
Bundan yaklaşık bir ay önce bu köşede yer alan "Sanatların kavşağında durmak" adlı yazımda "Perspektife hiç itibar etmeyen bir sanatla (minyatür), perspektifi adeta putlaştıran bir sanatın (resmin) tam ortasında durarak, Modernizmin Doğu''da ölüme mahkum ettiği, Batı''da ise tüketilmiş imkanlar gösterisine dönüştürdüğü resme yeni bir can soluğu üflemek ancak bu vasat''tan (Anadolu ve İran''dan) sağlanabilir" diye yazmış, ancak "Son zamanlarda İstanbul''u mekan tutan İranlı kimi zenaatkarlardan ders alanların ''ürettikleri'' resimsel zeminine minyatür çakılmış, ebru serpilmiş ve münasip boşluklarına hat yapıştırılmış ''ürünlere'' bir kıymet yüklediğimi de sanmayasınız" diyerek ihtiyatı elden bırakmamıştım.
Bu cümleleri yazdıktan birkaç gün sonra Hatice Ünal''ın, "Ebruda İstanbul Düşleri" isimli kişisel sergisine ilişkin www.dunyabulteni.net''ten okuduğum bir haber ve oradaki görseller ihtiyatlı davranmaktaki isabetimi görmeme yetmekle kalmamış, bu vesileyle minyatür konusunda dilimin döndüğünce yazma düşüncesini doğurmuştu.
Yine de Hatice Ünal''ın çalışmalarını tek satırla olumsuzlamayı düşünenem. En azından harcadığı emek, zaman ve malzeme müstakil olarak ve etraflıca yazmamı gerektirir. Ayrıca, bir önceki yazımda yaptığım değerlendirmeler çevresinde Hatice Ünal''dan –öğrenciden– önce onun hocalarından Reza Hemmatirad''ı konuşmak daha makul olacaktır ki, bu aynı zamanda söz konusu kolajı, kitschi doğudan zevki / zevksizliği konuşmak açısından da benim birinci tercihimdir.
Reza Hemmatirad, 1974 Urumiye doğumlu. Annesi Fars, babası Azeri. Tahran''da güzel sanatlar okumuş, master yapmış. 2002 sonunda, Batı vizesi için İstanbul''a gelmiş; geliş o geliş. Resimden minyatüre, kaligrafiden mücevher tasarımına, minyatür hocalığından fotoğrafçılığa bir koltukta çok karpuzla tutunmuş İstanbul''da.
Sanatıyla "Geçmişin seslerini, birikimlerini, izlerini takip ederek modern dünyayı anlamak ve anlamlandırmak, köklerinden yola çıkarak modern dünyada model oluşturmak" gibi bir amacının olduğu söyleniyor, hakkındaki bir tv programın internetteki videosunda.
Reza''nın kişisel ya da öğrencileriyle birlikte açtığı sergileri ve dolayısıyla görüşe sunulmuş haliyle çalışmalarını görmedim. Bu nedenle kendi adını taşıyan sitede yer alan üç çalışması üzerinden konuşacağım (ki, onlara kolay erişesiniz diye kendi twitter hesabımda da yer verdim).
Reza''nın bu çalışmaları klasik minyatür değil; minyatürün imkanlarına da yasanılarak yapılmış tablolar. Diğer bir söyleyişle Reza, Doğulu anlamda minyatürcü olmaktan çok Batılı anlamda bir tablocu.
Perspektif açısından da Reza, minyatürdeki perspektifsizliği değil, öğrenilmiş ama uygulamasından kaçınılmaya çalışılmış bir perspektifi esas almış. Minyatürdeki perspektifsizlikten kasıt, "çocuk bakışı"dır, yani henüz perspektifin varlığını deneyimlememiş "saf bakış"tır. Dolayısıyla Reza, bildiği (hatta modern sanat eğitimi nedeniyle şartlandığı) perspektifi adeta bilmemezliğe yatmış ki, özellikle köprülü ve zindan temalı çalışmalarında bu "bilmemezliğe yatış"ı açıkça görmek mümkün.
Fars minyatüründe epik dilin önemini önceki yazımda vurgulamıştım. Reza''nın üç çalışması da o epik dilden türemiş. Türemekten de öte sanki Yüzüklerin Efendisi (Tolkien) filminden fırlayıp Reza''nın tablolarına cebren ve hileyle yapışmış.
Öte yandan Reza''nın kahramanları tükenmişliğinde bile kılıcıyla yeri delecek kadar güçlü, şamanlaşmış Kenanlı Yahudi olacak kadar zamanı kuşatıcı, çıkışı meçhul taş köprüden onu titretircesine at üstünde katılaşmış bir kararlılıkla yol alacak kadar çeliksi tipler… Diğer bir söyleyişle arzdan çıkmamışlar, arz onların hürmetine var olmuş sanki; onlar olmasa mekanın bir önemi kalmayacak.
Reza''nın söz konusu çalışmalarına Çin merkezli ideogramik dil mantığıyla, yani bütüncül okuma açısından baktığımızda ise bunun da mümkün olmadığını görürürüz. Şundan ki: o çalışmalar (tam da tablo oluşları nedeniyle) boşluksuzdur; zemin de fiğürlerinin görünürlüğünce gösterilme amacıyla (sanki zeminin kendisini temel bir figüre dönüştürülmüşçesine) inceden inceye işlenmiştir. Göz, bu işlenmişliğin tutsağıdır, ya onun kendisine tecavüzünü kabullenerek nazar etmeyi sürdürecek ya da onu tümüyle kapatacaktır.
Kültürel açıdan (daha özel söyleyişle kainat tasavvuru açısından) yaklaştığımızda da Reza''nın, (minyatürün yapısal olarak imlettiği metafiziği parantez içine aldığımızda) tümüyle dünyeviliğin içinde durduğunu görürüz.
Sonuç cümlemi bir sonraki yazıma bırakıyorum. Nasip olursa Günseli Kato''nun Dolmabahçe''deki minyatür sergisini yazacağım zaten. O yazıda hem Reza konusunu bitirmiş hem de minyatürü konuşmayı sürdürmüş oluruz.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.