İslam-sanat yine konuşulamadı

00:0020/02/2013, Çarşamba
G: 6/09/2019, Cuma
Ömer Lekesiz

Bilim ve Sanat Vakfı"nı bilirsiniz. Yerli akademizmin dar gömleğini yırtmış, milletin yeni nesillerin geleceğini kendilerine mesele edinmiş bir grup kültür adamının kurdukları ve işlettikleri bir vakıftır.Vakfın Sanat Araştırmaları Merkezi bünyesinde, N. Nur Kançal-Ferrari ve A. Taşkent yönetimindeki "İslam Sanatı ve Sanat Düşüncesi Araştırma Atölyesi"nde 2010 yılından bu yana İslam sanatındaki tasvir geleneği ve sanat düşüncesi üzerine bir görsel arşiv oluşturulmasına çalışılıyormuş.Bu sayede son

Bilim ve Sanat Vakfı"nı bilirsiniz. Yerli akademizmin dar gömleğini yırtmış, milletin yeni nesillerin geleceğini kendilerine mesele edinmiş bir grup kültür adamının kurdukları ve işlettikleri bir vakıftır.

Vakfın Sanat Araştırmaları Merkezi bünyesinde, N. Nur Kançal-Ferrari ve A. Taşkent yönetimindeki "İslam Sanatı ve Sanat Düşüncesi Araştırma Atölyesi"nde 2010 yılından bu yana İslam sanatındaki tasvir geleneği ve sanat düşüncesi üzerine bir görsel arşiv oluşturulmasına çalışılıyormuş.

Bu sayede son üç yılda oluşturulan birikime yaslanılarak tasvir geleneğinin disiplinlerarası bir yaklaşımla ele alınmasına, İslam-sanat sorunlarına ilişkin sonuçların paylaşılmasına karar verilerek "Tasvir: İslam Görsel Kültüründe Yasak, Gelenek ve Pratikler" başlığı altında bir sempozyum düzenlenmiş.

Sempozyum Vakıf"ça düzenlenir ve konu da İslam-sanat olur da gitmez miyim? 16 Şubat 2013 tarihinde gerçekleştirilen bu sempozyuma heyecanla gittim.

Ferrari, sempozyumun açılış konuşmasından sonra, İslam-sanat konusunda önemli kaynakları ana hatlarıyla eleştiren bir tebliğ sundu.

İran"da, Pakistan"da, Türkiye"de yapılan ilgili çalışmaların yerel malzemelerle sınırlı tutulduğunu söyleyen Ferrari, son zamanlarda Batı"da minyatür okumasına ilişkin metinlerde Orhan Pamuk romanının kaynak olarak gösterilmesindeki bilimsel-komediye de değindi.

Nevin Meriç ise Hadis merkezli resim yasağını, Ehl-i sünnet mezheplerinin bu konudaki tutumlarını ve kurumsal anlamda resim yasaklarının işleyişini, tamamlanmamış bir tebliğ metni üzerinden de olsa net bir şekilde anlattı.

Sonrası? Sonrası, benim açımdan tek kelimeyle -ki beklentimi de çok yüksek tutmuş olabilirim- tam bir hüsrandı.

E.J.Grube"nin ve Leaman"ın ilgili düşüncelerinin eleştirilmesine mahsus iki tebliğ, "Üç yılda okuya okuya bu iki kitabı mı okudunuz?" sorusunu da sordururcasına sempozyumun düzeyini belirlemeye yetti.

Hem tarihsel hem de güncel açıdan çok önemli olan konunun iki kitap eleştirine hapsedilmesi, diğer tebliğlere verilen çok iddialı başlıkların da içeriklerin kalitesini biraz olsun yükseltememesi asıl konuyu konuşmak yerine konuşulamaz hale getirdi.

Kullanılan kavramlar tutarsız, "önemlidir" uyarısıyla vurgulanan kavramlar yetersiz, bu kavramların İslam"ın içinden mi, Batı sanat tarihinin içinden mi kullanıldıkları ise belirsizdi.

Örneğin konuşmacılardan biri "ikon", diğeri "tahyil ve muhakat" kelimeleri üzerine ısrarla düşünmeye davet ediyorlardı bizleri ama veche, resim-leme, imaj/imge, görüntü, biçim, kopya anlamlarını içeren -ki, sıkça da tekrarladıkları- "suret" kelimesini özensizce kullanıyorlardı.

Yine de haklarını yemeyelim E.J.Grube tebliğindeki -Fransızları bile hayran bırakacak- "Varoluşçuluğu bilmeden Camus"nün Yabancı"sını anlayamayız" yolundaki keşifle, bu sözün söylendiği anda ekrana yansıyan Camus ve Yabancı fotoğrafı harikaydı. Yabancı"nın kapağı meğer ne güzelmiş, bu sayede farkedebildim.

Maktel minyatürleri için "makalem yayınlandığında görürsünüz" diyen akademisyeni dinledikten sonra, "Öğretmeniz, Divan edebiyatını çocuklara nasıl sevdirebiliriz sorusunun cevabını arıyoruz" diyen ikilinin tebliği başlayınca bana da –sevgili dostum Prof.Dr. Mete Çamdereli"yle birlikte- salonu terketmek düştü.

Bu sempozyum Vakıf"ın nitelikli faaliyetleri için ölçü olamaz, eleştirilerim de onun büyüklüğüne ve istikrarlı yürüyüşüne bir gölge düşürmez.

Ama n"olur, İslam-sanat sorunu önemli, boşa harcayacak zamanımız da yok. Süslü laflarla, akademik cakalarla birbirimizi kandırmayalım, ne diyeceksek adam gibi diyelim artık.