Bir mumun ışığı kadar titrek ama bir o kadar da güzel...

00:0013/03/2010, Cumartesi
G: 3/09/2019, Salı
Osman Tanburacı - Cumartesi

Hiç düşündünüz mü?Hayat kiminle nasıl kolkola gider?Kim kimi tamamlar?Hayatın, ibadet yolu dışında ruhu zenginleştiren duyguları, acaba hangi uğultulu tepelerden ya da batmakta olan günde yarı beline kadar ufka gömülmüş güneşin kumsala vuran kızıl renkli ateşinden yansır…Hiç düşündünüz mü?***Herkesin içinde mutlaka onu kendisi yapan sanatsal kırıntılar vardır… Bunları keşfetmek de zaman alır… Farkında bile olmayız çoğumuz bizdeki cevherlerin. Taa ki biri bulup çıkara… Ya ana baba ya eş dost ya sevgili…

Hiç düşündünüz mü?

Hayat kiminle nasıl kol

kola gider?

Kim kimi tamamlar?

Hayatın, ibadet yolu dışında ruhu zenginleştiren duyguları, acaba hangi uğultulu tepelerden ya da batmakta olan günde yarı beline kadar ufka gömülmüş güneşin kumsala vuran kızıl renkli ateşinden yansır…

Hiç düşündünüz mü?


***

Herkesin içinde mutlaka onu kendisi yapan sanatsal kırıntılar vardır… Bunları keşfetmek de zaman alır… Farkında bile olmayız çoğumuz bizdeki cevherlerin. Taa ki biri bulup çıkara… Ya ana baba ya eş dost ya sevgili… Okuldaki eğitmenlerimiz de bu hasletlerin baş kaşifidirler…

Bir gün müzik dersinden çıktık üç beş arkadaş, Beyoğlu''nda dolaşıyoruz…

İçimden bir ses beni silkeledi…

Hayattan tat almak istiyorsan önce kendi kendini yetiştir…

Oku, araştır, öğren…

Bilmediğini sor…

Sorduğunu dinle,

anla, unutma…

Kendimi keşfetmem, okulla gittiğim ilk temsil olan Kanlı Nigar''la başladı…

Birsen Kaplangı''nın oyunu beni çok etkilemişti…

Ama beni esas etkileyen, müzik hocamızın şu sözleriydi;

''Aferin, çalışmışsın, solfej tamam, elini doğru vuruyorsun ama evladım sen ''do''ya da ''do'', ''si''ye de ''do'' diyorsun…

Senin notalarının hepsi do!...

Anladım ki hocam bana, ''Kulağın yok ama öğrenme gayretin çok olduğu için sana ''beş'' veriyorum'' demişti…

Bu sözlerden çok etkilenmiştim…

Dedem sporcu-müzisyen Tanburacı Osman Pehlivan olduğu için de aklıma ilk düşen müzikle ilgilenmek oldu. Ne yalan söyleyeyim, genlerden bana da geçeceğini sanmıştım müziğin. Aldanmışım… Dedem iyi bir pehlivan olduğu kadar, iyi bir tambura üstadıydı. Rumeli türkülerinin büyük bir kısmı onundu…

Velhasıl benim bu müzisyenlik sevdam çok kısa sürdü…

Hocama inat, ''Oğlum senin sesin yok ama gayretin var'' lafından hareketle, bir melodika aldım. Günlerce üzerinde çalıştım… Olmadı olmadı… Kabına koydum, hala çalışma odamın baş köşesinde durur. Bakar bakar kendimi kutlarım, melodikaya mağlubiyetimi hiç sorun etmediğim için…

Sonra, bir zamanlar tiyatro oyunculuğu yapmış ve ünlü tiyatro sanatçısı ve yönetmeni Vasfi Rıza Zobu''nun takdirlerine mazhar olmuş babamın tavsiyesiyle, oyunlarına hayran olduğum Ulvi Uraz''ın tiyatrosuna giderek 6 ay kadar ondan tiyatro dersleri aldım… Galatasaray''da okuyor, belirli günlerde Sıraserviler''deki Ulvi Uraz Tiyatrosu''na giderek sahne tozu yutuyordum…

Bir gün provada elime bir tepsi verdiler ve sahneye ilk adımımı attım. Tepsidekileri misafirlere ikram edecektim… Hepsinin önünde reverans yaparak eğilecek ve ikramda bulunacaktım… Pek de güzel becerdim… Sonra''dan Ulvi Bey babama, ''Ses tonu çok güzel yeteneği de var aman bırakmasın'' demiş…

Tam sevdalanmışken, futbol girmez mi araya…

Okul, tiyatro, futbol… Sevgiliyle buluşmalar…

Gönlüm topta kaldı.


***

Sporculuğu yetenek sergileme olarak gördüğüm için, futbolu da hep sanat şemsiyesi içine sokmuşumdur. Futbol da güzel sanatların bir kolu… Bir sanat gösterisi. Estetik ve görsel bir sunum…

Yeşildirek''te başlayan, İstanbulspor''la devam eden futbol aşkım, sonunda beni gazeteciliğe sürükledi… Victor Hugo, Dostoyevski, Varlık Yayınları, Ömer Seyfettin, şair Rıza Polat Akkoyunlu ve daha bir çok sanatçıyla benliğimi saran yazı dili beni edebiyat dünyasına çekti… Şiirler yazdım, küçük hikaye denemelerim oldu… O tarihlerde Anadolu''nun muhtelif yerlerindeki gazetelere yazılarımı yolluyor, merakla yayınlanmasını bekliyordum… Sonunda içimde edebi yön daha fazlaymış ki oraya sarktım ve bir daha da kopmadım…

Hayat öyle hızlı akıp gidiyor ki yakala yakalayabilirsen…

Şimdi ne yapıyorum?

Topun peşinden yuvarlanan hayatımdan fırsat bulduğumda, sanat etkinliklerine katılıyorum. En büyük zevkim; resitallere gitmek… Solo şarkılar dinlemek, dünya sanatçılarının Türkiye duraklarındaki konserleri…

Ve de hepsinin sanata olan duyarlı hallerinden dolayı ünlü kuruluşlarımızın, yaşamımıza soktuğu ''sanatevleri''ndeki etkinlikler…

Bayılıyorum.

Bir cumartesi sabahı…

Ya da pazar…

İstanbul moderni dolaşmak ve de makiato içmek…

Resim galerilerini dolaşmak…

İstanbul''u seyretmek uzaktan…

Tepelerden…

Tahta bir masada saatlerce gazeteleri okumak…

Akşamına maç yoksa eğer; Babillon, Lütfi Kırdar… Tiyatrolar…

Türk musikisi…

Ve de jazz… İçim ığıl ığıl oluyor jazz dinlerken…

Ya da sultan-i yegah…

Farklı demeyin sakın,

Çok perdeli bir tiyatro hayat…

Birbirine geçişli…

Bir mumun ışığı kadar titrek ama bir o kadar da güzel…

Ama asla yalnız değil!