
17 Aralık seçim ayarlı paralel darbe kalkışmasının daha ilk gününde bu gazetenin yazarlarınca şu söylenmişti: "Darbe kalkışmasının ilk hedefi, yargıdaki paralel yapılanmayla Başbakan Erdoğan"ı siyasetten uzaklaştırarak Cumhurbaşkanlığı seçimlerine doğrudan etki etmek, bu başarılamadığı takdirde 30 Mart seçimlerinde onu ağır bir yenilgiye uğratarak bu sonuca ulaşmak."
Şükürler olsun ki, darbeciler iki ataklarında da mağlup oldular ve şimdi Başbakan, muhtemeldir ki makul bir zaman içinde Başkanlık sistemini beraberinde getirecek şekilde Cumhurbaşkanlığı"na adaydır. Takvim işliyor ve nasip olursa paralel darbeciler üçüncü kez inşallah duvara toslamış olacaklar.
Geçtiğimiz son yedi ayın özeti ve potansiyel olarak önümüzdeki günlerin öngörüsü bundan ibarettir.
Bunların verisine gelince: Paralel darbecilerin omurgasını oluşturan Hizmet Örgütü"nün her türlü kuşkuyu bertaraf eden fotoğrafının netleşmiş, niyet ve eyleminin artık tartışmasız bir şekilde belirmiş olmasıdır.
Dershane meselesinden başlayalım.
Paralel zamane yazarlarından muhalefet etme nedeni olarak gösterdikleri "dershane" meselesini konu edinen yeni bir yorum, bir paragraf, bir kelime olsun okuyanınız var mı? Yok!
Açın bakın paralel zamane yazarlarının dershanelerin dönüşümüyle ilgili kararın verildiği günlerdeki yazılarına.
Nasıl ağıtlar yakmışlardı, nasıl "biz kestikçe filizleniriz" romantizmi yapmışlardı, nasıl azaplı ruhlar olarak nitelemişlerdi karardaki imzanın sahiplerini.
Bugün bunlardan eser yok.
Niye yok, çünkü mesele dershane meselesi değildi, mesele bir darbenin ayak seslerini işittirmemekten ibaretti.
17 Aralık seçim ayarlı darbe kalkışmasında tutunmaya çalıştıkları yolsuzluk suçlamalarına bakın bir de, şimdi bunlardan bir eser var mı yazılarında? Yok!
Nasıl ahlak abidesi kesilmişlerdi, nasıl halkçıydılar, Fırat kenarındaki kuzu konusunu nasıl da istismar ediyorlardı ballandıra ballandıra ve nasıl da pehlivan tefrikaları yazıyorlardı alimler ve zalimler üstüne.
Bugün bunlardan iz yok.
Niye yok, çünkü mesele yolsuzluk meselesi değildi, mesele başarılamamış bir darbeden B ve C planlarını sinsice uygulamaktan ibaretti.
30 Mart gecesinden itibaren daha yoğun bir şekilde despot başbakan imajını yerleşik bir algıya dönüştürme telaşlarına bakın bir de; var mı bundan bir eser? Evet var. Var ama o günkü içeriğinden çok farklılaşmış olarak var.
Paralelcilerin ve cürümlerinin hukuk nezdinde belirlenmesine dair atılan ilk adımlar üzerine yaktıkları "cadı avı" ağıtları olarak var.
İktidara fiili olarak destek veren İslamcı münevverlerin durumunu "Çanakkale"den sonraki en büyük insan kaybı" olarak niteleyip, paralelcilerin kamuda yer kapma tutkularını ve orada tutunma savaşını "insan kaybı" olarak değil, hak edilmiş bir durum olarak görme ve onları güya zalimlerin elinden kurtarma şeklinde var.
Masum savcılara, hakimlere, memurlara kıyılıyor, yavru-kurt emniyet mensuplarına zulmediliyor şeklinde var.
Ama bu da geçici. Çünkü, mesele artık cadı avı, kamudan tasfiye edilme meselesi de değil, mesele "one minute" ile üstlenilen bir görevi, onca başarısızlığa rağmen, son nefeslerini harcayarak başarma telaşı var. "Ya hep" devri kapandığı için, "Ya hiç, ya hiç" devrindeler artık.
Demek ki neymiş, mesele ne dershane meselesi, ne yolsuzluk, ne alimler-zalimler, ne kamuda tasfiye edilme meselesi değilmiş.
Dahası mesele ne bir cemaatin haklarını savunma, ne eğitim özgürlüğünü, ne mal varlığını koruma, ne Fırka-i Naciye olma, ne Müslümanlık, ne masumiyet, ne de mağduriyet meselesi de değilmiş.
Gelinen bu aşamada paralel zamane yazarları hala samimiyetten, hak savunusundan söz edebilirler mi? Söz etseler bile "Neyse haliniz, öyle oluyor akıbetiniz" denmez mi onlara ve zaten böyle denmiyor mu?
Şimdi gelelim paralel darbecilerin malum hareket ve seyr üzere İsrail destekli oluşlarını inkar etmelerine.
Bu artık mümkün mü?
Dershane demişler, unutmuşlar; yolsuzluk demişler yokluğa savurmuşlar, kıyım var demişler yalancı çobana dönmüşler. Örgütlerinin ekonomik damarları henüz kesilmemiş ama ona birazcık dokunulunca bile darmadağın olmuşlar; ablalara, abilere kapı kapı oy dilendirmişler, yüzde buçuk bile bir katkı sağlayamamışlar ittihat ettikleri partilere.
O halde desteklerini kazanca tahvil edemedikleri destekçilerine karşı kendilerini ispat edebilme çabasıyla hareket etmiyorlarsa, bidayetinden beri Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde etkili olmak için niye didinsinler ki diye sorulmaz mı?
"Sorulmaz mı?" diyorum ama aslında sorulacak bir şey de kalmadı; artık her soru zait.
Fotoğrafı arz ettim: Başta kimin adına ve neden kalkıştılarsa, sonda da onlar için savaşarak verecekler son nefeslerini.
Adil, mert bir savaşçı değil bunlar. Bu yüzden "Nasılsa ölecekler" deyip bırakıla- mazlar kendi hallerine. Akıbetlerinden yüzde yüz emin olununcaya kadar dikkatle ve basiretle izlenmeliler.
Çünkü son yedi ayda unuttukları, son nefeslerinde bile asıl ödevlerini unutmayacaklarının karinesidir.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.