
Devlet içinde paralel yapı kuran Hizmetçiler, liderlerinden paralel medyadaki kadrolu ve besleme yazarlarına kadar öyle müptezelleştiler ki, gözümüzün içine baka baka yalan söyledikleri gibi, zerre kadar hicap duymadan psikolojik savaş taktiği olarak gördükleri sahtelikleri paylaşmaya, tarihi kendi yalanlarını doğrulatmak üzere kullanmaya yelteniyorlar.
Onlardan birini televizyonda izleme talihsizliğine uğradım geçen gün. Alufte takipçiliğinden, beddudan, kamu görevlilerini satınalma talimatlarından, Tebbet okutmalardan, Masonluk sevdalarından, telefonlardaki ifşa ve hezeyanlardan, malum medyanın saldırı dilini içselleştirmiş olmaktan vb. tek kelime etmeksizin, itibarını kendi elleriyle yer ile yeksan eden efendisini yücelterek onu ruhbanlık katına oturtmak için İmam-ı Rabbani ve İmam-ı Azam hazretlerinin hayatlarından örnekler veriyordu.
Liderlik kabiliyeti bir yana kalbin zümrüt tepelerinde, bir elinde kırık testi, diğerinde kırık mızrap, ruhsal prizmaların içinden geçerek ürettiği romantik, melankolik metinlerle yazarlığı bile tartışmalı bulunan efendisinin adını İmam-ı Rabbani"nin, İmam-ı Azam"ın isimleriyle eşitleme pervasızlığı da bir yana doğru örnekleri yanlışa tebdil ederek, gerçekleri çarpıtıyordu.
Örneğin İmam-ı Rabbani ve Cihangir Şah ilişkisine göre efendisinin tam da Cihangir Şah"ın yerinde oturduğunu düşünmeksizin, İmam"ın eklektik din oluşturma gayretine karşı cihat ettiğini perdelemek için özel bir çaba gösteriyordu.
Hele biri de vardı ki, sanki efendisi 28 Şubat"ta darbecilerle işbirliği yapmamış, merhum Erbakan"ı küçümseyen sözler söylememiş, davranışlar içinde bulunmamış, tesettür karşıtı fetva vermemiş gibi, pişkin pişkin "28 Şubat soğuğu geçti" derken, şaka yapar gibi efendisini "farkı gören ve farklılığı ortaya koyan" biri olarak niteleyip, onun diyalogçuluğunu yani küresel din gayretini, Kuran hükümlerini Tevrat"la İncille eşitleme niyetlerini saklamak için yırtınıyordu.
Vaziyet böyle olunca devlet içinde paralel yapı kuran Hizmetçiler üzerine ciddi yazı yazmanın, neden oldukları şerleri değerlendirmenin, "itibarınızı bitirdiniz, bari aklınızı, mantığınızı, düşünme kabiliyetinizi kaybetmeyin" diye ikaz etmenin fazla bir yararının da kalmadığına inanmaya başladım.
Çünkü yukarıda çok küçük bir kısmını verdiğim psikolojik savaş ürünü mülahazaları, telkinleri, saplantıları, şartlanmışlıkları, "laf olsun, zaman dolsun" laubalilikleri bir ciddiyeti değil bilakis mizahı hak ediyor artık.
Nasıl etmesin ki? İşte onların saklamaya çalışarak asıl aşikar ettikleri hususlardan birkaç mizahi örnek:
1-Alufte derken, bu iş sandığınız gibi değildir. Efendimiz hem alufteleri hem de bizleri korumak için bir tedbir üretti. Onları takibe aldırdı ki, mahrem durumlar hoyrat kimselerin elime geçmesin, onlar zor durumda kalmasın. Efendimizin bu iyiliğinin niye dile dolandığını bir türlü anlayamadık. Bu konuda onu ve biz yardımcılarını eleştirenler iyiliğin düşmanlarıdır, onlar başkasına hizmet etmenin keyfinden mahrum olanlardır. Onlar "eyyâm-ı nahisât"a maruz kalmaları gerekenlerdir.
2-Efendimiz beddua etmek istemedi. Mülaane, mübahele karşımı bir sitemde bulunmak istedi. Aslında ateşi de pek sevmez, büyük konakları çok beğenir oralara ateş düşmesini hiç istemez. O gün Pensilvanya"da hava biraz soğuktu. Sanırım bundan etkilendi mülaane, mübahele arasından bedduaya göz kırptı. Ne var bunda, insan seçimlerinde ve söyleyişlerinde özgür değil midir?
3-Paralel devlet derken amacımız devlet görevlilerine yardımcı olmaktı. Malum Türkiye"de hukuka ilişkin süreçler yavaş işliyor. Biz kendi seçtiğimiz savcılarla, hakimlerle ve polislerle kimi hususlardaki süreci hızlandırmayı, hukuki kurumların iş yükünü hafifletme jesti yapmak istedik.
Polislerimizin (jestimizin bir ürünü olan) operasyonda amirlerine haber vermemişler diye suçlanmaları da son derece gariptir. Gecenin bir saatinde, zaten yorgun olarak evine dönmüş bir amiri rahatsız etmek adabımuaşerete sığar mı? Bunun aksini söyleyenler bizi nezaketsizliğe davet ediyorlar, bu çok ayıp. Biz devletin temeline dinamit koysak bile nezaketten asla vaz geçmeyiz.
4-Hediyeleşmek inancımızın bir gereğidir. İnsanlar arasındaki tesanüt, uhuvvet, muhabbet giderek zayıfladığı için kimileri hediyeleşmenin önemini unuttular. Efendimiz o gün Ali"ye (Yezid"e olacak değil ya) bir hediye vermeyi düşünmüşler. O birilerini suçlarken ve önemli kişilere hediye verirken Kur"an"a başvurdukları için yanı başımızda yine oradan tefe"ül yaptılar. Bunda ne kötülük var? Efendimizin tefe"ül yapma hakkına müdahale etmek insan haklarına sığar mı?
Bir mizah akışıdır ki, gözlerimizin içine bakılarak, kendilerini akıllı alemi aptal sananlarca işte böyle böyle sürdürülüyor.
Maksat laf olsun, zaman dolsun!
Ama bizim lafımız da vaktimiz de kıymetlidir.
O halde kendi lafımızı ve vaktimizi, işleri goygoyculuktan, istismardan, sahtelikten, iftiradan, gerçeği örtmekten, darbecilik yapmaktan, paralel gayretler içinde savaşmaktan, birilerini ululamaktan ibaret olanlara karşı kıskanmamız bundan böyle elzemdir.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.