
“Ankara''da doğru dürüst lokanta yokken, iktidarın teşvik ve himayesinde Beyaz Ruslara kurdurulan bir müesseseydi Karpiç. Müşterilerinin büyük bir çoğunluğu devlet erkanı, politikacı, yüksek bürokrat ve zengin iş adamlarından oluşuyordu. Böylesine yarı resmi bir yerde, ticarethane de olsa herkesin parası geçmezdi. Bunun farkında olmayan Fahri, kapıdan içeri girdi ama vestiyerden öteye gidemedi.”
Fahri Erdinç, kendisini Karpiç''e almayan görevlilere “Ulan bekçi köpekleri, ulan hergeleler… Bırakın da karşıma devlet büyükleri dediğiniz deyyuslar çıksın. Sizin de, patronunuzun da büyüklerinizin de geçmişini…” diskuru çekince görevlilerin “şahıslarına, devlet büyüklerine, hatta devlete küfür” etmekten Cebeci Kapalı Cezaevi''nde alır soluğu… Yıl 1947...
Kemal Anadol''un, cezaevinden çıktıktan sonra, resmi işini de kaybeden, insan gibi yaşayabilmek için (!) Bulgaristan''a kaçan (1949) Fahri Erdinç''i anlattığı “Karşı Yaka Memleket”inden yukarıdaki satırları okurken, karşımdaki televizyonda ikide bir ekrana taşınan, CHP Kurultayı''ndaki şapkalı görüntüye kilitlenip kaldım.
Fahri''yi, Seçilmiş Hikâyeler Dergisi''nin onun adına hazırladığı özel sayıda (Mart 1948) yer alan “Fes” adlı öyküsüyle sevmiştim.
Fes''te, saatçi Ali Efendi''nin giymeyi reddettiği şapkanın, tabutuna giydirilişinin hikayesini bir çocuğun gözünden öykülemişti Fahri. Buldum ve yeniden okudum o öyküyü.
“Zamanmış, geldi geçti... (…) Biraz inat edenler oldu. Bu işe aklı yatanlar: ''Canım bunun Müslümanlıkla bir alakası yok... Alt tarafı başımızı örtecek değil miyiz? Şapkadan iyisi can sağlığı... Hem hacısı hocası giydikten sonra size ne demek düşer Allahaşkına?'' gibi sözlerle inatçıları yatıştırmıya çalıştılar. Kenar mahallelerde ve köylerde bu tepki daha çetin oldu. Köyden pazara inenler, şehrin kıyısına kadar ''fesle geliyor, şehre girerken heybeden şapkayı çıkarıp giyiyor, pazar dönüşü gene bildiklerini okuyorlarmış.. Kenar mahalledekiler de keza... Nihayet gezici Hükümet ekipleri ellerinde makaslarla dolaşarak epeyce fes doğradılar. Vallahi geçmiş gün, iki hafta ya sürdü ya sürmedi, işi kökünden hallettiler; irimiz ufağımız şapkaya: “Başımızın üstünde yerin var..” dedik. (…) Hatta bostan tarlalarında korkuluklara bile giydirildi.” cümlelerindeki derin analize bakınca o çocuğun Fahri''nin kendisi olduğu anlaşılıveriyor hemen.
Ali efendi, şapka giymeme kararını “makasçılara müzevirleyen” olur korkusuyla, alet edevatını evine taşıyıp, mesleğini orda sürdürmüş.
Büyüyen, gurbet gezen anlatıcı memleketine her uğrayışında babasından alırmış Ali efendinin haberlerini. “…bildiğimiz gibiymiş, hâlâ bekarmış, evinde saatleriyle, kuşları ve çiçekleriyle oyalanıyormuş. Pek bunalırsa, başına fesini gizliyen bir üstlük bağlar, şafak sökerken bağına gider, taaa geç vakit evine dönermiş.” Ali efendi.
Anlatıcının gurbetten son dönüşünde babasıyla arasında gerçekleşen şu diyalogla biter Fes öyküsü:
“— Ne haber, ne alemde?
Bu defa aldığım cevap bildiğim gibi değildi.. Babam sustu, uzun uzun bakıştık.. Nihayet dudağım burkularak dedim ki:
— Hey gidi mübarek adam?.. Demek giymedi ha baba?
—Giydi oğlum, daha doğrusu giydi sayılır, dedi babam... Çünkü bilirsin; bir cenaze. “Er kişi mi, hatun kişi midir?” belli olsun diye usuldendir. İşte o sebepten şapkayı Ali efendi''nin tabutuna giydirdiler...”
Fes''i okumayı bitirip, televizyondaki söz konusu görüntüleri düşününce, “Ne garip dedim” kendi kendime, “1947''den 2010''a CHP aynı CHP…”
Halkçılığın, yoksuldan yana oluşun simgesi olarak Gandi Kemal''in başına kondurulan şapka aslında bir zamanlar halka yaşatılan korkunun ve acının simgesi…
Sadece korkunun ve acının olsa iyi, asıl “şapka kanununa muhalefet” suçlamasıyla dökülen mazlum kanlarının simgesidir şapka…
İşte İskilipli Atıf Hoca… “Frenk Mukallitliği ve Şapka” (1923) isimli kitabı yüzünden tutuklanıp, Giresun İstiklal Mahkemesi''ne sevk ediliyor. Bu mahkemenin hakkında takipsizlik kararı vermesine rağmen, arkadaşları ile beraber tekrar tutuklanarak Ankara''ya götürülüp, “şapka Kanunu''na karşı halkı kışkırtmak” suçuyla Ankara İstiklal Mahkemesi''nde yargılanıp, hakkında idam cezasına hükmediliyor (1925). Savunma yapmaya bile tenezzül etmeyip, “Mahkeme-i Kübra''da hesaplaşırız” diyen Atıf Hoca idam ediliyor (1926).
Şapka, bu yüzden halktan, yoksuldan yana olmanın simgesi değildir, tam aksine halkın ezilişinin, zulme uğrayışının ve katledilişinin simgesidir.
Bunun için, şapkadan siyasî medet uman her CHP''linin, Gandi Kemal''in başındaki şapkaya bakarak kendisine şu soruyu sorması gerekir: Şapkadaki kanı silmeye de hazır mıyız?
Dersim''i soramayanların, bu soruyu sorabileceklerini hiç sanmıyorum.
En azından benim çevremde yok.
Bir de siz bakın isterseniz, belki sizin çevrenizde vardır.
Evet, imkânsız ama yine de bir bakın.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.