Küçük ama tehlikeli şeyler

00:008/04/2014, Salı
G: 12/09/2019, Perşembe
Ömer Lekesiz

GENELLEME YAPMANINDAYANILMAZ HAFİFLİĞİToplumsal gerçekliği olan hiçbir hareket baskıyla zulümle yok edilememişmiş. 12 Eylül darbesi sağdan ve soldan binlerce insanı tutuklamış, kimilerini idam ettirmiş ama bitirememişmiş sağcılığı da solculuğu da. O despot darbecilerden geriye bir şey kalmamışmış ama mazlumların fikri yaşıyormuş, yaşatılıyormuş.Zamanenin biri 17 Aralık seçim ayarlı darbe kalkışmacısı Hizmetçileri bu bayatlamış yaklaşımlarla teselli etmeye çalışırken aynı zamanda gövde gösterisinde

GENELLEME YAPMANIN
DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ

Toplumsal gerçekliği olan hiçbir hareket baskıyla zulümle yok edilememişmiş. 12 Eylül darbesi sağdan ve soldan binlerce insanı tutuklamış, kimilerini idam ettirmiş ama bitirememişmiş sağcılığı da solculuğu da. O despot darbecilerden geriye bir şey kalmamışmış ama mazlumların fikri yaşıyormuş, yaşatılıyormuş.

Zamanenin biri 17 Aralık seçim ayarlı darbe kalkışmacısı Hizmetçileri bu bayatlamış yaklaşımlarla teselli etmeye çalışırken aynı zamanda gövde gösterisinde bulunuyor; "Biz varız, hep var olacağız" diyor tamı tamına.

Sözlerini biraz doğrultayım, gerçeklik düzeyine aktarayım istedim ama ne mümkün. Delil-medlul uyumunun olmadığı yerde hangi doğrudan söz edilebilir ki? Örneğin "eskiden sağcılık solculuk vardı, 17 Aralık darbe kalkışmasıyla birlikte toplumsal gerçeklik kazanan nur topu gibi Hizmetçilerimiz oldu" diyebilir miyiz? Türkiye"nin bu gününde ve geleceğinde Sağcılık-Solculuk-Hizmetçilik gibi bir teslis nasıl mümkün görülebilir; görülebilse bile hangi nazariyeye uyar; uydurulsa bile buna kim inanır?

Halkımızın diliyle söylersek "kuru fasulyenin nimet olma çabası"na benzeyen böylesi bir vücutlaştırma çabası "inlerine girilmeyi hak eden yeni bir illuminati" tezinin varlığını güçlendirmez mi?

Güçlendirir ama bunu akleden kim? "Böyle yaz denmiş" ona yazıyor; mantıkmış, bağlammış, çelişkiye düşmekmiş... kimin neyine? Önemli olan "ödevimi yaptım ey ulu büyük meczup!" diye tekmil vermek.

GERİ VİTESİ OLMAYANIN FRENİ OLUR MU?

Allah insanı (Müslüman da dahil) kendisini olmadığı şey sanmanın tuzağından ve şu ya da bu oranda muhatap olduğu milleti (ümmeti) onun potansiyel belasından muhafaza buyursun.

Adın çıkmış dokuza, inmiyor ki sekize! Mahremiyetlere tecavüz et, banyolardan aldığın görüntüleri porno filmlerinden seçtiğin yatak görüntüleriyle destekleyip muarızlarının başında Demoklesin kılıcı gibi salla; milletten ona hizmet etmek adına topladığın sadakalarla, günü gelince onun tercihlerine küfredecek bir medya ağı kur; Türkiye"deki istikrardan, huzurdan kaygı duyanların hizmetçisi kesil... Sonra da kalk kendini "Allah"ın emri gelinceye kadar hak üzre galip bulunacak İslam ümmetinden bir taife" olduğuna şartlandır, beni de buna inandırmaya yelten...

Üstelik İslam ümmeti ile ilişkinle değil ilişkisizliğinle şöhret bul; İslam ümmeti içinde senden çok daha fazla Allah"ın yardımıyla galip olmayı hak eden Nakşibendilere, İhvan-ı Müslimin"e, Cemaat-ı İslami"ye, Filistin mücahitlerine dudak bük, sivrisinek misali cürmünle, etkinle buna senin layık olduğunu söyle, öyle mi?

Öyledir, çünkü "merdi kıpti şecaat arz ederken sirkatin söyler" diye boşuna denmemiştir ki, mezkur hezeyanını "Bizim geri vitesimiz yok" başlığı altında söyleyenin bir frene sahip olabileceği umulabilsin.

Bunun için diyoruz ki, geri vitesleri ve frenleri olmadığı için küçücük varlığıyla büyük belaları üretebilir hale gelen Hizmetçilere karşı aman gevşemeyin, rehavete kapılmayın, "biz kardeşiz" numaralarına sakın ola kanmayın. Çünkü Müslüman, bir delikten bir kere sokulur.

HİZMETÇİDEN MÜNEVVER, ENTELEKTÜEL VE SANATÇI OLMAZ

Hizmetçilerden münevver, entelektüel ve sanatçı yetişmeyeceğini yıllardır söylüyorum.

Eh, sağ olsunlar şunca yıldır beni yalancı da çıkarmadılar. Çok popüler adamları, çok iyi satan yazarları, oryantal kabiliyetleri çok yüksek ilahiyatçıları oldu ama münevverleri, entelektüelleri, sanatçıları hiç olamadı.

Mezkur meslekler için bir vakıf kurup, farklı kesimlerin düşünenlerini umreye, Yakın-Uzakdoğu"ya, Amerika"ya, Afrika"ya götürerek, onları bu yolla kendilerine borçlu kılacaklarını ve bu sayede entelektüel ortama nezaret edeceklerini sandılar ama çuvalladılar. Baksanıza "şimdi neredesiniz?" sorusuyla onlara olan öfkelerini dile getirmekten de geri durmuyorlar. Yanlarında ikisi eski faşist, birisi pörsümüş liberal olarak üç beslemeden başka kimse kalmadı.

Bu husus üzerinde durmamın asıl nedeni ise "Hizmetçileri dini arketipleri, olguları, kavramları bunca yoğun kullanarak Din"i istismara yönelten şey nedir?" sorusudur.

Hani bir söyleyiş vardır "En akıllısı Tekfurdağlı, o da direkte bağlı" diye (Aman Tekirdağlı kardeşlerim alınmasınlar, şehirleri burada kafiye mecburiyetiyle kullanılmıştır). Hizmetçilerinki de aynen bu hal! Adamlara istismar edebilecekleri bilgilerin dışında bir bilgi öğretilmemiştir ki farklı bir ufukları olsun.

"Hz. İsa" diye başlıyorlar söze ama verdikleri örnekler önce kendilerini ikna etmiyor ki, başkasını ikna etsin; en azından buncağızı anlayabiliyorlar ve dönüyorlar Hz. Nuh"a… Hz. Lut ve kavminden hiç bahsetmiyorlar çünkü orada kendi pornoculuklarıyla ilgili ilginç benzeşmeler var. Sonra yöneliyorlar Hz. Yusuf"a; kasıt istismar etmek olduğundan, verdikleri örnekler anında kendilerini vuruyor; e dön bu sefer tekrar Hz. İsa"ya.

Diyeceğim, zamane kalemşörlerinin tadı iyiden iyiye kaçmış durumda. Yorumları yoruma, tezleri teze, delilleri delile benzemiyor. Düşünmek için değil, başkaları tarafından planlanmış operasyonları uygulamaya şartlandırılmış bireyler olarak yetiştirildikleri için ellerinden daha fazlası da gelmiyor.

Yani, küçük ama çok tehlikeli şeyler.

twitter.com/OmerLekesiz