
“İbda” kelimesinin unutulduğunu söylemiştim. Aslında sadece ibda değil, ibda benzeri ihtira, halk, icat, keşif, ihdas kelimeleri de unutuldu.
Kamus-ı Türkî''de söz konusu kelimelerin farkları şöyle verilmiş: “İhtira: vesait-i malûme ile ve i''mâl-i fikr sayesinde bulunmuş bir tertiple i''câzkârâne bir şey meydana koymak; halk: büsbütün yoktan var etmek; icat: ma''dûm veya madûm addolunacak surette meçhul bir şeye vücut verip peyda etmek; keşif: mevcut iken enzârdan mestûr ve cehûl bulunan bir şeyi zahire ihraç ederek malûm eylemek; ihdas: yeni bir şey çıkarmak ve yeni tarzda bir şey meydana koymak; ibda ise yeniliğiyle beraber garabet ve letafetiyle dahi câlib-i intizârı dikkat olacak bir şey bulup ortaya atmaktır”.
“Aslı olmayan bir şeyin kurulup vaki ve sahih gibi gösterilmesi” anlamındaki ihtira kelimesinin Al-Mawrid''teki ilk karşılığı “invention”dır. Redhouse da “invention” için “icat, ihtira, türetme, uydurma, yalan, icat kabiliyeti, ihtira kuvveti, özellik, hususiyet, orijinallik” kelimelerini seçmiş. Buna göre “ihtira” kelimesi bizim “fiction” kelimesinin karşılığı olarak kullandığımız “kurgu / kurgusal edebiyat” kelimelerine en yakın olandır.
İhtira ve benzeri diğer kelimelerin öncelikli önemi ise Allah''ın yaratma ve ona ilişkin fiilleriyle, insanın yaratma ve ona ilişkin fiillerini tenzihî ve teşbihî olarak ifade etmede ve insan için edebî bir imkan olmada kullanılmalarındandır. Nitekim İbn Arabî de ihtiranın hükmünü ve işlevini bu şekilde belirtmiştir:
“Âlemde ihtira (tasarlayarak yaratma) geçerli değildir. Allah için ihtira belirli bir şekilde kullanılabilir, fakat kelimenin gerçek anlamı yönünden kullanılamaz. Çünkü böyle bir şey ilâhî mertebede eksikliğe yol açardı. O halde orijinal üretim, ancak kul hakkında geçerli olabilir. Şöyle ki: Bir şeyi orijinal olarak üreten, gerçekte varlıkta ortaya çıkartmak istediği şeyin örneğini (başka bir yerden öğrenmeden) önce kendi zihninde tasarlamadan onu yapamaz. Onu zihninde tasarladıktan sonra ise amelî gücü o şeyi örneği bilinen bir şekilde (çünkü zihinde tasarlanmıştı) duyusal varlığa çıkartır. Tasarlayarak yaratan, bir şeyi önce kendi zihninde, ardından dışta zihninde tasarladığı şekilde var etmiş olmalıdır. Aksi halde gerçek anlamda orijinal yaratıcı sayılmaz.
“(Bunu anlamak için şöyle bir örneği farz edebilirsin:) Bir şahsın sana varlıkta örneği bulunan belirli bir şeklin düzenlenişini öğretip senin de onu öğrendiğini farz et. Ardından onu öğrendiğin tarzda varlığa çıkartırsın. Bu durumda sen, gerçekte ve kendiliğinde, o şeyi örneksiz var etmiş değilsin. Onu (başkasından öğrendiği) örnek olmadan meydana getiren, örneğini zihninde tasarlayıp sonra sana öğretendir. Bununla beraber insanlar, o şeyi başkasında görmediği için, zihninde tasarlayarak yaratmayı sana nispet edebilir” diyen İbn Arabi, kişinin kendisinde olanın zannıyla kurguyu Allah için de düşünmesinin caiz olmayacağını, O''nun “kün” ile yarattığını, kişinin ise dağınık parçaları zihninde ve vehminde kurgulamak suretiyle birleştirdiğini, yani ihitrada bulunduğunu söylüyor ve bu birleştimenin daha önce o kişinin bilgisinde olmamasında bir beis görmeyerek “şair ve fasih-yazarlar”ın (edîblerin) eylemini bu cümleden görerek, bilginlerin, mühendislerin, sanat erbabından marangozlarla inşaatçıların çabasını da buna dahil ediyor ve bu meslek sahiplerinin “yaratılışları en temiz olan ve akıllarını en güçlü şekilde kullanan” kimseler olduklarını söylüyor. (Fütuhât-ı Mekkiye, Cilt 1, Çeviri: Ekrem Demirli, Litera Yay., İst., 2006).
Buradan baktığımızda kurgu / kurgusal edebiyat “bugün oturup bir ihtirada bulunayım” düşüncesiyle değil, ihtiradan kaçınamama (söylemek ve yazmak zorunda kalma) haliyle ilgili görünüyor ki, bu da bir nasiple, o iş için seçilmeyle doğrudan bağlantılı bulunuyor.
Allah dilemedikçe bir kelimeyi değil bir harfi bile hatırlamaya güç yetiremeyeceğinin bilincinde olan edibin ona bu gücü verene karşı azami nezaket içinde bulunması; nasiplendirilmenin ve seçilmenin yüklediği sorumlulukla yüzünün herkesinkinden daha fazla toprağa yakın olması edebinin bir gereğidir ki, edebiyatımız bunun örnekleriyle doludur.
Öte yandan edibin kurgusunu Allah''ın yaratışına benzetmeme açısından teşbihî değil tenzihî bir tutum içinde olması, bu manadan nezaketsiz bir içeriğe sahip olan “yaratmak” kelimesine itibar etmeyip, kendisine bahşedilen fiilin içinde durması evladır.
Tenzih ve teşbih İslami anlamdaki kurgunun (ihtiranın) da meselesidir. Batıya mahsus kurgu ise ancak iman ve inkar kelimeleriyle birlikte düşünülebilir. Bu manada bir edibin, hanif de olmayan Batılı bir yazarı izlemesinin ve beğenmesinin hükmünü Rabbine karşı nezaketinin seviyesine göre kendisinin vermesi gerekir.
Çünkü “Kişi sevdiği ile beraberdir”.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.