Seçimin kesin sonucu, enerjisini iç tartışmalarla boşa harcamak zorunda kalacak bir Türkiye tablosunun üretilmiş olmasıdır.
Nitekim, AK Parti'nin en büyük parti olma vasfını korumasına rağmen, tek başına iktidar olmamasının neden ve sonuçları başta olmak üzere, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın sakıncalarına ısrarla dikkat çektiği koalisyona mecbur kalınması, CHP'nin gözle görülür bir erimeye uğramasına rağmen kuyruğu dik tutmaya çalışması, ırkçı partilerdeki oy artışı tartışılmaya başlandığı gibi, koalisyonlu iktidar alternatifleri, azınlık hükumeti kurulması ihtimali ve erken seçime gidilmesi de tartışılmaya başlandı.
Bunca iç meselelerin konuşulduğu ve belli ki bir süre daha konuşulacağı bu ortamda, Türkiye'nin ateş ve acı içinde kıvranan sınır ötesiyle ilgili bir doğru ve etkili bir politika üretemeyeceğine, ekonomisini gereğince yönetemeyeceğine, çözüm sürecini tamamlayacak güçlü bir iradeden yoksun olacağına, bidayetinden beri iç işlerimize müdahale etmek için yeni fırsatlar kollayan Amerika, İsrail, İngiltere ve Almanya gibi devletler karşısında savunmasız kalacağımıza dair önemli konular ise gereğince konuşulamayacak.
Kısaca Türkiye, kendi canının derdine düşecek, sadece kendi iç sorunlarını tartışacak, geçici plan ve programlarla yönetilmeye mahkum olarak enerjisini israf eden bir ülkeye dönüşecek.
Bu tablodan bakıldığında, son iki yıldır deyim yerindeyse “beli kırılmış bir Türkiye yaratmak” için beddua seansları gibi mistik arayışlar da dahil elindeki yerli ve yabancı her imkanı seferber eden Paralel Yapı'nın başarılı olduğuna hükmetmek gerekiyor.
Hatta Paralel Yapı'nın mevcut olumsuz tablonun üretilmesiyle de yetinmeyeceği, malum amaçlarını gerçekleştirmede en büyük engel olarak gördüğü Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı dar köşeye sıkıştırmak için, gerek kendi gerekse besleme yazarları yoluyla çirkeflikte gemi azıya alacağı da tahmin dışı değildir.
Bu durumda, Paralel Yapı'nın ilk bakışta üretmekte başarılıymış gibi göründüğü “enerjisini iç problemlerin tartışılmasıyla harcayan Türkiye tablosu”nu kimler, nasıl değiştirilebilir?
Bu soruyu, “bin yıllık devlet geleneği” diskuru eşliğinde, sadece AK Parti'nin değil, diğer partilerin de vatansever oluşlarına bağlayıp, ırkçı HDP'yi “bile” bu tanıma sığdırarak, “ideal planda” cevaplamak elbette mümkündür.
Gerçeği emzirenin zaten ideal bakış olduğunu düşündüğümüzde bu gerçek dışı bir cevap da olmayacaktır, ancak görünenle, yani fiili durumla mütekabiliyetleri açısından sorunlu bir cevap olacaktır.
Dolayısıyla bu sorunun doğru cevabı, tek başına iktidar olamasa da yine AK Parti'de ve “yan gelip yatmayı değil, milleti için gece gündüz çalışmayı vadetmiş olan” Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın güçlü bir Türkiye'den yana oluşunda aranmalıdır.
Paralel Yapı elemanlarının, seçim gecesinin ilk yorumlarında, Ak Parti'yi kesin bir zaafa uğramış gibi göstererek, konuyu Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın hareket alanının kısıtlanacağına, artık hükümetleri yönlendiremeyeceğine, emekliliği kanıksamış bir memur gibi görev süresinin dolmasını sessizce bekleyeceğine dayamaları da gösteriyor ki, Türkiye'nin enerjisini ancak ve ancak AK Parti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan doğru yöne kanalize edebilecek, israf edilmesini önleyebilecektir.
Çünkü, Paralel Yapı'nın örgütlediği legal ve illegal unsurlardan oluşan “tek cephe”nin bunca yoğun, hatsiz ve ahlaksız saldırısına rağmen, AK Parti yine merkezdedir ve Cumhurbaşkanı herhangi bir yıpranmanın muhatabı değildir.
İşte bu nedenle, Paralel Yapı'nın başarmış gibi göründüğü söz konusu oyunu yine AK Parti ve Cumhurbaşkanı Erdoğan bozabilecektir.
AK Parti halen öndedir, büyüktür ve baştadır. Onun “belirleyici” olmayacağı bir siyasi çözüm yoktur. Türkiye'nin zaman kaybetmeden, ekonomik ve politik manada mevcudundan geriye düşmeden yürüyüşünü sürdürebilmesinde AK Parti'yi milletiyle baş başa bırakan partiler ise eski zamanlardakine oranla çok daha kısa sürede ve çok daha etkili olarak millet nezdinde güç kaybına uğrayacaklardır.
Nitekim, köhnemiş zihniyetiyle CHP, hamasetçi saplantılarıyla MHP, terörle arasına mesafe koyamayan HDP, Paralel Yapı'nın kendilerine dayattığı “enerjisini boşa harcayan bir Türkiye'yi yaşatma” çabasına taliptir ki, buna rıza gösterilemeyeceğinden, en uygun zamanda erken seçime gidilmesi kaçınılmazdır.
Artık karşılarında huzurunu kaçırdıkları, düzenini bozdukları, enerjisini israfa kalkıştıkları Türkiye milleti ve onu tek başına temsil eden (sadece sakalı traş edilmiş) bir AK Parti olacaktır.
twitter.com/OmerLekesiz