
Peygamber Efendimiz''le ilgili en doğru en geniş bilginin yer aldığı www.sonpeygamber.info web portalının da sahibi olan Meridyen Destek Derneği''nin düzenlediği "Siyer – Edebiyat İlişkileri" konulu atölye çalışması 3-4 Nisan tarihlerinde Byotell''de yapıldı.
Turan Koç, Zeynep Sayın, Kadir Canatan, Şerif Eskin, Reyhan Çorak, Berat Açıl, Hüseyin Özcan, Nihal Şahin Utku, Fatih Andı, Recep Alpyağıl, Mahmut Kanık, Sezai Coşkun, Bahtiyar Aslan, Ali Ural ve Sibel Eraslan''ın tebliğleriyle, edebiyat ve akademi mensuplarından oluşan dinleyicilerin değerlendirmeleriyle katıldıkları atölyede, kutsal ve sanat kavramlarının mahiyetleriyle ilişkilerinin konuşulmasından sonra, klasik dönem Türk edebiyatı ve siyeriyle zamanımızdaki siyer çalışmaları ele alındı.
Oturumlarının yönetiminde hazır bulunduğum bu atölye, Merdiyen Destek Derneği Başkanı H. Hümeyra Şahin''in bir dizi siyer projesinden ikincisidir. İlki, geçen yıl gerçekleştirilen "Cumhuriyet Devri Akademik Siyer Literatürü" konulu atölyedir.
Merdiyen''in ve Yayın Yönetmeni Fatma Ekinci başta gelmek üzere sonpeygamber.info''nun çalışkan ekibinin emekleriyle uygulamaya konulan siyer merkezli projelerin Peygamber Efendimiz''in hayatını anlatılanlarla anlama ve yeni kuşaklara zamanın gerektirdiği bir dille anlatma konusunda çok önemli projeler olduğunu düşünüyorum.
Kaldı ki, siyer –edebiyat ikilisini bir atölye kapsamında ele almanın gerekçesini oluşturan yaklaşım tam da bu anlama ve anlatma çabasından doğmuştur.
Bu doğrultuda, edebiyatı "siyeri daha iyi yazma imkanı" olarak kullanma ve/ya siyeri doğrudan "edebiyata malzeme yapma" niyetlerinin birleşme, ayrışma ve çatışma noktalarını belirlemek zorunlu bir ihtiyaç haline gelmiştir.
Bir yanda Peygamber Efendimiz''i salt bir insan olarak anlatmanın beraberinde getirdiği kutsaldan soyutlanmış anlatılar, diğer yanda ise kutsallığın özne kılınması yüzünden Efendimiz''i örnek alınması imkansız üstün bir güç olarak sunan efsanevi anlatılar varken, her ikisi de problemli olan bu anlatıların dışında yeni bir siyer dilini aramak ve bulmak ilgili her Müslüman için gecikmeden ifa edilmesi gereken bir göreve dönüşmektedir.
Söz konusu atölyeye de bu ikili problemin bize dayattığı rasyonel ve seküler anlayışların iyi irdelenmesi ve sonucunda bunların yerine İslamî paradigmaya uygun bir siyer algı ve anlayışının ikame edilmesi yönündeki niyet ve gayretler damgasını vurmuştur.
Nitekim daha başlangıçta ilk tebliğler sunulurken, kutsal ve sanat kavramlarının siyer planında sorunlu kavramlar oluşunun altı çizilmekle kalınmamış, bu bağlamda siyer ve edebiyat ilişkisinin de sorunlu olduğu belirlenmiştir.
Sunulan tebliğler üstünden, geçmişte, Efendimiz''in hayatını anlatmaya yönelik edebi türlerin, edebi bakışın ve söyleyişin zorunlu kıldığı aşırı bir duyguculuğu beraberinde getirmekle, tarihî bilgiyi örtücü, öteleyici bir işlev yüklendikleri görülmüştür.
Öte yandan, roman başta gelmek üzere Batılı edebi kavramlarla yapılan ilgili anlatıların da hemen aynı sonucu ürettiği, dolayısıyla edebiliği pekiştiren "tahayyül gücü"nün asıl bilginin yerini aldığı, daha açık bir söyleyişle bilgi kirliliğine neden olduğu ifade edilmiştir.
Bunlar doğru sonuçlar olmakla birlikte, söz konusu atölye ile ulaşılması hedeflenen sonuçlar da değildir.
İşte bu yüzden, siyer-edebiyat ikilisinin alanında yapılacak edebi çalışmaların doğrudan "siyer" olarak adlandırılmak suretiyle, Batılı diğer edebi türlerden ayrıştırılmaları teklif edilmiştir.
Çünkü, her sözü ve eylemi tüm insanlar için örnek teşkil eden Peygamberimiz''i anlatırken, muhayyelâta ve mecazlara başvurulamaz. Oysa ki, muhayyelât (en geniş tanımıyla, fiction) ve mecaz gibi araçlar olmaksızın da edebiyat (anlatı) yapılamaz.
Akademik çalışmalarını da gıpta ederek izlediğim Fatih Andı tarafından yapılan, siyere siyer deme önerisi, yukarıda belirttiğimiz çatışma noktaları da gözetilerek yapılmış bir öneridir bana göre.
Çünkü, son tahlilde, edebiyatın siyere katkısı, güzel dil ve anlatım imkânlarıyla, mevlid, naat, miraçnâme vb. türlerle söyleyiş kolaylığı sağlamaktan öteye gidemez.
Hele hele, siyeri "özne" alarak konuşurken, İslâm''daki resim yasağı içinde (yanında değil içinde) tartışılması gereken romanın, edebi bir imkân olarak siyer yazımında kullanılabileceğini düşünmek ve savunmak izahtan varestedir.
Çünkü, roman, "imgenin pornografisi"ni dil üzerinden inşa etme eyleminin adıdır.
O halde siyeri "siyer" olarak, peygamberlerin ailesine, akrabalarına ve arkadaşlarına mahsus anlatıları da "hikâye" olarak adlandırmak doğru bir edebi tutum olmasının yanısıra, bağlısı olduğumuz dünya görüşünün de beraberinde getirdiği bir zorunluluktur.
Bu çifte zorunluluğu idrak edemeyenlere ise söyleyecek bir sözüm yoktur.
H. Hümeyra Şahin''in siyerle ilgili yeni projeler geliştirmesini ve uygulamaya koymasını da daha birçok konuyu tartışmaya vesile olacağı umuduyla merakla bekliyorum.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.