
Konu malum: İstanbul Şehir Tiyatroları Yönetmeliği''nde yapılan bir değişiklikle tiyatro repertuarının belirlenmesi genel sanat yönetmeninin yetkisinden alınarak, içinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi''nden iki bürokratın da dahil olduğu yedi kişilik bir kurula devredildi.
Bunun üzerine, kamu desteğiyle yan gelip yatmanın ötesinde, çöreklendikleri alanları kaybedilecek ''son siperdir'' anlayışıyla savunan sol-muhafazakarlar benzeri konularda yaptıkları gibi yine bastılar feryadı.
Daha dün Kenan Işık''a önce çimdikleyip, sonra kolonya dökerek, ezcümle ''Seni biz besledik, gereğini yapmıyorsun'' şeklinde azarlayıcı, nezaketsiz yazılar döşeyerek, mezkur operasyona medya desteği sağlayan sağ-muhafazakarlar da olumsuz örnekler üzerinden onların feryadını gürültüye boğmayı başardı.
Konu malum dedim aslında sorun da malum: Kimsenin tiyatronun özgürleşmesi ve ehil olanlarca yönetilmesi gibi bir derdi yok. Ortada Tek Parti zihniyetiyle örgütlenmiş, hatırı sayılır bütçesi olan bir tiyatro kurumu var; bu kurumu yıllardır sol-muhafazakarlar (farklı ideolojiden kimseyi içlerine almaksızın) babalarının çiftliği gibi kullanıyorlar; sağ-muhafazakarlar da şimdi bu çiftlikten kendileri için birkaç dönüm arpalık istiyorlar, hepsi bu!
Aslında, Radikal gazetesi ''Necip Fazıl Şehire İndi'' başlıklı haberi yaptığında, sol-muhafazakarlar bunu kahkaha ile karşılamak, sağ-muhafazakarların tepkilerini yersiz ve karşılıksız bulmak yerine, hadi tiyatronun siyaset dışı bir kurum olmasını istemiyorlar en azından halkın da temsili filan gibi gerekçelerle mevcut yapıyı biraz yenilemeyi akledebilselerdi hem demokrat bir görüntü vermiş olacaklar hem de şimdi yaşadıkları depremin şiddetini azaltmış olacaklardı.
Ancak, sol-muhafazakarlar sadece kendilerinin tiyatrodan anladıklarını, kendileri dışında herkesin bu konuda cahil olduklarını düşünerek kendilerine sanal, tek yanlı bir güvenlik ortamı oluşturmakla, kendi hakimiyetlerinin baki olacağını sandılar. Oysa ki, gözlerini biraz açabilselerdi dindar burjuvazinin ayak seslerinin Sultanahmet''in silüetini kapatan gökdelenlerden yükseldiğini duyacaklardı ama bu değişimi oldum olası anlayamadılar, gereğince yorumlayamadılar.
Buna karşılık sağ-muhafazakarlar da hiçbir konuda köklü bir değişiklikten yana olamazlar, bu bir idrak meselesidir çünkü. Kendi adlarına birkaç yıl sürebilecek faydayı garantilemeye çalışmak yerine, sol-muhafazakarların yapamadıkları açılımı onlar dayatsalardı, maddi kaynakları mahalli idarelerden sağlanan ama yönetim yapısı ve çalışma şartları itibariyle sivil, demokrat bir kurum önerisi yapsalardı bundan hem kendileri hem de mevcut iktidar uzun vadeli yarar sağlardı. Ama dediğim gibi bu bir idrak meselesidir ve onların iktidardan nemalanmaktan öte, onu daha da güçlendirmek gibi bir dertleri yoktur.
Neticede tiyatro meselesiyle ilgili şu noktaya geliyoruz: Bunca kapışan, restleşen var ama tiyatroda yenileşme, gelişme, sivilleşme isteyen yok; iki taraf da kendince ''hakkını yedirmeme'' ve ''temellük etme'' savaşı yürütüyor ama iki tarafta da kurumun siyasi iradeye bağımlı olmasından yana. Çünkü iki taraf da devletçi ve iki taraf da fedakarlık, hizmet esasına göre değil geçici beslenme esasına göre davranıyor.
Dikte edildiği ilk günden beri bir komedi melzemesine dönüşerek madara olan muhafazakar sanat, şimdi tiyatro merkezli olarak bakıldığında sol''un ve sağ''ın müşterek tutkusu şeklinde görünüyor. Bu nedenle, sol-muhafazakarların, muhafazakar sanatla ilgili beyanlarla tiyatro meselesinin eş-zamanlı olmasını adım adım kotarılmış bir tertip gibi göstermeleri romantik itirazdan öte bir anlam taşımıyor. Konu muhafazakarlık olunca birinin diğerinden geriye kalır yanı yok çünkü.
Tiyatro kaç kişinin öncelikli meselesidir, bu da ayrı bir tartışma konusu. Kendi adıma taklidin taklidi durumundaki hiçbir şeyi sevmem dolayısıyla tiyatroyu da sevmem. Fakat bu ülkede birileri sanatsal gereklilik, çağdaşlık, eğlence, zaman öldürme filan adına tiyatroyu seviyor, önemsiyorsa bunların da desteklenmesinin, uygun araç ve alanlara sahip kılınmalarının gerektiğine inanıyorum.
Konu, tiyatro yönetimine adam sokma, sokturmama mücadelesi olarak sürdürüldüğü, zamanın şartlarına ve sivil anlaşıyışa göre yapısal bir düzenleme yapılmadığı sürece tiyatro bu malum tartışmalardan hiçbir şey kazanamayacaktır.
Sonuç olarak, devlet tarafından beslenen bir tiyatro var, bu tiyatroda -şimdilik- kişilerin değişmesinden kaynaklanan bir problem var ve bu tiyatronun tiyatrosunu oynamaya kararlı olanlar var.
Bu durumda ''hadi sırayla önce biriniz çalın, sonra oynayın biriniz'' demekten başka bir şey gelmiyor aklıma.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.