
Türkiye halkı, Birinci Dünya Savaşı''nın içine çekilişinden (30 Ekim 1914) yüz yıl sonra kendi cumhurbaşkanını ''kendisi'' seçmek üzere bugün sandığa gidiyor.
Kimin seçileceği ise bellidir. Son on iki yılda halkı kucaklama kabiliyetine ve gayretine sahip olduğunu ispat etmiş bir isim (inşallah) yeni cumhurbaşkanı olarak seçilecektir.
Seçile ilgili yapılan yorumlarda ise şu husus müşterek olarak vurgulanmaktadır: ''11 Ağustos 2014 sabahı yeni bir Türkiye''ye uyanacağız.''
Kendi adıma son on iki yıldır her sabah yeni bir Türkiye''ye uyandığımı düşündüğümden yarın sabaha fevkalade bir değişiklik beklemiyorum. Ancak bu seçimin orta ve uzun vadede Kemalist-laik sistemle halk arasında kapsamı ve uygulama yönü daha iyi belirlenmiş bir ''uyum'' projesinin karşılıklı rıza ile ''emin ellerde'' gerçekleşmesinde bir dönüm noktası olacağına inanıyorum.
Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini demokratik yönetim içinde ''kendiliğinden'' verilmiş önemli bir karar olarak niteleyenlerle, günü ''bugün'' olarak yaşayan yeni kuşağın bu inanışıma katılmalarını beklememekle birlikte, sözünü ettiğim gelişmenin, dedelerinin ve babalarının tanıklıklarını kendi tanıklıklarının içinde tutarak bugünleri anlamaya çalışanlar tarafından iyi anlaşılacağını sanıyorum.
Burada kanaatimi destekleyen tarihi olgu, olay ve belgeleri ayrıntılı olarak zikredemeyeceğim için en azından Abdullah Gül de dahil önceki cumhurbaşkanlarının nasıl seçildiklerine dair tarihi kayıtlara bakılmasını istirham ediyorum.
İşin özü şudur ki, 1914 sadece Birinci Dünya Savaşı''na girme tarihi değil, aynı zamanda yeni Türkiye''nin kurulma kararının da verildiği bir tarihtir.
Tarihselcilik yapmıyorum. İttihat ve Terakki''nin üç paşasınca oluşturulan ''yeni lider'' portresinin, suretleri değişmek ama özü değişmemek üzere yüz yıldır Türkiye halkına taşıttırılması bunun karinesidir.
Bu portre sivillik simgelerini de içeren apoletli bir portredir. Söz konusu yüz yılın ortalarında halkla barışmaksızın Kemalist-laik iktidarın meşruiyet kazanmayacağını daha açık bir şekilde gören o portrelerden bir portrenin, dini halkın diniyle aynı olan birini icranın başına oturtma denemesinden itibaren, ''iktidar denkleminde halkı taraf kabul etme''ye ilişkin sistem içi arayışlar da ivme kazanmıştır.
İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki yeni dünya sisteminin etkisini de göz ardı etmemekle birlikte Türkiye''nin çok partili siyasi hayata geçişini bununla ilişkilendirmek ve hatta izleyen dönemde her on yılda bir yapılan askeri darbeleri ''halka fazla yüz verenin cezalandırılması'' olarak okumak da mümkündür.
Malum arayışın ömrü 28 Şubat''la birlikte tamamlanmıştır. Bu manada 28 Şubat, hem burnunu dikleştiren halkın burnunun kırıldığı hem de bu kırışlarla gerekli meşruiyeti kazanmanın mümkün olmadığının somut olarak anlaşıldığı tarihin adıdır. Diğer bir söyleyişle sistem asıl kendi geleceğini güvence altına almak için 28 Şubat''ta zulmettiklerinin ellerine kendisini (kontrollü olarak) teslim etmiştir.
Dolayısıyla yaşadığımız son 12 yılda halk, bu ülkenin sahibi olmanın övüncünü ve özgüvenini hissetmeye başlarken, Kemalist-laik sistem de özünü yitirerek değil, kimi köşelerinin kırılmasıyla mevcut formunda kayıplar yaşamayı ve kısmen müstemleke zihniyetinden yerlileşmeye evrilmeyi sinesine çekmiştir.
Bugünün siyaset sahnesinde gerçekçi olanlar sistemin kendisiyle, kendisini ellerine teslim ettiği (halkı temsil eden) Müslüman yöneticilerdir.
Gerçekçi olmayan hatta komik olan ise sistemin mezkur kararına karşı itiraz, inat ve isyan serdeden ''beyaz hegemonya''nın, değişimleri en azından bugünkü geldiği noktada dondurabilmek için 1949''da Şemsettin Günaltay yoluyla deneneni tekrar denemeye kalkışmasıdır.
Şemsettin Günaltay formülü DP''nin ezici bir çoğunlukla iktidara gelmesini nasıl engelleyemediyse, Pensilvanya destekli ''çatı düşükünü'' de halk adına değişimi temsil eden Recep Tayyip Erdoğan''ın cumhurbaşkanı olmasını engelleyemeyecektir.
Şimdi ''11Ağustos 2014 sabahı yeni bir Türkiye''ye uyanacağız'' savına tekrar dönerek şu hususun da altını çizmeliyim:
Evet yeni bir cumhurbaşkanı seçiyoruz ama onu iktidar ve halk ilişkileri açısından halk lehine restore edilmiş ''aynı'' sistemin içinde seçiyoruz.
Burada sosyolojizmin lugatına kapılarak oligarşiden söz edenlerin unuttukları şu hususa geliyorum: Bilinebilen tarihiyle 1.500 yıldır bu topraklara yaşayan millet(ler) bir kişinin iradesine teslim olmuş ve bu teslim oluşu kültürel bir gen gibi kanıksamışlardır. Bu, söz konusu oligarşi terimiyle benzerlikler taşısa da ''aynı'' değildir ve kendi işleyişi içinde cumhurbaşkanlığından devlet başkanlığına geçişin manivelası hükmündedir.
Yukarıda ''yeni bir uyum'' projesi demiştim. O projenin bu zorunlulukla bitişmesinin de mümkün olduğunu söylemeliyim.
O halde görünen delilleri itibariyle 11 Ağustos sabahı yeni bir Türkiye''ye uyanmayacağımız ama orta ve uzun vadede (sistemle yeni pazarlıklar ve hatta sistemi açmak yerine aşındırmak da dahil) yep-yeni dönemlere uyanabileceğiz.
Mülkün sahibi Allah''tır, tasarrufu ise insandadır ve nice samimi insan geçmişte Allah''ın izniyle nice olmaz denilenleri oldurmuş, nice mazlumu, garibi, ezilmişi en alttan alıp en yükseğe taşımıştır.
Biz bu umutla, dilek ve temennilerle seçelim, portresiyle de öncekilerden farklılaşan ''yeni adam''ı.
''Hak şerleri hayr eyler / Zannetme ki gayr eyler / Ârif anı seyreyler / Mevlâ görelim neyler / Neylerse güzel eyler.''
twitter.com/OmerLekesiz
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.