
Ramazan geldi, hoş geldi. Takvimler bunu söylüyor. Minarelerin ışıkları, sofraların telaşı, çocukların sabırsızlığı da… Fakat sanat dünyasına bakıyorum; sanki takvimle arası biraz limoni. Ramazan kapıyı çalmış ama içeriden bir ses gelmemiş gibi. Zil çalmış, güvenlik kamerası kaydetmiş, fakat kapı açılmamış.
Dünyanın önde gelen sanat kurumlarının sosyal medya hesaplarına şöyle bir göz gezdirin: Tate’inden Louvre’una, MoMA’sından V&A’sine kadar pek çok kurum “Ramadan Mubarak” demeyi ihmal etmedi. Kimisi koleksiyonundan İslam sanatına dair bir eseri paylaştı, kimisi iftar sofralarının kültürel anlamına değindi, kimisi Müslüman sanatçıları öne çıkardı. Küresel sanat dünyası, en azından sembolik düzeyde, Ramazan’ın farkında.
Bizde ise durum daha sofistike. Daha teorik. Daha “ilkesel”.
Sanki Ramazan’ı tebrik etmek, sergi salonuna seccade sermekle eşdeğer bir eylemmiş gibi bir tedirginlik var. Oysa kimse küratöryel metnin başına besmele yazılsın demiyor. Kimse bienalin temasını “oruç ve çağdaşlık” olarak belirleyelim diye bir öneri getirmiyor. Sadece bu toprakların sosyolojisini görmezden gelmeyelim deniyor.
Türkiye’de kültür-sanat kurumlarının önemli bir kısmı, Ramazan söz konusu olduğunda ani bir “nötrleşme” performansı sergiliyor. Öyle bir nötr ki, İsviçre bankası kadar tarafsız. Laiklik ilkesi adeta görünmez bir panik butonu gibi devreye giriyor. “Aman ha, bir şey yapmayalım.” Çünkü bir paylaşım yaparsak modernlik zedelenir sanılıyor. Oysa modernlik, toplumsal gerçekliği inkâr etmekle değil, onu çoğulcu bir biçimde kavramakla inşa edilir.
Burada asıl mesele dinî bir ayın sanata taşınması değil; bu toplumun kültürel hafızasının sanat alanında ne kadar temsil edildiği. Ramazan sadece ibadet takviminin bir başlığı değil; aynı zamanda bir estetik atmosferdir. Mahyalar bir ışık tasarımıdır. İftar sofraları bir kamusal performanstır. Teravih çıkışındaki kalabalık bir koreografidir. Karagöz’den meddaha, Ramazan davulcusundan hat geleneğine kadar uzanan geniş bir kültürel repertuvar vardır.
Ama biz bu repertuvarı çoğu zaman folklor rafına kaldırıyoruz. Orada dursun, tozlanmasın ama sahneye de çıkmasın istiyoruz.
İlginç olan şu: Aynı kurumlar Noel geldiğinde ya da Pride haftası başladığında çok daha rahat bir kültürel refleks gösterebiliyor. Küresel ağın parçası olmanın gereği olarak. Bu da gösteriyor ki mesele “ilke” değil, mesele hangi sembolün uluslararası sanat lügatinde daha risksiz olduğu.
Oysa Ramazan bu coğrafyada bir gerçeklik. Üstelik sadece muhafazakâr mahallelerin değil; seküler hayat süren insanların bile çocukluk hafızasında yer eden bir zaman dilimi. Davul sesiyle uyanmak, iftar topunu beklemek, mahya yazılarını okumak… Bunlar kolektif belleğin parçaları.
Sanat dünyası sürekli “mekânın hafızası”, “toplumsal bellek”, “kamusal alanın dönüşümü” gibi kavramları tartışıyor. Fakat konu Ramazan olunca, hafıza birden bire kişisel alana çekiliyor. Kamusal görünürlük askıya alınıyor. Sanki Ramazan’dan söz etmek, estetik alanı ideolojik bir alana dönüştürürmüş gibi bir korku var.
Belki de asıl ideolojik olan bu suskunluk.
Laiklik, kamusal alandan dinin tüm izlerini silmek değildir. Laiklik, farklı inançların ve inançsızlıkların bir arada var olabileceği zemini kurmaktır. Eğer sanat kurumu bulunduğu toplumun kültürel ritmini tamamen görmezden geliyorsa, bu bir tarafsızlık değil, seçici bir görünmezliktir.
Ramazan sanat dünyasına gelmedi mi? Geldi elbette. Kapıda bekliyor. Hatta kimi genç sanatçılar atölyelerinde bu ayın ruhunu işlerken belki de yeni estetik formlar arıyor. Fakat büyük kurumların cam cephelerinden içeri sızamıyor. Çünkü içerideki iklim kontrollü. Duygular da, semboller de, mevsimler de belirli bir dozda kabul ediliyor.
Oysa sanat dediğimiz şey biraz da risk almak değil midir? Toplumsal olanla temas etmek değil midir? Bu ülkenin takviminde Ramazan varsa, sanat takviminde de bir karşılığı olmalı.
Belki mesele Ramazan’ı içeri buyur etmek değil; kapıyı aralamak. Çünkü kapı kapalı kaldıkça, içerideki sessizlik estetik değil, steril bir boşluk üretir.
Ve sanat, steril alanlarda değil; hayatın tam ortasında nefes alır.
BIST isim ve logosu "Koruma Marka Belgesi" altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BIST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BIST'e ait olup, tekrar yayınlanamaz. Piyasa verileri iDealdata Finansal Teknolojiler A.Ş. tarafından sağlanmaktadır. BİST hisse verileri 15 dakika gecikmelidir.