
Geçenlerde bir televizyon programında "Çocuklar Duymasın" dizisindeki "Seyyar Tayyar" edasıyla konuşan bir hattat, belediye başkanlarından biriyle el-ele dolaşırken, onun halka yönelik meslek kazandırma kursları düşündüğünü ama uygun bir isim bulamadığını söylemesi üzerine "İSMEK uygun olur" dediğini, başkanın bunu çok beğendiğini sonra da bu ismin "Patlayıp gitti"ğini söylüyordu.
Doğruydu söylediği "İSMEKler" son on yılda patlayıp gitti. Öylesine gitti ki, artık her sokak başında, çeşme önünde, sergi salonunda kendisini "İSMEK sanatçısı" olarak tanıtan yüzlerce insanla karşılaşıyoruz.
Bu nedenle de İSMEKlerin, mevcut sanat ortamının "abalısı" hatta birer karikatür malzemesi olmasına ramak kaldı.
Öncelikle söylemeliyim ki onlardan yana teslim edilmesi gereken bir hak var ve sadece gerek sanatın ayağa düşmesi gerekse rekabetin aşırı yaygınlaşması üzerinden durum değerlenmesi yapanlar bu hakkı gözden kaçırıyorlar.
Şöyle ki: İSMEKler, özellikle İstanbul, Bursa, Ankara gibi büyük şehirlerde aile içinde büyümeye başlayan ebeveyn ve çocuk kavgalarını önleyeyici bir misyon üstlenmişlerdir.
Belki başlangıcında öngörülmeyen bu misyon, üniversiteyi bitirmiş, çalışacak bir iş bulamamış, evlenmemiş genç kızların veya çocuklarını büyüterek, eğitimlerini tamamlatarak, eşinin işlerini yoluna koymasında yardımcı olarak orta yaşa gelip dayanmış ve artık kendisi özel bir ilgiyi, sevgiyi bekler duruma gelmiş kadınların dört duvar arasında depresyonla boğuşmamasına, kendilerini oyalamalarına, avutmalarına hatta bundan mutluluk duymalarına hizmet edecek bir yapıyı oluşturmuştur.
Bu yanıyla İSMEKlerin aile içi dengelere olumlu katkısı meslek edindirme niyetininin önüne geçmiştir ki, birer aile sahibi olarak kendi hayatımız üzerinden baktığımızda da bunun önemi daha çok anlaşılacaktır.
Elbette, İSMEKler meslek de edindirmiştir ancak bu zenaata alıştırmakdan, elleri belli bir işe yatkınlaştırmaktan, kısmen bir sanatsal iş üzerinde kendi kabiliyetlerinin farkında olmaktan öte bir anlam ifade etmemektedir.
Dolayısıyla İSMEKler için son tahlilde şunu söyleyebiliriz: Büyük şehirlerde aile hayatının düzenine olumlu katkısıyla gerekli olan bu hizmet, bir sanatçı yetiştirme kurumu değil, sanatla barışık insanlar yetiştirme kurumudur; bu kurumlardan sanatçı çıkmaz ancak bu kurumlar sayesinde sanatçılık potansiyeli olanlar belirlenebilir ve onlar gerçek sanatçı olmaya yönlendirilebilir.
Öte yandan İSMEKler, zenaat çabası üzerinden sanat konusunda gerekli eğitimi almamış, sanat bilgisinden mahrum olarak yetişmiş kesimler için bir "ara eğitim" sisteminin üretilmesine de hizmet edebilecek mahiyettedir.
Örneğin hat sanatı asgari düzeyde de olsa bir Kur"an bilgisini, Kur"an"ın mesajına vakıf olmayı ve İslam sanatları denilen sanatın özüne dair genel bilgiyi zorunlu kılar.
O halde ilgili kurumlarda açılacak bir hat kursuna kabul edilen öğrencilere öncelikle elif-ba düzeyinde de olsa Arapça öğretilebilir; bu sanatın hangi ihtiyaca binaen, nasıl bir metafizik anlayışla icra edildiği ve hattın İslam sanatlarını temsilde nasıl bir işlev yüklendiği anlatılabilir. Ayrı birimler halinde Arapça, Osmanlıca kurslarının verildiğini bilmiyor değilim, benim kastım müstakil, iç-bütünlüğe sahip programların yürütülebilmesidir.
Aynı durum ebru, minyatür, tezhib için de geçerlidir.
Bu yapılabildiği takdirde kursiyerlere bir el maharetini gerçekleştirmeden önce bir zihniyet terbiyesi verilmiş, bu sayede onların bakış açıları yenilenmiş, dolayısıyla dünya ile, hayat ile kuracakları yeni sağlam bağlar var edilmiş olunacaktır.
Evet İSMEKlerden sadece zenaatkar değil aklı tazelenmiş; hayata, sanata, insan ilişkilerine bakışı güzelleşmiş insanlar da yetiştirilebilir.
Bence asıl derdinde olunması gereken iyi dert budur.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.