
“İndirgeme yanlışı” felsefi bir terim... Osmanlı Türkçesi''ndeki “basite irca etme”den yani “bir şeyi daha basit ve daha yalın bir duruma getirmek”ten üretilmiş...
Cevizci''ye göre, “...bir fenomeni açıkladıktan sonra, fenomene ilişkin açıklama''nın, fenomenin kendisinden daha gerçek olduğunu düşünme yanlışına verilen ad”...
Gündelik dildeki kullanımı da aşağı yukarı böyle: Mevcut kültürel ve siyasi şartlarda izahında zorlanılan bir düşünceyi (durumu, eylemi) onun ilişkili olduğu temel ve yaygın bir düşünceyi harcayarak açıklamaya çalışmak... Diğer bir söyleyişle, temel ve yaygın bir düşüncenin “seviyesini düşürerek”, onu, izahında zorlanılan bir düşünceyi açıklamaya “feda” etmek...
Bu anlamlarıyla “indirgeme yanlışı”, bizde adeta bir “basın terimi” olarak köşe-yazarlığında hakim bir eğilime karşılık düşmekle kalmıyor, “indirgemeci” dendikte de doğrudan o yanlışı yapan kişi / yazar kastediliyor.
Örnek için gerilere gitmeye gerek yok, gündemdeki ilk 4 konuyu ve ilgili birkaç örneği sırlamak yeterli:
Temsili de en az biçimi kadar problemli olan Kars''taki heykel konusunu İslam''da sanat; uzmanlarınca toplumsal bir felaket olarak nitelenen alkollü içki içme konusunu, çağdaşlaşma; özü itibariyle tarihten değil, tarihselcilikten beslenen dizi konusunu, tarihe saygı ve özgürlük; faydalı yatırımlara, insan emeğine a priori bir saygıyı gerektiren Arena''daki protesto konusunu, demokratik itiraz hakkıyla doğrudan ilişkilendiren yazılar malumunuzdur.
Bu yazılarda, İslam Sanatı gibi evrensel bir değerin, “ucube bir heykel”e; toplum sağlığı ve çağdaşlaşmanın “bira keyfine”; tarih bilincinin ve özgürlüğün, “medya popülizmine”; demokratik itiraz hakkının “çığlık atma çılgınlığına” feda edildiği de dikkatinizden kaçmamıştır.
Ayrıca, daha birçok konuda olduğu gibi, yukarıda zikredilen konularda da “indirgemeciliğin” benimsenme nedeni en az “feda etme” hovardalığı kadar problemli...
Çünkü indirgemeci tutum, öküz altında buzağı aramaya, felaket tellallığına, bilgi gösterisine, külhanbeylik taslamaya, ucuz kahramanlığa, kendini sözcü sanma yanılsamasına, akıl dağıtmaya, seçkincilik oynamaya... en uygun tarz...
İşte birkaç örnek:
-”Oysa Aksoy, …. bunca yıkıma rağmen hâlâ taş gibi ayakta... Onun heykellerini yıkanlar, sansürcüler, katliamcılar, darbeciler çoktan tarih oldular. Bizim yerimiz, Mehmet Aksoy''un yanıdır.” (Can Dündar, Milliyet)
-”Sanattan manattan anlamaz bunlar. Kafalarını taktıkları yer başkadır.” (Yılmaz Özdil, Hürriyet)
-”… ne zararı var heykelin Ebu-l Hasan Harakani hazretlerine?.. Bunun daha birçok nedeni varsa bile, bence asıl nedeni Başbakan''ın ''Ucubeyi yıkın'' sözlerinde saklı... Heykel zarafettir çünkü... Saygıdır... Zevktir... İnceliktir... Üç boyutlu şiirdir... Palavraya gelmez, her şey ortadadır... Dürüstlüktür... İfadedir... Ve onu anlamak için zekâ ister... Kültür ister... Bir de... Adam gibi adamların heykelini yaparlar...” (Bekir Coşkun, Cumhuriyet)
-”Başbakan, stadyum için yaptıklarının takdir edilmediğini düşünerek sinirlenmesin. O protestoların ardında başka niyetler de aramasın. Sadece biraz düşünsün: Kendisi böyle öfkeli olduğu sürece, insanların sabırlarının da bir gün taşabileceğini unutmasın! (Mehmet Y. Yılmaz, Hürriyet)
İndigemeci köşe yazarlarının yukarıda zikredilen tutumla ilgili problemi, “siyasete yön verme hırsı”yla birleşince söz konusu tarzın yaygınlaşması da neredeyse kaçınılmaz bir hal alıyor.
Bu durumda, “iktidar sahipleri”nin gemi azıya almış onca indirgemeci köşe-yazarının, bilinçli olarak yaptıkları “indirgeme yanlışı”na tahammül göstermeleri elbette zor ve onları “doktora havale etmekten” başka bir çareleri de yok…
Ancak bu, onların susması için “fiili tedbir” olmaktan çok “susma temennisi” olduğundan bir geçerlilik taşımıyor…
Böyle olunca, tazminat davaları açılıyor, yargılamalar başlıyor…
Bence bu yöntem indirgemecilikten daha az mahzurlu değil…
Evet, indirgemecilik sadece kötü değil, kötünün de kötüsü…
Ama aynı zamanda, iyi sözün, doğru tespitin, haklı yargının kendisini daha iyi ortaya çıkarabildiği bir ayna hükmünde…
Tıpkı Necip Fazıl''ın “Düşmanım….. Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın” deyişindeki gibi…
Olumsuz olumlunun, yanlış doğrunun, kötülük iyiliğin, iftira masumiyetin… tarlasıdır…
Ece Temelkuran olacak ki, Nihal Bengisu Karaca''nın, Ertuğrul Özkök olacak ki, Ahmet Kekeç''in değeri daha iyi anlaşılsın…
Siyasi gücünüzle ya da mahkemeden elde ettiğiniz hakla indirgemeci bir köşe yazarını susturmanız mümkündür…
Fakat bu imkan, asıl haklılığın, doğruluğun imkanına mahsus bir imkansızlaştırmayı beraberinde getirebileceği için mahzurlu bir imkandır.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.