
el-Gazzâli"nin çağdaşı olan şair ve dil bilgini Basralı Harirî, Makâmât"ının altıncı makamesi (Merâgiyye)"sinde, "(E)slaftan sonra gelenler arasında parlak nesir örnekleri verecek, kalemini istediği gibi kullanacak bir sanat adamı yetişmediğine ve güzel çığır açacak yahut bir şaheser yazacak kimse bulunmadığına dair" söz meclisinde yapılan bir konuşmayı ve buna itiraz eden kimliği meçhul birinin itirazını üstatlara karşı belgeleyişini anlatır.
Bu anekdotta benim dikkatimi çeken asıl husus sanat ortamının niteliksizliğine dair 1100"lü yıllarda yapılan bu vurgunun günümüzde de aynı içerikle ama farklı kelimelerle halen yapılıyor olmasıdır.
Böylece, aradaki yaklaşık bin yıllık zaman farkına rağmen konunun öz"ünde (bozulmanın mukadder oluşunda) bir değişme olmadığına ancak hareketten (zamandan) kaynaklanan değişmenin de her devirde, her nesilde sürdüğüne tanık oluyoruz.
Gerilere gitmeyeyim, kendi kuşağımdan söz edeyim:
Benim kuşağım sanatı Batı"dan öğrendi. Çünkü bizlere ağabeylik (rehberlik, üstatlık) edenlerin bilgisi de Batı sanatının bilgisiydi.
Bu yüzden Ionesco"yu Molla Cami"den, Hesse"yi Attar"dan, Dostoyevski"yi Fuzuli"den, Geothe"yi Hafız"dan, Rilke"yi Şeyh Galib"ten (hem de ilkleri ikincilere perde yapacak şekilde)... önce okuduk.
Sanat nazariyatını tek yanlı (Batı) okumamız ise sanat eserlerini okumamızdan daha zor oldu, çünkü sanat bilgisini ve bu bilgi üzerine düşünmeyi murat edebildiğimizde büyük bir kuraklıkla yüz yüze geldik
Ahmet Hamdi Tanpınar"ın İslami sanatına dair yaptığı (an"ın idraki, rüya estetiği vb.) imalardan başka elimizde fazla bir bilgi yoktu. Sonra sonra Turgut Cansever"i okuduk ama cami ile ilişkimiz bir ibadetgah, evle ilişkimiz sıradan ikametgah, mahalleyle ilişkimiz terki zorunlu mekan ilişkisi (groteks başkaldırı) olarak kurulduğu için onun ilgili kavramlara neden çokça değer verdiğini hemen fark edemedik.
Sezai Karakoç"u daima çok sevdik ancak onun şiirine öz kazandıran kodları bilmediğimiz için, şiirine olan sevgimiz çoğu zaman onun Batılı şairlerin şiirine fark atan yetkinliğine duyduğumuz hayranlıktan, romantizmden öteye gidemedi. Örneğin, Monna Rosa"yı bir çırpıda ezberlerken, Hızırla Kırk Saat"i hecelemeyi yıllar yılı aşamadık.
Mustafa Kutlu"yu çok sevdik ama "James Joyce okumuş çocuklar" olarak ondaki sade dil ve anlatımı basit olanla karıştırma gafletine düştük; onun Yunus Emre soy bir sanatçı olduğunu öğrendiğimiz gün ise utanıp önceki metinlerini tekrar okuyamadık.
Hat"tı, tasviri ve tezyini sanatları İslami burjuvazinin yükselişiyle birlikte klasik / gelenekli / geleneksel adı altında yeniden keşfettik ama bunun yeni hayat tarzının ve buna bağlı pazar ilişkilerinin zorunlu kıldığı bir olgu olduğunu hatırımızda tutmaksızın, daha da ilginci bu sanatları doğuran zihniyet ve kültürün kodlarına artık sahip olup olmadığımızı düşünmeksizin bir mirasyedi savurganlığıyla yüz yıllardır üzerleri külle değil, toprakla kapatılmış bu sanatları yenileştirmeye, moda söyleyişle modernize etmeye kalkıştık. Dolayısıyla eskisi gibi yapamadık, kök bilgisinden mahrum olduğumuz için yenimiz olarak da benimsetemedik o sanatları ama maşallah elbirliğiyle "turistik sanat, holding duvar süslemesi" vb. isimler altında yeni ucubeler yarattık.
Ne demiştim yukarıda, bozulmaya dair "öz" aynıdır, bunun harekete bağlı olarak ifade edilişi farklıdır. Bakın işin ucu "ağıt yakmaya" dayanınca nasıl da açılıveriyor dilimiz.
Harirî"nin anekdotundaki, karamsar üstatlara karşı çıkan ve çıkışını belgelendiren meçhul zatı takliden sözü "nice yeni güzellikler de var ama" cümle kalıbına bağlayacağımı ve bunu kanıtlamaya kalkışacağımı sanıyorsanız, yanılıyorsunuz.
Beni ilgilendiren ilgili konudaki vaki olumsuzlukla, nitelikli ya da niteliksiz yeniyi çarpıştırmak değil.
Beni ilgilendiren yenilik arzusunun bin yıldır nasıl bir defansa muhatap olduğunun bilinmesi ve asıl bunun sanattaki mevcut ucubeleşmeye psikolojik zemin oluşturmasıdır.
Diğer bir söyleyişle, "bin yıldır sanat ortamındaki bozulmadan söz edilir ama yenileşmeye de engel olunamaz, o halde biz bildiğimizi yapalım" şeklindeki bir aymazlığın konu İslami sanat olunca başlı başına bir tehlike oluşturduğudur.
Örneğin İslami kelam"da vav"ın bir hıfzetme, sır-lama vasıtası olduğunu bilmeden onu kendi kafanıza göre bir Boğaz Köprüsü resmine çakamazsınız.
Bir semazeni nun"un içindeki nokta ile flört ediyormuşçasına resmetme cüreti gösteriyorsanız sizin Mevlana"nın idrakiyle ve misyonuyla zerre kadar olsun bir bağlantınız kalmamış demektir.
Harirî"nin benzeri bir cümlesini değiştirmek suretiyle özetleyecek olursam:
Güneş çıktı diye evinin elektriğini kesenler taifesinden iseniz, karanlığın mahkumusunuz demektir.
Son iki yüz elli yıldır sanatta (İslami zihniyet ve kültürün kodlarını unutma anlamında) ışıktan çok karanlığı yaşıyorsak sanırım biraz da bundan yaşıyoruz ve korkarım ki, ilgili ağıtlarımızın bolluğu (dolayısıyla haklılığı) bu gidişle sanatın kendisi olmaya başlayacak.
twitter.com/OmerLekesiz
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.