
"Hümanizma"nın başlı başına bir ideoloji olduğuna inandığını sandığım bir Sosyalist, televizyon ekranında son seçime ilişkin görüşlerini açıklarken, Başbakan"ın seçim propagandasında "kimlik siyaseti"ne fazlasıyla yaslandığını, bunun artık toplum tarafından kabul görmediğini söyledi.
Yer aldığı ekrana yansıtılan ve dolayısıyla kendisini eş-zamanlı olarak yalanlayan oy oranlarına bakabilseydi bunları söylemeyebilirdi. Fakat bir Sosyalist olarak cafcaflı kelimelerle, terimlerle konuşmaya olan düşkünlüğü nedeniyle bulunduğu şartlarda o tabloya da bakamadığı için "kimlik siyaseti" kavramına tutunmak zorunda kaldı.
Kimlik siyaseti, Gezi"ye felsefi, kültürel ve sanatsal bir nazariye uydurmakla görevlendirilenlerin (ki bunların tamamı "eski" sosyalisttir) popüler hale getirdikleri, kapsamını tam belirleyemedikleri için de romantik bir entelektüel takıntı olarak ortalıkta bıraktıkları bir kavramdır. Hatta yanlış hatırlamıyorsam o nazariyatçılardan biri hızını alamayıp Gezi Parkı"nın kimlik siyasetinin ötesine geçtiğini bile söylemişti.
Bunları şunun için hatırlatıyorum: yeni bir Türkiye"den ve dolayısıyla onu şekillendiren ve hala şekillendirebilecek olan yeni bir siyasetten söz ediyorsak, "kimlik siyaseti" başta olmak üzere, Batı"daki üretilme şartlarını ve bizde ilişkilendirildikleri ya da isim olarak verildikleri yapılarla uyumlu olup olmadıklarını gözetmeksizin salt pragmatik nedenlerle tedavüle sokulmak istenilen kavramlara karşı hem dikkatli olmamız hem de onları içeriklerine uygun bağlamlarda kullanmamız gerekiyor.
Örneğin "Kimlik siyaseti yapılmaması"ndan dem vuranlar, siyasetin kimliksiz yapılmasından dem vuruyorlar demektir ki, bu yaklaşım öncelikle insan (tanımlayan, isimlendiren) olmakla ve bir düşüncenin başkalarınca da benimsenir ve paylaşılır olmasıyla çelişir.
Çünkü insan için kimlik (hüviyet) var oluşu, düşünce için kimlik ise onun hayat tarzının var oluşunu ifade eder.
Batı"nın 2. Dünya Savaşı"nda kendi içinden binlerce insanı katletmesinin ve bunun tekrarlanmasını önlemek üzere tedbir oluşturmak istemesinin bir sonucu olarak öncelikle iktidarların dini kimlikleri massederek etkisizleştirmesinde karar kılması (ya da karar kılıyormuş gibi görünmesi) onun kendi tecrübeleriyle ilgili bir durumdur.
Bunun tam aksine Agamben"in, "insanın doğal hayatının her geçen gün biraz daha iktidar hesapları ve iktidar mekanizmalarına dahil edilmesi" anlamındaki "biyosiyaset" terimini de üreten Michel Foucault"un toplama kamplarının analizini yapamaması, Hannah Arendt"in ise "(S)iyasetin radikal bir biçimde çıplak hayat alanına (yani bir kampa) dönüşmesi" gerçeğini görememesinden hareketle "çağımızda siyasetin tamamen bir biyosiyasete" dönüşme tehlikesi üzerinde durması da belirttiğim durumun (Batılılığın) bir verisidir. (Bkz.: Kutsal İnsan, çeviren: İsmail Türkmen, Ayrıntı Yay., İst., 2001)
Bu aynı zamanda benim Batılı kavramlara karşı dikkatli olma, uyanıklık gösterme ve onları doğru bağlamlarda kullanma vurgumun asıl nedenlerinden birisidir ve maalesef son yıllarda özellikle üç bilim dalında (siyaset, sosyoloji ve teolojide) belirgin bir şekil alan Batılı kavramlarla düşünme eğiliminin beraberinde getirdiği tehlike de bu vurguyu zorunlu kılmaktadır.
Bizim iktidar ilişkilerine, siyasete, sosyolojiye ve metafiziğe dair tecrübelerimiz kim durumlarda Batı"dakiyle benzerlik gösterse de ondan farklıdır. Zulümden maduniyete, olgarşiden demokrasiye birçok kavram içeriği ve pratiğiyle bizde oradakinden farklı koşullarda oluşmuş ve farklı içerikler, işlevler yüklenmiştir.
Bu bağlamda "kimlik siyaseti"nden uzak bir siyasetin yapılması savı bizde "kimliklerin istismarı"nı önleme şeklinde anlaşılmaz bilakis "kimliklerin inkarı" şeklinde anlaşılır ki, bu da ilgili kimliklerin sahiplerine (ve bunların oluşturduğu topluluklara) zulmetme anlamını beraberinde getirir.
Dolayısıyla "kimlik siyaseti yapmama" talebi, (batılı anlamıyla hak ettiği karşılık bu olmasa da) "kimliksiz siyaset yapma" talebine evrilir, hatta evrilmekle de kalmaz siyasi samimiyetsizliğin, istismarın bir fenomenine dönüşür.
Fazla uzağa gitmeye gerek yok. Daha dünkü seçimlerde Selahattin Demirtaş"ın aldığı oy, Kürt kimliği içinde durarak başka kimlikleri de gözetmesinin ve buna uygun söylemi tercih etmesinin bir sonucudur.
Bu işlemi ve sonucu mümkün kılan ise muhafazakar kimlikli Recep Tayyip Erdoğan"ın kendi elleriyle ve bilinçli olarak inşa ettiği yeni zemindir.
Diğer bir söyleyişle, Erdoğan kimlik siyasetinde samimiyetin yolunu açmasa ve dolayısıyla kimlik siyaseti için doğru zeminini oluşturmasaydı Selahattin Demirtaş o sonucu elde edemezdi.
Bu durumda kimlik siyasetinden uzaklaşılmasını isteyenlerin bunun insan ve iktidarın karakteriyle uyumlu olmadığını da görerek şu çerçevede düşünmelerinin zamanı gelmiştir:
Bir kimlikle yapılan siyasette, diğer kimliklere de onda yer açma siyaseti uygulamak yerine (ki bunun adı samimiyetsizliktir), o kimliğin diğer kimliklerle zorunlu kıldığı içsel uyuma ve uzlaşmaya göre samimi bir davranış tarzı geliştirilmelidir.
Bu mümkün olabildiği takdirde (ki, Erdoğan buna ilişkin olumlu örnekleri vermiştir) toplumsal uzlaşma çok daha kolay gerçekleşebilecektir.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.