında da çeşitli istinbat metotları kullanılarak şer"î hüküm hakkında zannî bilgiye ulaşma çabasının genel adı"dır. (TDV İslam Ansiklopedisi). Bu kavramla ilgili daha geniş bil- giye ihtiyaç duyanlar el-Gazzali"nin "el-Mustasfa – İslam Hukukunda Deliller ve Yorum Metodolojisi" adlı kitabına bakabilirler (Çev.: Yunus Apaydın, Rey Yayıncılık, Kayseri 1994).
Pratikte bir geçerliliği olmamasına rağmen el-Gazzali ile birlikte ictihad kapısının kapandığına dair üretilen efsane, İslamcılığın doğuşunda "ictihad müessesesinin işletilmesi" şeklindeki eğilimin kanaatten yönteme dönüşmesinde etkili olmuş, Namık Kemal (ö. 1888), Cemaleddin Afgani (1897), Muhammed Abduh (ö. 1905), Reşid Rıza (1935), Mehmed Akif (1936) ile bunların kuşağında yer alan diğer etkili isimler tarafından, İslami düşüncenin Kur"an merkezli olarak yeniden inşasında önemli bir esas haline getirilmiştir.
Bunun siyasal ve toplumsal nedeninin İslam medeniyetinin tefessüh etmesi, İslam dünyasının Hristiyan emperyalistlerin işgaline uğraması, ümmetin zulme maruz kalması karşısında yine İslam"ın kendi içinden bir "kurtuluş reçetesi"nin üretilmesine dair çabaya isnat ettiği malumdur.
Mantığı ise bu nedenden daha basittir: Din veli olarak Allah"ı, rehber olarak Kur"an"ı yeterli gördüğüne göre söz konusu nedenlerin de nedeni olan düşünsel (ve itikadi) bozulmanın giderilmesi de Allah ve Kitap ile mümkündür.
Ki bunu, geçen yazımda "İslamcılığın selefi bir öz ve akli (modern) bir karakter taşıdığı" şeklinde özetlemiştim.
Bu selefi ve akli (modern) İslamcılık, zikrettiğim isimlerin dünyasında "ictihadta bulunma" düşüncesine yaslanmakla, hem "meşruiyet" kazanmış hem de hareket kabiliyeti elde etmiştir.
Burada şu hususun altını çizmekte yarar var: Namık Kemal ve kuşağınca saltanata karşı başlatılan muhalefetin ve bilahare Mehmed Akif ve arkadaşlarının Kuva-yi Milliye ile işbirliğine girmesinin temelinde bile "ictihadta bulunma" düşüncesi yatmakla birlikte, "Müctehid"'' kavramının mevcut içeriği hassasiyetle korunduğu için ne belirtilen devirlerde ne de sonrasında bir "başıbozukluk" söz konusu olmamış, bu manada ümmet içinde nifaka sebep olmama tutumu vaz geçilmez bir esas olarak yaşatılmıştır.
Ama ne var ki, İslamcıların bu hassasiyeti bizim zamanımızda mezhep, meşrep, grup çıkarlarını din sananlar (ya da sandıranlar) tarafından izlenmemiş, dolayısıyla İslamcıların "kurtuluş reçetesi" olarak gördükleri söz konusu yöntem bunlar tarafından bir nifak aracı olarak kullanılmaya başlanmış ve ilk sorumluluğu da bu sebebin sebebi olmaları bakımından İslamcıların üzerine kalmıştır.
Dün Hizbü"t-Tahrir"e, Taliban"a, yerli Hizbullah"a, el-Kaide"ye vd., bugün Hizmetçiler"e ve IŞİD"e var olma imkanı sunan "ictihadta bulunma" serbestinin aynı zamanda bir nifak nedenine dönüşmesinin özetinin özeti bence budur.
Bunu derken modern İslamcılar olarak zikrettiğim isimlerin hiçbirini suçlama ve hatta eleştirme kastı taşımıyorum. Onlar içinde yer aldıkları şartlara göre kendilerine düşeni yaptılar. Ben o yapılanların bize ve malum çıkarcılara nasıl yansıdığını belirleme niyetindeyim.
O halde Rabbim nasip ederse bir sonraki yazımda bu konuyu Hizmetçiler üzerinden örneklendireyim.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.