Sizin kitsch"iniz kaç paralık?

00:001/03/2010, Pazartesi
G: 3/09/2019, Salı
Ömer Lekesiz

Doğan Hızlan''ın Cuma günkü "Kültürel belleğimiz görsel sınavdan geçiyor" başlıklı yazısını okudum önce.İstanbul Modern''deki, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı''nın katkılarıyla gerçekleşen "Gelenekten Çağdaşa / Modern Türk Sanatında Kültürel Bellek" adlı sergiyle ilgiliydi yazısı.Hızlan''ın sanatsal konulardaki "sevgi yüklü" bakış açısı herkesin malumudur: "Sanat olsun da ne olursa olsun" demekle kalmaz, bu bağlamda yapılan her güzel faaliyeti olumlar.Kimin neyi, niçin, nasıl yaptığından

Doğan Hızlan''ın Cuma günkü "Kültürel belleğimiz görsel sınavdan geçiyor" başlıklı yazısını okudum önce.

İstanbul Modern''deki, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı''nın katkılarıyla gerçekleşen "Gelenekten Çağdaşa / Modern Türk Sanatında Kültürel Bellek" adlı sergiyle ilgiliydi yazısı.

Hızlan''ın sanatsal konulardaki "sevgi yüklü" bakış açısı herkesin malumudur: "Sanat olsun da ne olursa olsun" demekle kalmaz, bu bağlamda yapılan her güzel faaliyeti olumlar.

Kimin neyi, niçin, nasıl yaptığından çok, sanat adına "yapılanın kendisi" kıymetlidir onun için.

Bu yazısında da aynı kucaklayıcı yaklaşımı sergiliyor; gelenek – çağdaşlık, Doğu – Batı çatışmasından hareketle "Görsel sanatlar üzerinden sorunsalın en iyi, simge örneklerini vererek düzenlenen bu sergi, sanırım bizim kafamızdaki birçok soruya çağdaş bağlamda yanıt bulmamızı sağlayacak zenginlikte." sözleriyle sergiyi olumlarken, belirttiğimiz doğrultuda bir görevi daha ifa etmenin huzurunu samimi olarak yaşıyor: "Ben genel bir yazıyla serginin, kültürel bellek konusunda bizi düşündüren önemini öne çıkardım."

Sonra da dönüp Radikal 2''den Zeynep Sayın''ın aynı sergiyle ilgili yazısını okudum.

Sayın''ın yazısı bir gazete yazısı değil, gazetede yayınlanmış bir yazı.

Sayın, hak ettiği söz kürsüsünden, o hakka neden olan mükemmel bir birikime yaslanarak konuşuyor.

"Miş"li geçmiş zaman üstünden, kitsch''in bile bu ülkede "değer kaybına" uğratıldığını ironik bir dille söyledikten sonra, yazının sonunda kullanacağını sandığımız zıpkını, Winkelmann mamulü bir zıpkın olarak yazısının ortasında saplayıveriyor:

"Bizim için taklit edilemez olmanın yegane yolu, eskilere öykünmektir."

Sayın, altını özellikle çizdiğim "…kendi geçmişiyle kurduğu ilişkiyi bir talan ilişkisi olarak kuran bir Türkiye." belirlemesini takiben, İstanbul Modern''deki sergiye ilişkin izlenimlerini olabilecek en doğru cümlelerle şöyle özetliyor:

"...En gecinden ondokuzuncu yüzyıldan modernizme Avrupa sanatı, kendi olmayan ülkelerin ve kıtaların talan edilmesi üzerinde şahlanmıştı, yine de bu iğfal edişin bile bir zerafeti, bir mütevaziliği vardı. Hakiki bir özdeşlik arayışının, kendini bulabilmek için başkasına öykünmenin göstergesiydi. Oysa diğer hemen herşey gibi burada bu sergi, özdeşlik, kimlik ya da farklılık arayışlarının ötesinde, tarihin sonu tartışmalarının ve tanınma politikalarının güvencesine hoyratça yaslanarak, 2010 kültür başkenti için alınan bir parayla alelacele hazırlanmış gibiydi. (...) Belki de bu serginin zihniyeti, yeni bir sosyal aydın tipolojisiydi. Her ne ise eskilerin ve yenilerin kemiklerini sızlatan bir mirasyedilikti. Tarih istismar edilmekteydi."

Ben de Sayın''ın "Belki de bakanlıklardaki kadrolar gibi siyasal ve kültürel hükümetin yukarıdan aşağı kadroları yeniden doldurması, kendine uygun bir tarihsel gelenek icad etmesi gerekirdi." belirlemesinden konuşmalıyım.

Bu serginin adında "gelenek" sözcüğü neden var?

Bununla tarihi bir aidiyet mi kastediliyor yoksa içsel olarak benimsenmeyen bir aidiyet, "şartlar öyle gerektirdiği için" bir payanda olarak mı kullanılıyor?

Gelenek sözcüğü, hiç mi hiç barışık olmadığı "çağdaş /modern" sözcüğünün evinde geçici ikamete zorlanmakla, geleneğe önem veren kişi ya da kurumlara "eli mahkum" bir yalakalık mı yapılıyor?

Sanmıyorum ki, Levent Çalıkoğlu başta gelmek üzere, bu sergiyi, ne "İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti" etkinlikleri kapsamında projeleştirenler, ne de ilgili ajansta bu projeye onay verenler, bu kavramların niteliği üstüne hiç düşünmedikleri gibi, bu düşüncesizliklerinin sorgulanacağına da hiç ihtimal vermemişler.

Ama açıkça belli ki, söz konusu kavramlar üstünden, birileri bir hinlik yapmaya çalışmış.

İlgili yerden gerekli maddi desteği alabilmek için, "gelenek" kavramını adeta bir yem gibi kullanmış…

Düşünmüş ki, "gelenek" denilirse, proje, iktidar adına hareket edenlere daha şirin olarak takdim edilmiş olunmakla kalınmayacak, muhafazakarlara da "bu sergi sizlerden de eserler taşıyor" mesajı gönderilerek, izlenme oranı artırılacak…

Konunun vahim taraflarından birisi de bu işte…

Kandırma, aldatma, istiskal etme, sömürme, sanatsal zıpırlık üstüne kotarılmış bir sergi…

Şimdi söyleyin bakalım ey kandırılmış "muhafazakar kuzular!"

Bu "kitsch"e bizim kaç paramızı verdiniz?

Bu proje önünüze geldiğinde, neden "Sizin kitsch''iniz beş para etmez" demediniz?

Sanattan anlayan biri yoksa aranızda, yanınızdakilere, yörenizdekilere "bu işin bir değeri var mı?" diye neden sormadınız?

Ve neden, dünya kadar işi gücü olan bizleri "Sizin kitsch''iniz kaç paralık?" deme zahmetine sokup, kıymetli zamanlarımızı çaldınız?

Neden?