
Kaygılıyızcılar sanatı şöyle tanımlamışlar: "Sanat, hayatımızı diri tutan, bizi acılarımızdan arındıran, soluk almamızı sağlayan nefes borumuzdur."
"Sanat hayatımızı diri tutan" ne demek? Olağanüstü bir güç müdür sanat? Eğer olağanüstü bir güç ise sanatçılar da onun yalvaçları mıdır? Peki Allah"ın dinine sövüp, onun yerine tersinden bir metafizik üretmek nasıl bir hinliğin ürünüdür? Hele hele kendine yalvaçlık yakıştırmak nasıl bir kibrin tezahürüdür?
Konu Din olunca birer ifrit kesilenler, konu sanatı din katına yükseltmek olunca nasıl da gayretkeş oluveriyorlar!
"(Sanat) bizi acılarımızdan arındıran…" demişler sonra. Ben de sanırdım ki -hani bunlar güya sanatçı ya- Goethe, Nietzsche, Kierkegaard, Rilke, Camus.. gibi sanatsal dille acının dilini eşitlemiş adamları okurlar… Geçtim bunları, yaşayan biri olarak Eagleton"dan bile haberleri yokmuş meğer.
Elbette tragedyanın son aşaması olan katarsisi kastettiklerini biliyorum da bunların hangi kültür ya da mesleki ilgi nedeniyle Aristo"yla akraba olduklarını bilmiyorum. Bilen varsa söylesin lütfen.
Sonra da demişler ki "(Sanat) soluk almamızı sağlayan nefes borumuzdur."
Boru ve sanat!
Bu söyleyişteki dil inceliği, zevki ve müzikalite elbette kimsenin dikkatinden kaçmamıştır.
Gerçi bu yorumun doğruluğuna bildiride imzaları bulunan bilimum çalgıcılar kefildirler de kendilerini nefes borusunun öttürücüleri olarak ifşa etmeleri ne menem bir şeydir? Diğer bir söyleyişle kendi haklarında "Merdi kıpti şecaat arzederken sirkatin söyler" türünden bir anlayışı boru öttürücüleri olarak pekiştirmeleri nasıl bir mantığın ürünüdür?
Sanat bizi acılarımızdan arındırıyorsa ve Kaygılıyızcılar bunun için sanat yapıyorlarsa madem "Bu ülkenin toplumsal (…) acılarına her zaman yakın durmuş, (…) bu çabaları sayesinde toplumca ödüllendirilmiş veya bu uğurda acılar çekmiş sanatçılar" olmak ne demek?
Kendi acılarından arınmalarının karşılığı sanat değil de toplumsal acıları körüklemek mi? Ya da sanatın acılardan arındırması kocaman bir yalan da onlar bu yalanı toplumsal acıları tahrik ederek mi örtmeye çalışıyorlar? Veya sanat acılardan arındırma işiyse onlar nasıl oluyor da "acılar çekmiş sanatçılar" oluyorlar? Kendilerini bile acıdan arındırmaktan aciz oldukları halde hangi sanatan ve arındırmadan söz edebiliyorlar?
Saçmalık acıda mı, sözüm ona sanatçılarda mı, yoksa her ikisinde birden mi?
Onlar sanat, acı, arınma derken neyi oynuyorlar? Bu saçmalık içinden ortaya koymaya çalıştıkları itirazlar onların hangi psikolojik arızalarına ya da kullanılma biçimlerine denk düşüyor?
Güya sanatçılar, güya akıllılar, güya aydınlar ama daha üç cümleyi yanyana doğru dizmekten acizken bir de kalkıp "Ayaklar baş oldu" sözünü söyleyene dil ve ahlak dersi vermeye kalkışıyorlar.
Şaka yapmadıklarına inanmak için soruyorum: Kuzum siz "toplumsal kutuplaşmayı keskinleştiriyor" derken "kutuplaşmaya evet, keskinleştirilmesine hayır" dediğinizin bile farkında değilken, kimin derdine deva, hangi soruna çare olacağınızı sanıyorsunuz?
Adam gibi üç cümleyi bile doğru kuramayışınızla, kendi aklınızın değil ödünç bir aklın hizmetinde olduğunuzu ifşa ettiğinizi de mi göremiyorsunuz?
Madem "toplum üzerinde baskı" olduğunu vehmediyorsunuz, iyi ya işte sanatçı değil misiniz, oturun o baskının neden olabileceği muhtemel acılardan arındırın toplumu. Acı yoksa siz de yoksunuz demektir; acı yoksa arındırılacak birşey de olmayacağına göre, siz niye varsınız?
Taksim Darbe Konseyi istedi diye, boru öttürmek için mi?
Çünkü şeyler ancak kendilerinde bulunan bilgiyi başkalarına verebilir ve ancak kendi özlerine uygun olanı bünyelerine kabul edebilirler.
Aksi mümkün değildir.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.